Frankenştaynın dönüşü


Daha önceki bir yazımda cep telefonları korkusundan bahsetmiştim. WHO’nun Haziran başında yaptığı bir açıklamada EM dalgalarına kanser yapıcılık bakımından “sınıf atlatması” bu paranoyayı nüksettirdi. Gazeteciler yarım yamalak anladıklarıyla “cep telefonlarının kanser yaptığı ispatlandı” tipi haberler yaptılar. Yeni bir yazı yazmadım, çünkü önceki yazdıklarıma eklenecek pek birşey yoktu. Ancak geçtiğimiz hafta Milliyet yazarı Metin Münir’in bu korkuyu körükleyen iki köşe yazısını okuyunca naçiz fikrimi paylaşmak istedim.

WHO’nun açıklaması neydi?

WHO’ya (World Health Organization – Dünya Sağlık Örgütü) bağlı IARC (International agency for Research on Cancer – Uluslararası Kanser Araştırma Kurumu) 31 Mayıs’taki basın açıklamasında radyofrekansı elektromanyetik alanları (cep telefonları diye anlayın) “kanserojen olması mümkün” anlamında 2B olarak sınıflandırdığını ilân etti.

Bu kademe atlaması gazeteleri harekete geçirdi, hatta “mümkün”ü “kesin” gibi yorumlayarak panik havası yarattılar. Peki 2B kategorisinin anlamı ne? IARC’nin kanserojen madde sınıflandırmasında beş seviye var:

  • Grup 1: İnsanlar için kanserojen. Örneğin zift, tütün, radyoaktif maddeler, alkol, vs.
  • Grup 2A: İnsanlar için kanserojen olması muhtemel. Örneğin dizel egzosu, kızartma buharı, kurşun bileşenleri, vs.
  • Grup 2B: İnsanlar için kanserojen olması mümkün. Örneğin saf kurşun, benzin egzosu, kahve, turşu, vs., ve şimdi de RF elektromanyetik dalgalar.
  • Grup 3: İnsana kanserojenlik açısından sınıflandırılamıyor (herhangi bir yönde delil yok).
  • Grup 4: Muhtemelen insanlar için kanserojen değil.

Burada “mümkün” (“possible”) ile “muhtemel” (“probable”) arasındaki fark kritik. Gazetecilerimizin çoğu bu nüansı algılayamıyor.

IARC’nin inceleyip sınıflandırdığı maddelerin tam listesi burada. Grup 2B’nin örneklerine bir daha bakın: Kahve ve turşu mu? Evet, aynen. Bu kategoridekilerin ne kadar “tehlikeli” olduğuna buna göre pey biçin. (Egzos gazının asıl karbonmonoksit zehirlenmesiyle öldürdüğünü de unutmayın.)

Görüldüğü gibi, “kanserojen değil” gibi bir beşinci grup yok. Eğer IARC’nin teknik sebeplerle oluşturduğu sınıflandırmayı hayatınıza rehber edecekseniz, hava veya suyun bile kanserojen olmasından şüphelenmeniz lâzım.

Cep telefonlarının beyin tümörlerine uzun dönemli etkilerini inceleyen en kapsamlı araştırma sayılan INTERPHONE araştırması, daha bir yıl önce anlamlı bir bağlantı bulunamadığını ilân etmişti.

Neden değişti?

IARC’nin RF çalışma grubu, Lancet Oncology Temmuz sayısında daha teknik bir açıklama yayınladı. Son bir yılda yepyeni etkiler ortaya çıkamayacağından, varolan araştırmaları (biraz da mıncıklayarak) tekrar inceledikleri anlaşılıyor. Sözgelişi, INTERPHONE araştırmasında, gözlenen hafif etkilerin metodolojik ve deneysel hata payından (“bias” vs) kaynaklandığı, dolayısıyla bir bağdan sözedilemeyeceği savunulurken, yeni açıklama “hata payı olsa da geçerli sayıyoruz” deyiveriyor. Üstüne de sadece bir tane daha zayıf bir gözlem ekliyor ve sonunda değneğini sallayarak 2B grubuna çıkarıveriyor.

Kanaatime göre, bu delillerle radyo dalgalarının kanser yapmasını mümkün sayıyorsak, Van Gölü Canavarı’nın veya telepatinin de mümkün sayılması gerek. Bunlar için de istenirse bu kadar delil bulunabilir.

Kafamda, IARC salonunda geçen şöyle bir diyalog canlanıyor:

“Hocam bu cep telefonu meselesini napcaz?”

“Abi geçen sene yayınladık, alâka yok dedik ya.”

“İyi de millet paranoyak oldu. Televizyona çıkıyor adamlar beyin kanseri oldum diye.”

“Çıksın, bilimsel olarak gösterdik işte olmayacağını.”

“Hoca, adamlar bilimselden anlamıyor ki, cep telefonu kanser yaptı diyor. Gazeteciler de mal bulmuş mağribi gibi. Birşey yok dedikçe, siz telefon şirketlerinden para alıyorsunuz diyorlar.”

“Sahi, bir de örgütün geçen seneki rezilliği vardı değil mi, hani domuz gribi olayında ilaç şirketlerine kazanç sağlandı diye laf çıkmıştı.”

“Aynen aynen. Geçende bacanaklarda otururken lafı geçti, yerin dibine girdim. Gelin biz şu cep telefonlarını 2B seviyesine çıkaralım. Suya sabuna dokunmayan bir kategori zaten. Birşey yapmış gibi görünürüz hem de.”

“Okey. Bir de daha fazla araştırma gerekiyor deriz, mükemmel olur.”

Sonuç olarak kanaatim, bu yeni açıklamanın bilimselden ziyade siyasi saiklerle hazırlandığı.

Metin Münir’in komplo teorisi

Metin Münir, Milliyet’te “Cep telefonu ve kanser” ve “Cep’te dünya uyanıyor T.C. uyuyor” başlıklı yazılarında cep telefonu “tehlikesini” yazdı, ama ne yazış! Mantık ve sağduyunun tamamen dışında, kendine aykırı giden herkesi suçlayan dogmatik yazılar.

Münir cep telefonunu mütemadiyen sigara ile karşılaştırıyor ve zararının ortaya çıkmasının 20-30 yıl alacağını ileri sürüyor. Radyo frekansı elektromanyetik dalgaların sadece cep telefonunda kullanılmadığını bilmiyor anlaşılan. Bu dalgalarla yaklaşık 100 yıldır haşır neşiriz: Radyo ve TV yayınları, telsizler, radarlar, elektrik hatları, evimizdeki elektrik aletleri, kablosuz modemler, Bluetooth cihazlar, vs. hepsi bu tür dalgalar yayarlar.

Temel fizik bilgisine sahip olmayan Münir’e göre cep telefonu teknolojisi tamamen yenidir ve 20-30 yıl geçmeden cep telefonlarının ve baz istasyonlarının sağlığa zararlı olmadığını ileri sürülemez. Uzmanlık bilginize güvenerek buna karşı çıkıyorsanız yandınız. Münir diyor ki:

Ama araştırırsanız, benim gibi, neredeyse hepsinin arkasında mobil telefon endüstrisinin çeşitli oyuncularının olduğunu görürsünüz. Bu gerçek yıllarca sigaranın zararlı olmadığını savunan tütün firmalarını akla getirir ve onları inanılmaz yapar. Çünkü gizli gizli adına konuştukları firmaların tek arzusu mobil telefon kullanımının mümkün olduğu kadar artmasıdır. Sizi veya çocuklarınızı muhtemel tehlikelere karşı korumak gibi bir gaileleri varsa, bu daha çok para kazanma arzularından çok sonra gelir.
Bunlar bu işi çok iyi bilirler veya bildiklerini sanırlar. “Bilimsel” ayaklara yatarlar, göz boyamak için teknik konuşurlar, şu veya bu yabancı kuruluştan alıntı yaparlar.

Taha Akyol gibi söyleyeyim: Komplo kafasına bakın!

Sormadan edemiyorum, madem araştırdı, neden bu ilişkileri açıklamıyor? Haber değeri olmadığı iddia edilemez. Söylediklerini de güçlendirir. Telefon şirketlerinden para alanlar olabilir, imkânsız diyemem. Ama ben onlardan biri değilim ve bu tür dogmatik tasniflere sinirlenirim.

Aynı mantıkla birisi çıkıp, “cep telefonu kanser yapıyor diyenlerin arkasında sabit telefon şirketleri (meselâ Türk Telekom) var” gibi bir ithamda bulunsa ne diyebilirsiniz?

Münir’in mantığına göre: Tütün zararlıydı, ama bazı uzmanlar zararsız olduğunu iddia etmişti. Uzmanlar şimdi RF dalgaların zararsız olduğunu söylüyor, demek ki RF dalgaları da zararlı.

Kusura bakmayın, “bilimsel ayaklara yatıyoruz”, teknik konuşuyoruz, çünkü bu bilimsel ve teknik bir problemdir. Teknik meseleleri anlamadan, meselâ RF dalgalarının DNA’yı neden kırmayacağını öğrenmeden bu konuda konuşulamaz.

“Şu veya bu yabancı kuruluştan alıntı” yapacağız elbette, çünkü bu işi en iyi inceleyenler onlar. Zaten Münir’in kendisi de sonunda Hıfzıssıhha’ya değil WHO’ya atıf yapıyor.

Münir’in kafası dar, bilgisi az. Teknik bir meseleye dair etraflı bilgi edinmek istemiyor, “bilimsel ayaklara” karnı tok. Fikrini önceden sabitlemiş ve aksini savunanların satılmış olduğuna emin.

Yazarın safsatalarının en büyüğü ise:

Cep telefonlarının kanserle ilişkisi için yeterli kanıt yok derler. Hiçbir zaman, “Cep telefonlarının kanserle ilişkisi olmadığına dair yeterli kanıt yok,” demezler. Ki doğrusu budur.

Birşeyin olmadığına dair kanıt aranamaz. İspat yükümlülüğü iddia sahibine aittir. Kanser yaptığına dair hiç bir belirti yoksa ve teorik olarak da bu beklenmiyorsa, kanserle ilişki yönünde kanıt bulunması gereklidir, tersine değil. Aksi takdirde herkes kafasına göre birşey uydurup, tersinin kanıtlanmasını talep eder.

Meselâ şöyle uydurabilirim: “Gazete mürekkebi kanserojendir, ama gazeteciler çıkarları için bu gerçeği saklıyorlar. Siyasi ve ekonomik güçleri olduğu için herkesi susturabiliyorlar. 20-30 sene araştırma yapılmalı ve gazetelerin kanserojen olmadığına dair yeterli kanıt bulunmalıdır.” Mantıklı mı?

Son söz: “Teknoloji Bilgilendirme Platformu” hakkında

Bu yazı için araştırma yaparken “Teknoloji Bilgilendirme Platformu” isimli bir gruba tesadüf ettim. Platform bir grup akademisyenden oluşuyor, Ulaştırma Bakanlığı ve BTK (Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Başkanlığı) tarafından destekleniyor.

Sitedeki yazıların çoğu benim yazdıklarımla paralel. Ancak, hem grubun ismi, hem bilgilerin çoğunlukla cep telefonu ve baz istasyonu odaklı olması, bir lobi grubu havası yaratıyor (öyle olduğunu iddia etmiyorum, intibadan bahsediyorum). Çok önemli bir mesele ise, internet sansürü konusunda BTK’ya aykırı hiç bir ses çıkarmıyor olmaları.

Cep telefonu teknolojisini savunmamın tek sebebi vardır: Yersiz korkuların iletişimi aksatmasını engellemek. Asıl amaç bilgilenmek, iletişmektir; bunu yapamıyorsam cep telefonunun zararsız olmasından bana ne! Aynı sebeple internet iletişiminin de aksatılmasına, sansürlenmesine karşı çıkıyorum. Oysa TBP’nin iletişim özgürlüğü konusunda herhangi bir çabasını görmüyorum. O yüzden, RF dalgaları konusunda aynı şeyi savunuyor da olsak, kendimi TBP ile aynı çizgide göremiyorum.

Reklamlar

Kaan Öztürk hakkında

Kaan Öztürk İstanbul’da doğdu. İstanbul Lisesi ve Boğaziçi Fizik mezunu. Rice Üniversitesi‘nde uzay fiziği alanında doktora yaptı. Işık ve Yeditepe üniversitelerinde ders verdi. 2015-2016 döneminde Rice'da ziyaretçi araştırmacı olarak çalıştı. Bugünlerde Sabancı Üniversitesi'nde optimizasyon ve yapay öğrenme konularında doktoraüstü araştırmacı olarak çalışıyor.

28 Temmuz 2011 tarihinde Safsata içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. 3 Yorum.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: