Cepteki frankenştayn

Cep telefonları kanser yapar mı? Araştırmalar yapmadığını gösteriyor, ama yersiz bir panik düzenli aralıklarla manşetleri işgal etmeye devam ediyor. Geleneksel cep telefonu fobisi şenlikleri bu yıl da tüm yurtta coşkuyla kutlanıyor.

Önce Meclis Kanser Araştırma Komisyonu bir rapor hazırladı. Rapordaki bir yığın makul uyarı bir yana bırakıldı, “ cep telefonları, baz istasyonları ve yüksek gerilim hatlarının direkt olarak kanser yapıcı yönde bir delil ortaya koymadığı, ancak mevcut dolaylı veriler nedeniyle dikkat edilmesi gerektiği” ifadesi büyütüldü de büyütüldü.

Ardından, Sağlık Bakanlığı yangına körükle gitti, hiç bir bilimsel temeli olmamasına rağmen, cep telefonlarının ciddi tehlike yarattığını ilan etti. Oysa ki geniş çaplı araştırmalar, cep telefonu kullanımının kanser ihtimalini artırmadığını gösteriyor.

Sağlık Bakanlığı’nın komisyon raporuna kendi imkanlarımla (yani internetten) ulaşamadığım için ne gibi araştırmaları değerlendirdiklerini inceleyemedim. Onun yerine kendi araştırmamı kendim yaptım. Çok uğraşmam gerekmedi; başta World Health Organization olmak üzere birçok kurumun desteğiyle çok kapsamlı araştırmalar yapılmış bile. Sonuç: Cep telefonları kanser yapmıyor.

Önce, öküz altında buzağı arayanlar için bir açıklama: Hiç bir cep telefonu şirketiyle, normal ücretli abonelik dışında, doğrudan veya dolaylı bir çıkar ilişkim yok. Bu yazının tek amacı kitle histerisi haline dönüşen bir safsatayı çürütmek, kafası karışanlara mevcut tıp ve fizik bulgularının rehberlik etmesini sağlamaktır.

Tıbbi bulgular

Cep telefonlarının (genel olarak radyo dalgalarının) kanser yapıp yapmadığı uzun zamandır inceleniyor ve sonuçlar hep negatif. Bu konuda yakın zamanda tamamlanan en kapsamlı inceleme, Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı (International Agency for Research on Cancer — IARC) tarafından koordine edilen “Interphone” araştırması. Bu araştırma 13 ülkede (Almanya, Avustralya, Danimarka, Finlandiya, Fransa, İngiltere, İsrail, İsveç, İtalya, Japonya, Kanada, Norveç ve Yeni Zelanda) beş binden fazla beyin kanseri vakasını inceledi. Araştırmanın sonuçları International Journal of Epidemiology dergisinin 17 Mayıs 2010 sayısında yayınlandı.

Interphone araştırmasının sonucuna göre, cep telefonu kullanımı en yaygın iki beyin tümörünün (glioma ve meningioma) oluşma riskini artırmıyor. Ayrıca telefonla konuşma süresi veya kaç yıl telefon kullanıldığı da riski artırmıyor. Telefonda en çok zaman geçirenler arasındaki küçük bir grupta glioma riskinde biraz artış görülse de, araştırmacılar bu farkı istatistiksel olarak anlamlı bulmuyor.

(İstatistiksel anlamsızlık şu demek: Düzgün bir parayı on kere atarsanız mesela altı yazı dört tura gelebilir. Bu fark anlamsızdır çünkü parayı bir milyon kere atarsanız yazı-tura oranı eşit olmaya çok yaklaşır, 6-4’de kalmaz.)

Başka araştırmalar, akustik neuroma denen bir tümörün riskinin de cep telefonu kullanımı ile artmadığını gösteriyor. Bazı araştırmalarda başın telefonun kullanıldığı tarafında daha fazla tümor oluştuğu ifade edilse de, bu sonuç güvenilir değil, çünkü tümörü hasbelkader telefonu tuttuğu tarafta çıkan hastalar “telefonumu o tarafta kullanıyordum” deme eğiliminde oluyorlar.

Cell Phones and Cancer Risk sayfasında beyin kanseri ve cep telefonu ilişkisine dair benzer araştırma sonuçlarının özetleri mevcut. Bütün araştırmalar ya hiç bir ilişki bulamıyor, ya da çok zayıf ve tekrarlanamayan sonuçlar bildiriyor.

Fizik ne diyor?

Kanserin molekül seviyesindeki sebebi, genetik malzemeyi barındıran DNA’da kopmalar olması ve DNA’nın sağlıklı yapısının kaybedilmesidir. Kimyasallar, virüsler ve enerjik radyasyon sonucunda DNA molekülü kırılıp yanlış şekilde birleşebilir. Bu mutasyonların bazıları kansere yol açar.

Fizikte “radyasyon” terimi genel olarak bütün elektromanyetik dalgaları tarif eder. Görünür ışık, radyo dalgaları, mikrodalgalar, morötesi, X ışınları, vs. topuna birden radyasyon denir (Lat. “radius” = “ışın”). Radyasyon ile madde (moleküller) etkileşebilir, ama sadece ve sadece molekül için müsait olan dalga boylarında.

Vücudumuzu oluşturan organik moleküllerin bağlarının belli dalga boylarındaki radyasyon ile kırılması mümkündür. Söz gelişi, görünen ışıktan daha kısa dalga boylu (daha enerjik) olan mor ötesi ışınlar DNA’yı kırıp deri kanserine yol açabilirler. Daha da enerjik olan X ışınları vücudun içinden geçebildiği için, vücut içinde herhangi bir yerde tümör yaratabilir. Ama her radyasyon aynı değildir. İletişimde kullandığımız mikrodalga ve radyo dalgaları organik moleküllerle etkileşmeden geçer giderler. DNA’nın molekül bağlarını kıracak enerjiye sahip olmadıkları için kansere yol açmazlar.

Su moleküllerinin iyonlaşması sonucu oluşan serbest radikaller de DNA’nın kırılmasına yol açabilirler, ama radyo ve mikrodalga suyu iyonlaştırmaz.

Az miktarda radyo dalgası birşey yapmayabilir, ama şimdi her alet radyasyon yayıyor, bunların birikmesi bir zarar verebilir mi? Hayır; ve bunu aslında Einstein cep telefonlarından çok önce, 1905 yılında ispatladı. Fizikteki “fotoelektrik etki”ye göre, eğer radyasyon maddeyle etkileşiyorsa, ışın şiddetini artırmak etkileşen molekül sayısını artırır, fakat etkileşme yoksa daha fazla ışın vermek hiç bir şeyi değiştirmez. Eğer dalga boyu uygun değilse, gücü ne kadar artırırsanız artırın birşey olmaz.

Üsküdar’da durup Boğaz’ın öte yakasına, 1 kilometre mesafedeki Beşiktaş’a taş attığınızı düşünün. Bir milyon taş bile atsanız hiç biri Beşiktaş’a ulaşmayacaktır, birikme etkisi söz konusu değildir. Radyo dalgalarının DNA’yı kırma ihtimali ise, attığınız taşın 20 kilometre ötedeki Yeşilköy havaalanına ulaşma ihtimali kadardır.

Peki ama mikrodalga fırınlar et pişiriyor. Cep telefonları mikrodalga kullanıyor. O zaman beynimiz pişmez mi? Ona da hayır. Birincisi, fırınlardaki mikrodalga şiddeti 100 Watt kadar, telefonlardaki ise bunun onbinde birinden az, birkaç miliwatt seviyesinde. Fırındaki mikrodalga ışınlar yemeğin dış kısmını ısıtır, ısı içeriye doğru iletimle nüfuz eder. Telefonun yaydığı mikrodalgalar da deriyi azıcık ısıtır, ama bu ısıtma meselâ güneşin kafanızı ısıtmasından çok daha zayıftır. Doğal soğutucumuz olan kan dolaşımı bu ısınmayı hemencecik ortadan kaldırır.

Yani, cep telefonlarının beyne etkisi deneysel olarak gözlenmediği gibi, teorik olarak da böyle bir etki olması beklenemez. Robert Park’ın “Cellular Telephones and Cancer: How Should Science Respond?” makalesinde ve “Voodo Science” kitabında daha fazla ayrıntı bulabilirsiniz.

Peki bu yok mu demek?

Bir şeyin yokluğunu ispatlamak çok zordur; en fazla “bulamadık” diyebilirsiniz, o zaman da “daha iyi arayın” karşılığı alabilirsiniz. “On yıllık kullanım yetmez, yirmi yıl olsun“, “beş bin kişi yetmez, elli bin olsun“, ve saire.

Diyelim telefonunuzu kaybettiniz ve evde olduğuna inanıyorsunuz. Ceplerinize baktınız, başka telefondan arayıp çaldırdınız, her tarafı didik didik ettiniz, yine de bulamadınız. Evde hiç bir yerde olmadığını ispatlayamazsınız, ama hayatınızı onu aramakla geçiremeyeceğinize göre, makul bir arama çabasından sonra “yok” diyebilmeniz ve işinize bakmanız lâzım.

Kanser bağlantısı konusunda da çizgiyi bir yerde çekmek lazım, ve uzmanların gözünde bu araştırmalar, en azından beyin kanseri konusunda, cep telefonlarının masum olduğunu gösteriyor.

Öyleyse hekimler neden dikkat edin diyorlar?

Hekimliğin en önemli prensibi, zarardan kaçınmaktır. Hekim için insan sağlığını garantiye almak önemlidir, o yüzden yeni ve tartışmalı konularda emniyetli olmak yönünde hata yapmayı tercih ederler. Cep telefonlarının hiç bir zararlı etkisi olmayabilir, ama hekimler ne olur ne olmaz diye meselâ kulaklık kullanmayı tavsiye edebilirler.

Muhafazakârlık en garantili yoldur. İleride haksız da çıksanız, hiç bir zarara sebep olmadığınız için başınıza bir şey gelmez. Haklı çıkarsanız da “Ben söylemiştim!” diyebilirsiniz. Ancak tarih, yersiz emniyet meraklısı aşırı muhafazakârlığın gelişmeyi baltaladığı örneklerle doludur. Emniyet temel bir insan ihtiyacıdır, ama uydurma hayaletlerden korkarak hayatı aksatmak uzun vadede zarar getirir.

Tedbir almanın ne zararı var?

Cep telefonu ve radyo dalgaları fobisinin iki sebepten dolayı topluma ciddi zararları olduğunu düşünüyorum. Birincisi pratik, ikincisi daha felsefi.

Pratik zarar, varolmayan bir şeyin korkusunun günlük hayatımızda yarattığı gereksiz zahmet ve stres. Bazı tedbirler zahmetli olmayabilir: Mesela telefonu uzak tutmanın ve kulaklık kullanmanın bir zararı yok (ama unutmayın ki Bluetooth kulaklıklar da radyo dalgaları yayıyor). Keza, gülünç olmaktan korkmuyorsanız kafanıza alüminyum folyo sarmanın da hiç bir zararı olmaz. Biz tedbirimizi alalım da...

Ancak, korku aklı baştan alır; çok korkanlar sahtekârların tuzağına düşebilirler. Radyo dalgalarını engelleyen “koruyucu”ların pazarlandığı web sitelerini görmüş olabilirsiniz. Bunlar, özellikle annelerde ve hamilelerde irrasyonel korkular yaratarak pazarlama yapıyorlar. Şarlatanlığa kurban gidip işe yaramayan şeylere dünyanın parasını harcayabilirsiniz.

Ancak, korku aklı baştan alır; fazla korkanlar kolaylıkla sahtekârların tuzağına düşebilirler. Radyo dalgalarını engelleyen “koruyucu”ların pazarlandığı web sitelerini görmüşsünüzdür. Bunlar, özellikle annelerde ve hamilelerde irrasyonel korkular yaratarak pazarlama yapıyorlar. Şarlatanlığa kurban gidip işe yaramayan şeylere dünyanın parasını harcayabilirsiniz.

Dahası, bu gereksiz korku yüzünden insanlar mahallelerindeki baz istasyonlarına karşı ayaklanıyorlar. Türkiye gibi cep telefonu delisi bir ülkede bu tavır çok ironik. Belki “şebeke olsun, ama benden uzak olsun” gibi bencil bir düşünce mevcut. Baz istasyonlarını istemiyorsak, mantıken diğer radyo dalgalarını da reddetmeliyiz. Gel gör ki, kablosuz internet, TV yayını, uydu bağlantıları, vb. her türlü iletişim radyo dalgalarıyla sağlanıyor. Yüz yıldır radyo dalgaları içinde yüzüyoruz. Eğer bu hezeyan devam ederse çok meraklı olduğumuz iletişim ağını kendi elimizle tahrip edeceğiz.

Felsefi sebebe gelince: Bu yüzyıldaki iletişim imkanlarına bakarak, bir bilgi toplumu olmamız gerektiğini düşünürüz. Bilgiye ulaşmanın kolaylığına rağmen, doğru bilgi edinmeye çalışmıyor, iletişimi dedikodu yaymak için kullanıyor, kulaktan dolma lafları gerçek zannediyoruz. Teknolojinin nasıl işlediğini anlamaya çalışmıyoruz. Taş devri insanları şamanlarına nasıl bakıyorsa, biz de bilim ve teknolojiye öyle bakıyoruz. Mistik hisler içinde kâh ona hayran oluyor, kâh ondan korkuyor ve nefret ediyoruz. Oysa ki isteyen için doğru bilgiye erişmek nispeten kolay. Sadece sap ile samanı birbirinden ayıracak sabır gerekli.

 

Faydalı bağlantılar:

  1. Brain tumour risk in relation to mobile telephone use: results of the INTERPHONE international case–control study — International Journal of Epidemiology.
  2. Cell Phones and Cancer Risk — National Cancer Institute
  3. No link found between mobile phones and cancer — Nature
  4. Electromagnetic fields — Skeptic’s Dictionary
  5. Electromagnetic fields and public health — World Health Organization
  6. Cellular Telephones and Cancer: How Should Science Respond?
Reklamlar

Kaan Öztürk hakkında

Kaan Öztürk İstanbul’da doğdu. İstanbul Lisesi ve Boğaziçi Fizik mezunu. Rice Üniversitesi‘nde uzay fiziği alanında doktora yaptı. Işık ve Yeditepe üniversitelerinde ders verdi. 2015-2016 döneminde Rice'da ziyaretçi araştırmacı olarak çalıştı. Bugünlerde Sabancı Üniversitesi'nde optimizasyon ve yapay öğrenme konularında doktoraüstü araştırmacı olarak çalışıyor.

05 Şubat 2011 tarihinde Safsata içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. 6 Yorum.

  1. Yazacak başka bir yer göremediğimden buraya yazıyorum. Bu blogun bir RSS bağlantısı yok mu acaba, ben mi göremedim?

  1. Geri bildirim: Tweets that mention Cepteki frankenştayn | Kaan Öztürk -- Topsy.com

  2. Geri bildirim: Frankenştaynın dönüşü | Kaan Öztürk

  3. Geri bildirim: Cebinizdeki Frankeştayn | Yalansavar

  4. Geri bildirim: Frankenştaynın dönüşü | Kaan Öztürk Blog

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: