Açık makale sistemi ArXiv’in 20.yılı

Preprint sunucu sistemi ArXiv bu ay 20. yaşını kutluyor. Yüksek enerji fiziği camiasının birbirlerinin çalışmalarına daha hızlı erişebilmesi için kurulan sistem bugün fizik, matematik ve diğer teorik alanlarda yaklaşık 700 000 preprint’i bedelsiz olarak dünyaya sunuyor. ArXiv’i tasarlayan, kuran ve yirmi yıldır aksamadan geliştirerek yürüten Paul Ginsparg’ın ArXiv’in durumunu, amaçlarını ve geleceğini anlattığı Nature makalesini buradan okuyabilirsiniz.

“Preprint” kelimesiyle araştırması tamamlanmış ve yazılmış, ama henüz bir dergide yayınlanmamış, hatta hakem incelemesinden (peer review) henüz geçmemiş makaleler kastedilir. (“Müsvedde” kelimesi tamamlanmamışlık hissi verdiği için preprint demeyi tercih ediyorum.) Preprintler özellikle hızlı gelişen alanlarda önemlidir. Bir makalenin iyice incelenip yayınlanması bir iki yıl sürebileceği için araştırmacılar eskiden beri yaptıkları işleri hızlıca birbirlerine aktarmak, fikir ve eleştiri almak için preprint kullanırlar. Daha önce bunlar teksir veya fotokopi halinde idi, sonra elektronik hale geldi ve WWW’nin ilk büyük uygulamalarından biri ArXiv oldu (ki WWW yine bilimsel iletişim için CERN’de icat edilmişti).

ArXiv hızlıca gelişti; başlangıçtaki dar alanın ötesine geçerek diğer aktif alanlarda hazırlanan preprintleri de depolamaya başladı.

ArXiv’in nasıl kullanıldığına dair bir analizi şu makalede okuyabilirsiniz: How Do Physicists Use an E-Print Archive? Implications for Institutional E-Print Services

ArXiv bütün bu büyüklüğüne rağmen klasik bir yayın mecrası değil. Her şeyden önce hakemli değil. “Endorsement” tabir edilen bir onay mekanizması var ama bu makalenin içeriğinin doğruluğunu incelemek değil, sadece makaleye üstten bakıp, uygun olduğunu teyid etmekten ibaret.

Klasik dergilerin çoğu gönderdiğiniz makaleyi aynı zamanda ArXiv’e de koymanıza, yayınlandıktan sonra da orada tutmanıza birşey demiyor. Genellikle dergideki editörlükle hazırlanmış PDF’nin değil, yazarın hazırladığı müsveddenin (manuscript) paylaşılmasına izin veriyor, ki bu da gayet yeterli. Böylece preprint’in yayınlandığı dergiye aboneliğiniz yoksa bile ArXiv aracılığıyla aynı bilgiye ulaşabiliyorsunuz. ArXiv’in varoluş amaçlarından biri de bu “açık erişim” imkânı.

ArXiv ve dergiler arasındaki bulanık çizgi

Preprint’in yayına dönüşmesinin geciktiği durumlarda ArXiv’deki preprintlere atıf da yapılabiliyor. Yani, okuyucular çalışmanın doğruluğunu kendileri denetleyebiliyorlarsa ArXiv’in hakemsiz olmasının büyük dezavantajı yok.

Buna karşılık, preprint özel uzmanlık gerektiren analiz teknikleri içeriyor olabilir. Makalenin sonuçlarını kullanabilecek olsak da ara adımları tam anlamayabiliriz. Böyle durumlarda, gerekli uzmanlığa sahip bir hakemin makaleyi didik didik etmiş olması bize daha fazla güven verir.

(Bu bizi doğal olarak başka bir soruya getiriyor: Klasik dergilerin hakemlik mekanizmasına, hakemlerin objektifliğine, iki üç kişinin hükmüne ne kadar güvenebiliriz? Bu soruya evet demeden önce tereddüt edenler var, ama ayrıntısını başka bir yazıya bırakmayı tercih ediyorum.)

Eğer hakem incelemesi ihtiyacı karşılanırsa, ArXiv’in avantajları çok belli: Ücretsiz iki yönlü erişim (hem okuma hem de makale koyma). Araştırmayı vakit kaybetmeden ilgililere sunmak. Normal yayınlar gibi atıf alabilmek. Dünya çapında açıklık. Tarama, ders notu,… gibi araştırma dergilerinde yayınlanmayacak belgeler.

Klasik dergiler hâlâ gerekli mi?

Çalışmaların neredeyse hepsi ArXiv’le beraber alışıldık hakemli bir dergiye de gönderiliyor. Şu andaki durumda klasik dergiler vazgeçilmez gibi görünüyor. Üstelik dergiler bilim camiasına olağanüstü pahalıya maloluyor. Oysa uzun zaman önce, bilişim teknolojisi sayesinde dergisiz de bilim yapılabileceği savunulmuştu.

Tanınmış fizikçi David Mermin, “Publishing in Computopia” (Physics Today, Mayıs 1991) başıklı yazısında neden hâlâ eski usül dergilere zahmetli yoldan makale hazırlama yoluna gittiğimizi soruyor.

Akılcı bir dünyada yazımı e-posta ile bütün dünyaya açık bir elektronik ilan tahtasına gönderirim. Dünya çapında bir okuyucu kitlesi, konulara göre organize edilmiş bu ilân tahtasını inceler. Okuyucular ilgilerini çeken başlıkların özetlerini tetkik ettikten sonra makalelerin tamamını çağırabilir, hattâ daha dikkatli okunmayı hakeden nadir durumlarda kağıda bile basabilir.

Ama ilân tahtasındaki makaleler hakemlikten geçmiş olmadığı için okuyuculara yeni bir yük bindirecek. Bu bir dezavantaj değil…Okuyucular bir makalenin işe yaramaz olup olmadığına kendileri karar verecekler; yani kendilerine ilginç gelen makalelere hakemlik edecekler. Hiç birimiz aziz olmadığımız için, mevcut hakemlik sistemi zaten bunu gerekli kılıyor…

Dergilerden ne kadar çabuk kurtulursak o kadar iyi.

Bu yazının yazıldığı sırada WWW’nin yerel bir ağ olduğunu, ArXiv’in henüz kurulmadığını düşünürseniz Mermin’in vizyonunu daha iyi anlarsınız. Ginsparg’ın Mermin’in fikrinden esinlendiği de belli.

Aynı minvalde AT&T Bell Labs araştırmacısı Andrew M. Odlyzko 1994’de benzer gözlemler yapmıştı; hattâ ArXiv’in başarısı ona 10-20 yıl içinde dergilerin yerine preprintlerin geçeceğini düşündürmüştü.

Benzer fikirler ve kehânetler tonla. Yine de bunca yıldan beri hâlâ preprintler dergilerin yerini alamadı. Dergilerin elektronikleşmesi gerçekleşti aslında, ama iki yönlü açık erişim bir türlü sağlanamadı. Yok olmak bir yana, bilakis yayıncılar iyice güçlendi, tekelleşti ve inanılmaz abonelik ücretleri talep etmeye başladılar. Bu durum şiddetli tepkilere yol açsa da, genellikle dergi yayıncılığı o kadar güçlü ki, fazla etkilenmeden yoluna devam ediyor.

Neden? Araştırmacılar itibar oluşturmak için en prestijli dergilerde yayın yapmaya çabalıyor, dolayısıyla o dergileri herkes takip etmek istiyor. Makaleyi ArXiv’e bırakmak kimseye kadro kazandırmıyor veya proje ödeneği getirmiyor, çünkü genellikle değerlendirenler makalenin içeriğine değil, nerede yayınlandığına bakıyorlar. Prestijli dergiler çok takip edildiği için atıflar da otomatik geliyor.

Prestijli dergiler vazgeçilmez olunca, bu dergilere sahip olan Elsevier, NPG gibi yayıncılar aşırı ücretler talep edebiliyorlar. Üstelik anlaşmaları dergi paketleri olarak yapıyorlar, böylece kütüphaneler “şunu alayım bunu almayayım” diyemiyor.

“Açık erişim” yayıncılık, yani okuması bedava olan dergiler, ArXiv’den farklı olarak, yayınlama ücreti alıyorlar. Meselâ önde gelen açık kaynak dergi grubu PLOS, yazarlardan makale başına 1350$-2900$ arasında değişen ücretler talep ediyor.

İşletmecilik uzmanı değilim ama, bir makaleyi bir sunucuda tutmanın masrafı bu kadar fazla mıdır? Yazarların LaTeX veya Word ile makaleyi basılmaya hazır halde teslim ettiğine, hakemlerin de ücret almadan çalıştığına bakarsak, bu kadar masrafın nereye gittiğini merak ediyor insan. Herhalde herkes bu soruyu sormuş ki derginin FAQ’ında özel bir bölüm ayırmışlar. Özetle dedikleri şu: “Zaten araştırma için bir yığın para harcıyorsunuz, birazını da bize verin işte.”

Sunucuların masrafı önemli bir kalem tabii. ArXiv’in masrafı halen Cornell tarafından karşılanıyor, ama yediyüzbin makalenin her biri için biner dolar harcandığını hiç zannetmiyorum. ArXiv kurumsal desteğe bel bağlamak istemezse, yazarlardan çok daha düşük ücretler alarak (meselâ 50$) bu sistemi idame ettirebilir gibi geliyor bana. Üstelik böyle bir ücretlendirme mekanizması lüzumsuz makalelerin önünü bir derece kesecektir.

Ayrıca meselâ YouTube, Facebook, ve daha nice Web hizmeti petabaytlarca veriye açık erişim sağlıyor. ArXiv’den çok daha büyükler ama kendilerini pekâla döndürüyolar. Gerekiyorsa ArXiv de reklâm alsın, ne olur?

Reklamlar

Kaan Öztürk hakkında

Kaan Öztürk İstanbul’da doğdu. İstanbul Lisesi ve Boğaziçi Fizik mezunu. Rice Üniversitesi‘nde uzay fiziği alanında doktora yaptı. Işık ve Yeditepe üniversitelerinde ders verdi. 2015-2016 döneminde Rice'da ziyaretçi araştırmacı olarak çalıştı. Bugünlerde Sabancı Üniversitesi'nde optimizasyon ve yapay öğrenme konularında doktoraüstü araştırmacı olarak çalışıyor.

23 Ağustos 2011 tarihinde Akademik içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. 2 Yorum.

  1. Faydalı bir makale olmuş

  2. güzel bir makale. teşekkürler. reklam bence iyi olmaz

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: