3. Bilim ve Mühendislik Etiği Paneli’nden notlar – I

13 Nisan 2011 tarihinde İTÜ Elektrik-Elektronik Fakültesi’nde 3. Bilim ve Mühendislik Etiği Paneli düzenlendi. Özellikle bilim sahteciliği konularıyla ilgilendiğim için dinleyici olarak katıldım. Konuşmalarda aldığım notlarımı ve izlenimlerimi aktarıyorum.


Yazılanların eksiksiz bir transkript değil, aldığım notların kendime göre tekrar kurulmuş cümleler olduğunu belirtmek isterim. Söylenenlerin biçimini değil özünü aktarmaya çalıştım. “Aa, bilmemkim hoca böyle demiş” diyerek kaynak göstermeyin, kaçırdıklarım veya yanlış anladıklarım olabilir. Hatalarımı yorumlar kısmında bildirmenizden mutluluk duyarım.

Konuşmalar Elektrik Mühendisleri Odası tarafından videoya alındı. Videolara internete konduklarında link vereceğim.

Aradaki kendi yorumlarım italikle yazılmıştır.

Ekleme: Panel konuşmaları EMO tarafından tam olarak kitaplaştırıldı. PDF’si burada (ve burada).

Ayşe Erzan (İTÜ Fizik)

TÜBA üyesi, “Bilim Etiği El Kitabı” (2008) editörü Ayşe Erzan, uzmanların kendilerine duyulan güvene ihanet ederlerse bindikleri dalı keseceklerini söylüyor. Yayın etiği üzerinde duruyor, intihalin hafife alındığını, hattâ mağduriyet edebiyatıyla haklı gösterildiğini anlatıyor.

Etiğe dayalı seçimleri iki şekilde temellendirebiliriz: Analitik düşünce ile (mantık yürüterek) veya toplumsal süreçler ve gözlemler sonucu edinilen tecrübelerle.

Bilim etiğinin analitik ayağı bilimin tanımından çıkıyor. Amaç, bilginin “aslına uygun” [sahih] olarak aktarılabilmesidir. Bilimcinin kendine duyulan güveni kötüye kullanmaması şarttır. Bilimci ile toplum arasında bir kontrat vardır. “Gaipten haber veren” bilimci, bilim disiplini içinde kalmalıdır.

Etiğin analitik ayağı ile bazı büyük günahları teşhis edebiliriz.

  • İstatistikler, anketler, ölçüm ve gözlemlerde sahtecilik ve tahrifat.
  • Sonuçları gizlemek, örtbas etmek. Meselâ yaptığınız araştırmayı bir sigara şirketi finanse ediyor bile olsa, sigaranın kanser yaptığı sonucunu gizlemeyeceksin.
  • Güveni hiçe saymak. Meselâ ısmarlanmış bir araştırma, mühendislik projesi, teknik danışmanlık gibi özel uzmanlık gerektiren, başkalarının kolaylıkla kontrol ve tekrar edemeyeceği konularda çarpıtmalar yapan uzman, kendine duyulan güveni hiçe sayarak aslında kendi varoluş nedenini ortadan kaldırır.

Bunların yanında bir de analitik olarak ulaşılması zor etik kurallar var.

  • Araştırmanın konu/yöntem/obje olarak toplumsal değerlere uygunluğu
  • Araştırmanın denetimi: Kimin yararına, ne amaçla yapıldığı, bu amaçlar ve yararların toplumsal değerlere uygunluğu.
  • Bilimcilerin meslektaşları ile ilişkileri

Bu son nokta üzerinde duracağım. “Bilim etiği” deyince çok derûni, uzmanlar dışındakilerin anlamayacağı bir şeymiş gibi düşünmemek lâzım. Aslında meslektaş ilişkisi basit ticaret ahlâkıdır, toplumda yaygın olan eşitler arasındaki ilişki kurallarına tâbidir. Bilimciler arası ilişkilerde iki büyük etik ihlâli var:

  • Hırsızlık: Metin veya görsel malzemeyi “araklamak”. Kitapta, makalede, projede olabilir.
  • Haksız rekabete yol açmak. Meselâ:
    • Bir yerine beş: Bir çalışmayı gereksiz yere bölüp, fazla makale yazmak. Bir tane derli toplu, kapsamlı, üstüne bir de teorik sonuç üreten makale yerine, birbirine çok yakın çalışmalar içeren üç dört makaleye çıkarmak. [Salam dilimi]
    • Aynı sonucu birden çok yayına çevirme

İntihal, çıkar amaçlı nitelikli aldatmacadır. Ancak ülkemizde ciddi bir suç olarak değil, bir “hile” olarak görülüyor. [Gözbağcılık hilesi gibi.] “Hileyi gördüysen, sen de yap, ne var ki” deniyor. Yankesicilik gibi, müptezel bir durum.

İntihalciler yakalandıklarında ise, kendilerini mâzur göstermek için genel mağduriyet edebiyatına sığınıyorlar. “Biz onlar (Batı) kadar iyi olamayız ki” deniyor. “Bizden onlara göre daha çok şey isteniyor, daha büyük bir açığı kapamamız isteniyor. Bu haksızlık. O yüzden bizim de böyle yollara sapmamız mübah.”

Bir de “intihalin kimseye bir zararı yok” safsatası yaygın. Oysa zararı var. Bilim uğraşının üretici güce dönüştürülmesini aksatıyor. Yine haksız rekabet yaratıyor ve bu haksız rekabet adalet duygusunu rencide ediyor.

Bazı bilimciler “kralın soytarıları” veya “tapınak rahipleri” rolünde suç ortaklığı yapıyorlar, fakat kendi haklarını korumaya kararlı bilim emekçileri karşı mücadele veriyorlar.

Gürol Irzık (Sabancı Ü.)

Mühendis, bilim felsefecisi, TÜBA üyesi Gürol Irzık bilimsel etiğin temel normlarını özetliyor ve son 30 yıldaki değişimin bu normlarla nasıl çatıştığını anlatıyor.

Bilim etiği deyince, bağlayıcı değerler ve normları anlıyoruz. Bilim etiği hakkındaki ilk ampirik çalışmalar Robert Merton tarafından 1930’lar sonu-1940’lar başında yapıldı. “Bilimin etos’u” terimini de Merton ortaya atmıştır. Etos, hem davranış kuralları hem de ayırt edici karakter anlamlarını taşır. Bilimin ahlâki karakteri, bilimin ne olduğu hakkında bilimsel yöntem kadar belirleyicidir.

Merton bilim etosunda dört ana unsur gördü:

  1. Evrenselcilik: Fikirler önceden saptanmış kriterlere göre kabul veya red edilir, araştırmacının dinine, milliyetine, cinsiyetine, ırkına, vs. göre değil.
  2. Tarafsızlık: Kişisel çıkarlarına ters düşse bile araştırma sonuçlarını saklamayacak veya tahrif etmeyeceksin. Öte yandan, insan bilmeden, taraflı da davranabilir. Bunun panzehiri de bir sonraki unsurdur.
  3. Örgütlü şüphecilik. Kişisel yanılmalara karşı düzeltme sağlar. Akıl burada tek ölçüttür.
  4. Ortaklaşmacılık: Bilimsel normlar ve bilgiler toplumsal işbirliği ürünüdür, dolayısıyla insanlığın ortak malıdır. Yapılan işler topluma iade edilir.

Bunlardan ayrı olmasa da, bir de beşinci unsur olarak “açıklık”tan bahsedilebilir. Bütün bilimsel işler denetime açık olmalıdır.

Bilimsel etik kuralları bilimin devamını sağlamak, hakkaniyet sağlamak, bilimin toplum nezdinde güvenilirliğini ve saygınlığını muhafaza etmek ve bütün dünyayı faydalandırmak gibi işlevleri vardır.

1945-1975 arasında özellikle ABD’de devlet ve araştırma kurumları arasında belli bir ilişki biçimi mevcuttu. Temel bilimlere öncelik verilir, devlet kaynak sağlar, üniversite araştırma yapar, karşılığında da belli bir özerkliğe sahiptir. Sanayi ise bunlardan ayrı olarak bilimsel üretimi kullanarak topluma uygulama sağlar.

1975-1980 sonrasında bilgi toplumu, esnek üretim, biyoteknoloji, neoliberalizm bu yapıyı ve bilimin toplumsal örgütlenmesini değiştirdi. Üniversite-sanayi ilişkisi değişti, üniversitenin üretici hale gelmesi teşvik edildi. Telif hakları ve patentler daha önce hiç akla gelmeyen şeylere uygulanmaya başladı; genler, dokular, yazılımlar, genetiği değiştirilmiş canlılar gibi. Bilimciler arasında yıkıcı rekabet normal görülmeye başladı. Üniversite araştırmacısının aynı zamanda şirket sahibi olması yaygınlaştı. Bütün bu gelişmeler, yerleşik bilim etiği unsurları ile çeşitli noktalarda çatışmaya başladı.

  1. Publish or perish: Bilimsel çalışmada niceliğe vurgu yapılması, yayın başına maddi destek verilmesi, Web Of Science sıralamasının ulusal bir gurur meselesi haline gelmesi, yayın etiğindeki sapmalarının tek olmasa da, yaygın ve önemli bir sebebi.
  2. Biyolojideki patentler keşif ile icat arasındaki ayrımı belirsizleştirdi. Oysa canlıların patentlenmesi açıklık ve ortaklaşmacılık normları ile çelişir.

    Bilimciler açıkça patentlenebilir, kârlı işlere yönleniyor, bu da tarafsızlık normuyla çelişiyor.

    Şirketlerle yapılan anlaşmalar üniversitelerin elini bağlıyor, şirketin izni olmadan bulgularını yayınlamalarının engellendiği oluyor. İlaç araştırmalarının sonucu yayınladığında genelde şirketin istediği yönde oluyor; olumsuz bulguların yayınlanması engelleniyor. FDA olumsuz bulguların yayınlanması için baskı yapamıyor, çünkü ilaç şirketin ticari sırrı.

  3. Ödüllendirme sistemi: Geleneksel olarak bilimde ödül entellektüel itibardır. Son 30-40 yılda parasal kazanç öne çıkıyor. Sanayiden fon sağlayan, patentten para kazanan araştırmacılar, özellikle üniversite idareleri tarafında daha muteber. Buna karşılık beşeri bilimciler kaynakları tüketen fuzulî tipler olarak görülüyor.
  4. Çıkar çatışmaları: İlaç sektöründe çıkar çatışması oranı %33-%50 arasında. Çatışmaları yasaklamak çok zor çünkü bir bilim disiplininde ileri gidenler, bu sisteme göbekten bağlı. Bir danışmanlar kurulu oluşturduğunuzda çatışması olmayanı bulmak çok zor. Denir ki “panellere uzman seçerken ya bilgi seviyesi çok yüksek olanı seçersiniz, ya da etik seviyesi yüksek olanı; ikisi birden olmaz”. Bir nevi “Heisenberg etik ilkesi”. Böyle çıkar çatışmaları bilimin toplumsal meşruiyetini sarsabilir.

Son 30-40 yılda bilim etiğine ilgi arttı. Aynı dönemde etik problemleri de arttı. Bu bir tesadüf değil. İnsanlar olan bitenin etiğe aykırı olduğunu farkediyor ve tartışıyor. Soru şu: Nasıl bir toplumda, nasıl bir bilim, ne için bilim istiyoruz?

[devamı var]

Reklamlar

Kaan Öztürk hakkında

Kaan Öztürk İstanbul’da doğdu. İstanbul Lisesi ve Boğaziçi Fizik mezunu. Rice Üniversitesi‘nde uzay fiziği alanında doktora yaptı. Işık ve Yeditepe üniversitelerinde ders verdi. 2015-2016 döneminde Rice'da ziyaretçi araştırmacı olarak çalıştı. Bugünlerde Sabancı Üniversitesi'nde optimizasyon ve yapay öğrenme konularında doktoraüstü araştırmacı olarak çalışıyor.

14 Nisan 2011 tarihinde Akademik içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. 4 Yorum.

  1. Ahmet Yükseltürk

    Notlar için teşekkürler.

    3 tane yazım hatası gözüme çarptı, e-postanızı bulamayınca buraya yazdım. Kusura bakmayın:

    İntihalciler yakalndıklarında

    Oya canlıların patentlenmesi açıklık ve ortaklaşmacılık normları ile çelişir. (Oysa olacak sanırım)

    Geleneksel olarak bilimde ödül entellektüel itibardır. (entelektüel olacak)

  1. Geri bildirim: Bilim ve Mühendislik Etiği İTÜ’de Tartışıldı «

  2. Geri bildirim: 3. Bilim ve Mühendislik Etiği Paneli’nden notlar – II | Kaan Öztürk

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: