Üniversiteye giriş sınavı kalkabilir mi?

Başbakan’ın ÖSYM sistemini kaldırma teklifi basit bir seçim öncesi yalanı, uygulanamaz. Merkezi yerleştirmenin kaldırılması çok daha kötü sistemlere yol açar.

Başbakan dün CNN Türk’e bir röportaj verdi. Küçük bir kısımda da YÖK’e ve üniversiteye öğrenci yerleştirme sistemine değindi. Radikal‘in manşet yaptığı haberden:

Ben YÖK’ün mevcut sisteminin değiştirilmesinden yanayım. Niçin üniversiteler kendi öğrenci alımlarını yapmasın? Niçin böyle merkeziyetçi bir sistem? Kaldıralım bu sistemi. Oturalım, bunun üzerinde konuşalım. Devlet üniversitelerinin bir kısmı bu işi kendi içinde merkezi sistem yapabilir mi, bunu da değerlendirelim. Bana kalsa, her üniversite kendi seçimini kendi yapsa kendi öğrencisini imtihanla kendisi alsa. Bu çok daha rahatlatacaktır. O zaman yüz binlerce insan, milyonlarca kişi üniversite kapısında kuyruk olacak değil.

Tabii bunu çok ciddiye almamak lazım. Referanduma iki gün kala bir yandan ÖSYM mağdurlarının ağzına bir parmak bal çalıyor, bir yandan da evet çıkarsa bu değişiklikleri de yaparız demeye getiriyor. Oysa ki ÖSYM sisteminin anayasayla hiç ilgisi yok. Sekiz senedir aklınız neredeydi derler adama.

Yıllardır herkes merkezi üniversite seçme/yerleştirme sınavının (ÖSS, ÖYS, LYS, vs.) kötülüklerinden dem vurur. Başbakan da bu damara çalışıp puan toplamaya çalışıyor. Söylediği gerçekleşmeyecek çünkü mümkün değil. Merkezi sınav kötü bir sistem, ama Türkiye’nin şu anki durumunda diğer sistemler çok daha kötüdür.

Bu yıl LYS’ye yaklaşık 1.856.000 kişi girdi, bunların yarısından azı, yaklaşık 784.000’i bir tercih yapabilme eşiğini aştı. Her üniversite kendi seçimini kendi yapsa bu sayı azalmaz, neden azalsın ki? Yine milyonlar kuyrukta bekleyecek, ve bu sistem çok daha kaotik olacak.

Birinci kaos adaylar için: Kimse bir tek üniversiteye başvurup kalacak değil ya; şanslarını arttırmak için 10,15, belki 50 üniversiteye başvuracaklar. Bir tek sınava girmenin stresi sizi yoruyorsa bir de şunu düşünün: Her üniversitenin başvuru sürecine gireceksiniz (ayrı ayrı ücret ödeyerek), paranız yetiyorsa şehirden şehire dolaşacaksınız, yorgun ve bitkin halde sınava/mülakata girip binlerce kişi arasından sivrilmeye çalışacaksınız. Bütün bu işlemler dar bir zamanda yapılacağı için çakışmalar olacaktır, bu yüzden belki en fazla 5-6 üniversiteye başvurmak mümkün olacaktır.

“Hiç olmazsa, üç saatlik bir çoktan seçmeli sınav yerine, kişisel üstün özelliklerimi sergileyerek kabul alırım” düşüncesindeyseniz yanılıyorsunuz. İkinci kaos üniversite idarelerinde yaşanacak. Girmeyi en çok istediğiniz Boğaziçi, İTÜ, ODTÜ gibi üniversitelerin her bölümüne onbinlerce başvuru gelecektir. Bütün bu başvuruları incelemeye kaç adam ayrılacak? Hocalar işi gücü bırakıp sadece başvurulara baksalar bile işlemleri vaktinde bitiremezler, nerede kaldı adayların karakterini incelemek.

Bütün bu söylediklerim denenmiş şeyler. Zaten merkezi sınav da bu yüzden ortaya çıktı. ÖSYM’nin sitesindeki şu alıntı bu ihtiyacı anlatıyor:

Cumhuriyet döneminde, 1960’lı yıllara gelinceye kadar lise mezunları az olduğundan pek çok fakülte, kendisine başvuran bu mezunları sınavsız kabul etmiştir. Kontenjanlarını aşan bir taleple karşılaşan fakülteler seçme işini, genellikle şu yolların birini izleyerek yapmıştır: (a) Başvuru sırasını dikkate alma ve ihtiyaç kadar adayı kabul ettikten sonra kayıtları durdurma, (b) Fakültede verilen eğitimin niteliğini dikkate alarak liselerin fen ya da edebiyat kolu mezunlarını kabul etme, (c) Başvuranları lise bitirme derecesine göre sıralayarak bu sıraya göre öğrenci alma.

Lise mezunlarının artması ve lise dengi okul mezunlarına da yükseköğretime başvurma hakkı verilmesiyle, yukarıda özetlenen öğrenci seçme yöntemleri ihtiyaca cevap veremez duruma gelmiş; fakülteler kendi amaçlarına uygun giriş sınavları düzenlemeye başlamıştır. Bu son durumda öğrenciler, sınavlara katılabilmek için ülke içerisinde şehirden şehire koşuşturmak zorunda kalmışlar; aynı gün ve saatlere rastlayabilen sınavlardan birine katılıp diğerine katılamama durumlarıyla karşı karşıya kalmışlardır. Bu durum, adaylar ve velileri arasında önemli yakınmalara yol açmıştır.

1960’lı yıllarda, önce bazı üniversiteler kendileri için giriş sınavları düzenlemeye başlamışlar; sonra bazı üniversiteler bu amaçla birlikte hareket etme yoluna gitmişlerdir. Aday sayılarındaki artış, sınavlarda çok sorulu ve objektif tip testlerin hazırlanmasını, başvurma, puanlama, seçme ve yerleştirme, sonuçları bildirme gibi işlemlerde bilgiişlem yöntem ve araçlarından yararlanılmasını gerektirmiştir.

1974 yılında, Üniversitelerarası Kurul, üniversiteye giriş sınavlarının tek merkezden yapılmasını uygun bulmuş ve 1750 sayılı Üniversiteler Kanununun 52. Maddesine dayanarak 19 Kasım 1974 tarihinde Üniversitelerarası Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezini (ÜSYM) kurmuştur. Üniversitelere öğrenci seçme ve yerleştirme işlemleri, 1981 yılına kadar bu merkez tarafından yürütülmüştür.

1981 yılında, Merkez, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 10. ve 45. maddeleriyle Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) adı ile Yükseköğretim Kurulunun bir alt kuruluşu haline getirilmiştir.

Yani, merkezi sınavın YÖK’le veya baskıcılıkla filan bir ilgisi yok. Basitçe, aşırı talebi dengelemenin bir yolu bu sınav. Merkezi sınav kaldırılırsa üniversiteler başvuruları hakkaniyetle yönetemezler. Neler olabilir?

  • Üniversiteler kayırmacılıkla veya ideolojik saiklerle öğrenci alır. İyi bir öğrenci, dünya görüşünden veya aile yapısından dolayı hakettiği bir üniversiteye girme imkanını kaybeder. Kötü öğrenciler, sırf aile veya camia bağları ile iyi okullara girebilir. Toplumsal hareketlilik ve sınıf değiştirme imkânı azalır. Beşik ulemalığı hortlar.
  • Bazı üniversiteler sınavla, bazısı kurayla, bazısı başvuru sırasıyla kabul eder. Farklı üniversitelerin öğrenci kalitesini karşılaştırmak imkansızlaşır. Karışık idrak seviyesindeki öğrencilerle karşı karşıya kalan hocalar nasıl ders anlatacaklarını şaşırırlar.
  • Her üniversite öğrencisini sınav yaparak seçse bile sınavların kalitesi farklılık gösterecektir. Sınav emniyeti de zayıf olacaktır.
  • Bir süre sonra bazı özel kurumların (mesela dersanelerin) hazırladığı, ABD’deki GRE ve TOEFL benzeri sınavlar ortaya çıkacaktır. Başvuru sürecinden yılan üniversiteler, kabul şartlarını bu sınavlara bağlayacaklar. Yani bütün bu kaostan sonra yine aynı sisteme dönülecek. Tek fark ÖSYM’nin fiilen özelleştirilmesi olacak. Sınav güvenilirliği ve emniyeti açısından bir fark olur mu bilemem, ama sınav ücretinin çok daha yüksek olacağı kesin.

Özetle, kimse popülist politikacıların yalanlarıyla heyecana kapılmasın. Üniversiteye girişteki asıl problem talebin arzdan çok daha fazla olmasıdır. Bu durum değişmeden ÖSYM sisteminin kaldırılması çok daha büyük haksızlıklara ve hoşnutsuzluklara yol açar.

Reklamlar

Kaan Öztürk hakkında

Kaan Öztürk İstanbul’da doğdu. İstanbul Lisesi ve Boğaziçi Fizik mezunu. Rice Üniversitesi‘nde uzay fiziği alanında doktora yaptı. Işık ve Yeditepe üniversitelerinde ders verdi. 2015-2016 döneminde Rice'da ziyaretçi araştırmacı olarak çalıştı. Bugünlerde Sabancı Üniversitesi'nde optimizasyon ve yapay öğrenme konularında doktoraüstü araştırmacı olarak çalışıyor.

11 Eylül 2010 tarihinde Akademik, Akademik Hayat içinde yayınlandı ve , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. Yorum yapın.

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: