3. Bilim ve Mühendislik Etiği Paneli’nden notlar – II

Dinleyici olarak katıldığım panelde aldığım notların ikinci ve son kısmı.

Birinci kısım burada.

Aktardıklarım aldığım notların kendi anladığım şekliyle, konuşmaların özüne sadık kalmaya çalışarak düzenlediğim şeklidir. Birebir transkript gibi görülmemelidir; eksikler ve yanlışlar vardır. İtalikler kendi yorumlarımdır.

Hasan Yazıcı: Tıp araştırmalarında Etik Sorunlar

Cerrahpaşa Romatoloji anabilim dalı başkanı Hasan Yazıcı uzun yıllardır yayın etiği üzerinde duruyor. İhsan Doğramacı’nın intihal vakasıyla en çok uğraşanlardan biri. Paneldeki konuşmasında tıp araştırmalarındaki eksik ve hatalı çalışmalara dikkat çekti, ama bence biraz fazla teknik ayrıntıya girdi.

Tıpta kendini çürütmeye çalışma disiplininin son zamanlarda zayıfladı. Tıpçılar “balık tutmak”, yani sürekli kendilerini ispatlamaya çalışmak çabasında. Randomize Kontrollü Çalışma’ların (RKÇ) yaygın kullanımına rağmen büyük zaafları var. RKÇ’lerin binde bir çıkan etkiyi ortaya çıkaramaz, yan etki ölçmek için uygun değil, yapay ortam sağlamıyor. Kontrol grubu olmadan yayın yapan çok.

RKÇ yerine hasta kütüklerini incelemek yaygınlaşıyor. Bu veriler “gerçek hayat”tan alınıyor, büyük sayıda mevcut ve ucuz oldukları için çekiciler. Ancak bunlarda da istatistiksel seçim saptırması mümkün. Meselâ hasta kütüğündeki kanser yaygınlığını toplum çapındaki yaygınlıkla karıştırma hataları işleniyor. En iyi dergilerde bile çok basit istatistik numunelendirme hataları yapılıyor. Kendini kanıtlama çabası içinde bilimsel yöntem hafife alınıyor.

Hekim-ilaç endüstrisi ilişkilerinin kuralları sıkı. Yedirme-içirme yok, yat geziler yok, makalelerde parasal destek açıkça belirtilmeli. RKÇ’ler internette açık olarak incelemeye sunuluyor. Bununla beraber RKÇ’lerde hastanın “aydınlanmış onay”ı (informed consent) nasıl alınmış belli değil.

Orhan Örücü: Mühendis ve Etik

Profesyonel mühendis Orhan Örücü, mühendislerin meslek ahlâkının temellerinden bahsetti. Etik ihlâllerinden örnekler verdi. Yasa ve mevzuatta yer almayan fakat mühendisin gündelik olarak karşılaştığı durumlarda nasıl davranılacağını etik kurallarının düzenlediğini söyledi.

Turgut Uyar: Bilişim Teknolojilerinde Etik Tartışmaları

İTÜ öğretim üyesi Turgut Uyar fikri mülkiyetin ihlâli ve istismarı, telif hakları, yazılım patentleri ve makul kullanım haklarını etik açıdan değerlendirdi.

Bilişim teknolojilerinin gelişimi ile fikri mülkiyet kanunları hem büyük ölçüde çiğneniyor, hem de şirketler tarafından kötüye kullanılıyor. Kanunun çiğnenmesi yüzünden müzik, sinema, yazılım, teknik kitap endüstrileri zarar görüyor. Kötüye kullanımı yüzünden de haksız rekabet oluşuyor ve tüketici hakları geriliyor.

Fikri mülkiyet aslında bir fikre değil, fikrin somut bir dışavurumuna yöneliktir. Başka türlü olması fikirlerin birikimini ve gelişimini engeller. Edebiyat ve sanat fikirleri bir kitap, resim, beste olarak sabitlenmeli. Pratik fikirler (patentler) ise meselâ çalışan bir makine olarak somutlaştırılmalı. Ayrıca telif hakları ve patentler bir süre sonra kamu malı haline gelmeli. Fikri mülkiyet düzenlemeleri çıkış amacından gitgide sapıyor. Soyut fikirlere patent veriliyor, patentlerin süresi gitgide uzuyor.

Fikri mülkiyet haklarının istisnaları da vardır. Sözgelişi eleştiri, haber, eğitim amaçlı kullanım (“fair use” — makul kullanım). Ayrıca, ürünün satışıyla beraber, telif sahibinin hakkı kalmaz.

İnternetin yaygınlaşmasıyla telif haklarının çiğnenmesi büyük ölçeğe yayıldı. Bu, toplum tarafından büyük bir sorun olarak görülmüyor. Paylaşım ağlarının kanunî uygulamaları da olduğu için topyeekün yasaklanamıyor. Bununla beraber ağır cezalar veriliyor. Sözgelişi Pirate Bay sitesinin geliştiricileri 4.5 milyon dolar para, 1’er yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Aslında müzik üreticileri korsan kullanımdan kaynaklanan maddi zararını abartıyor. Müzik endüstrisi, açtığı bir davada paylaşım sitelerinden 75 trilyon dolar tazminat istedi. Bütün dünyanın toplam gayri safi milli hasılası bu kadar değil.

Telif haklarının kötüye kullanılmasına, en olmayacak şeylerden dava açılmasına rastlanıyor. Bir örnek olayda, bir avukat bir e-mail gönderiyor. Alıcı, aynı e-maili başkasına aktardığında avukat, mesajın telif hakkının kendisine ait olduğu iddiasıyla dava açıyor. 2007’de İngiltere’deki başka bir olayda, bir araba tamircisinde iş yaparken yüksek sesle radyo çalındığı için “yayın yapılıyor” gerekçesiyle tazminat davası açıldı.

[ Islık çaldığımız için tazminat isteyecekleri günler de yakındır — KÖ]

Böyle davalar genellikle düşüyor ama davacı şirket çok güçlüyse kazanabiliyor.

Ralph Lauren’in bir ilânında Photoshop’un ölçüsü kaçmış, mankenin kafası ile vücudu orantısız. Bu resim internette alay konusu olunca RL telif hakkı olduğu için bütün sitelerden fotoğrafın kaldırılmasını istedi, makul kullanım kapsamına girdiği için başaramadı.

Telif haklarının çiğnenmesinde şirketlerin de payı var. Kendi haklarını korurken başkalarınınkileri çiğniyorlar. Sony şirketi CD’lerin kopyalanmasını engelleyecek bir yazılımı ürettiği CD’lere gizlice koydu. Bu yazılım, CD’ler bilgisayara girince habersizce kendini bilgisayara kuruyor, yani aslında bir casus yazılım. İş ortaya çıkınca Sony rezil oldu. Ama rezillik sadece casus yazılım kullanmasından değil. Anlaşıldı ki Sony bu işi yaparken açık lisanslı bir yazılım kullanmış, yani telif haklarını kendisi de ihlâl etmiş. Benzer şekilde, MPAA’nin web sitesi, kullandıkları blog yazılımının lisansını çiğnemiş.

Çok sayıda yanlış yazılım patenti mevcut. Aslında patentlenmemesi gereken soyut fikirler, patent ofisinin ağır iş yükü ve uzmanlık eksikliği yüzünden patentleniyor. Sözgelişi: Kablosuz olarak e-mail aktarımı, Amazon’un “tek tıkla alışveriş”i (iş süreçleri aslında patentlenemiyor), veya tarayıcı içinde uygulama (mesela PDF okuyucu) çalıştırma. Bu son patent aslında küçük bir şirket tarafından alındı ve şirket bu patenti Microsoft’a dava açmak için kullandı. Dava o kadar uzun sürdü ve masraflar o kadar arttı ki, Microsoft sonunda şirketle anlaşma yoluna gitti.

Görüldüğü gibi bilişim sektöründe patentler silâh olarak kullanılıyor. Küçük firmalar büyüklere açıyor. Bazı firmalar kendileri kullanacaklarından değil, sadece diğer şirketler kullanmasın diye patentleri satın alıyor. Öyle ki, bir şirket öbürüne patent davası açarsa, o da elindeki patentlerle diğerine dava açabilecek durumda. Soğuk savaş dönemindeki nükleer dehşet dengesi gibi.

Diğer hassas alanlar arasında mahremiyet ve veri koruma meseleleri var. Gözetleme teknolojileri yüzünden kişilerin mahremiyetleri gigide daha fazla ihlâl ediliyor. Ayrıca toplanan bilginin kalıcılığı var; her şey bilgisayarlarda kalıyor. Sadece ABD’de 150 000 kişi sırf isim benzerliği sebebiyle gözlem altında. Bireyler mahremiyetleri konusunda duyarsız; bilgileri toplamak ve korumakla görevli kurumlar ise özensiz, yeterli tedbir almıyorlar.

Mahremiyet algısı değişiyor. Kuşaklar arasındaki en önemli fark burada.

Google İcra Kurulu Başkanı Eric Schmidt: “Kimsenin bilmesini istemediğiniz birşey varsa, belki onu daha baştan yapmamalıydınız.”

Facebook kurucusu Zuckerberg’e göre ise mahremiyet artık bir toplumsal norm değil.

Atilla Bir

Bilim tarihçisi Atilla Bir, Mühendishane tarihinden bir hikâye aktardı. Mühendishane hocalarından Masdariyeci Hüseyin Efendi, 1823 yılında açının üçe bölünmesi problemini çözdüğünü iddia eden bir risale yayınlıyor. Çözümün doğruluğuna yedi meslektaşı şahitlik ediyor. Gel gör ki bu problemin çözülemeyeceği çok önceden ispatlanmıştı. Zaten çözüm kesin değil, sadece yaklaşık.

Hikâye gayet ilginç, ama bilim ve mühendislik etiği ile herhangi bir ilişkisini göremedim. Kendisi de herhangi bir bağ kurmadı zaten. Üç sene önceki panelde de aynı şeyleri anlatmıştı. Konuyu uzun uzun anlatmayacağım çünkü Bir bu panelde de ELECO‘2008 sempozyumundaki tebliğinin ikinci kısmının tıpatıp aynısını sundu. İlgilenenler EMO Bursa haber bülteninden tebliği indirebilirler (“Bilimsel Skandallar” başlıklı PDFler),

Bu konuşmayı panelin bütününe bakınca ironik buluyorum. Daha panelin başında aynı şeyi tekrar tekrar sunmanın günahından bahsedilmişti. Konuyla pek de alâkalı olmadığı için, tekrarlanmasının hikmetini çözemedim.

Tayfun Akgül: Akademik Üçkağıtçılıklara Uç Örnekler

İTÜ Elektronik ve Haberleşme bölümünden Tayfun Akgül uzun zamandır akademik ahlâk ve sahtecilik tartışmaları içinde aktif. Bu panelin düzenlenmesinde önayak olan da o. Ne yazık ki zaman sıkışmasından dolayı sunuşunu tam yapamadı ve hızlı ilerledi; o yüzden notlarım kesikli ve ayrıntısız. Kısa kesmesine üzüldüm çünkü Akgül güzel hikâyeler anlatır.

Akademik üçkâğıtçılıklarla uğraşırsanız başınıza gelmeyen kalmaz.

Üçkağıtçılıklar dünya çapında: Almanya’da daha yeni bakan gitti. Kanada’da bir doktorun, hem de “Ethical Issues” başlıklı bir makalede intihal yaptığı görüldü. Çin’de emekli öğretmenler sipariş üstüne ödev hazırlıyorlar. Türk fizikçilerinin Nature olayı malum. Bir de “Türk astronot” Serkan Anılır.

Üçkağıtçılıklara karşı önlemler de alınıyor. UNESCO’nun girişimleri, meslek gruplarının etik kurulları, TÜBA ve TÜBİTAK’ın yayınları, vs.

İlginç bir olay: Çinli bir öğrencinin yazdığı makalenin internetteki bir rapordan alındığı tespit ediliyor. Ama bir girişim yapılana kadar orijinal raporun sahibi, raporu internetten kaldırıyor. Öğrenci intihali kabul ediyor; İngilizcesi için alıntı yaptığını, kaynak göndermeye kalkıştığında internetten kaldırılmış olduğunu gördüğünü söylüyor.

Türkiye’de 2008’de yeni yasa çıktı. 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri kanununun 71. maddesi intihal yapana altı aydan iki yıla kadar hapis cezası öngörüyor. Bu kanunun, bir bakanın [Ömer Dinçer — KÖ] ispatlanmış bir intihalci olduğu bir hükümette çıkması ayrıca ilginç.

Aynı makalenin sadece başlığını değiştirip yılda 40-60 yayın gösterenler var. TÜBİTAK sonunda bu işe uyandı.

Sahte diplomalar yaygın. Son dört ayda 36 vaka tespit edildi.

Bir yayınevi intihale karşı kitap yazacağını söyledi. “1 Eylül 2009’da kitapçılarda” diyorlar. Hâlâ bekliyoruz.

İlk geldiğim yıllarda, bir öğrencinin mastır tezini alıp inceledim. Girişi anaokulu İngilizcesi, ama sonrası süper. Ben böyle İngilizce yazamam. Önce “sen jüri misin, niye okuyorsun?” dediler. Biraz kurcalayınca intihal olduğu ortaya çıktı. Bu sefer de “Niye uğraşıyorsun? Şahsî bir meselen mi var?” dediler.

Bir TÜBİTAK çalışanına ait başka bir tezde intihal bulundu. Öğrenci komisyon kararıyla cezalandırıldı, afla döndü.

Bir başkası, yine TÜBİTAK çalışanı, beraber çalıştığı hocasının adını vermeden tek başına patent almış. Ceza aldı. Mahkeme kararı ile sınava alındı ama çok başarısız olduğu için geçemedi.

Bir başka öğrenci, hocaların ve arkadaşlarının çalışmalarını çalıp kendi adıyla yayına gönderdi. Hocalar IEEE’ye gönderip yayın için 1-2 sene beklerken bu öğrenci hızlı bir dergide birkaç ayda yayınlattı. Orijinal yazarlar intihalci durumuna düşürdü. İş ortaya çıkınca meslekten men edildi ve okuldan uzaklaştırıldı.

Bir süre sonra bu öğrencinin İTÜ’den doktora aldığını duyduk. O zaman Fen Bilimleri Enstitüsü müdürü Ali Demir (şimdiki ÖSYM başkanı). Telefon ettim, anlattım, “Enstitüye bir yazı yazarak durumu anlatın” dedi. Ben de ayrıntıyla yazdım. Cevap: “Enstitüyü töhmet altında bırakmaya çalışmanızı şiddetle kınıyorum.”


Videoya bağlantı.

Reklamlar

Kaan Öztürk hakkında

Kaan Öztürk İstanbul’da doğdu. İstanbul Lisesi ve Boğaziçi Fizik mezunu. Rice Üniversitesi‘nde uzay fiziği alanında doktora yaptı. Işık ve Yeditepe üniversitelerinde ders verdi. 2015-2016 döneminde Rice'da ziyaretçi araştırmacı olarak çalıştı. Bugünlerde Sabancı Üniversitesi'nde optimizasyon ve yapay öğrenme konularında doktoraüstü araştırmacı olarak çalışıyor.

19 Nisan 2011 tarihinde Akademik içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. 2 Yorum.

  1. H. Turgut Uyar

    Özenle hazırladığınız notlar için teşekkürler. Özellikle de verdiğim örnekler için linkleri koymanız ilgilenenler için çok yararlı olacaktır. Yalnız kendi konuşmamla ilgili bir düzeltme yapma gereği duydum. Ben müzik endüstrisinin korsanlıktan faydalandığını ve satışlarını artırdığını söylemedim, uğradığı zararları abarttığını söyledim. Belki yeterince açık ifade edemediğim bir cümlemden böyle bir anlam çıkmış olabilir. Gerek müzik gerekse yazılım endüstrileri için korsanlıktan faydalandıkları görüşü vardır ama ben bu iddianın doğruluğuna ya da yanlışlığına ilişkin net bir fikir ortaya koyacak kadar veri sahibi değilim. Ancak genel izlenimim iddianın doğru olmadığı yönünde.

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: