Tycho Brahe ve Kopernik teorisi

Özensiz popüler bilim tarihi kitaplarının ortak teranesidir: Ortaçağ boyunca hüküm süren mutaassıp karanlık, Rönesans sonrasında Kopernik, Kepler, Galileo gibi cesur ve fedakâr kahramanların mücadeleleri sayesinde yırtıldı, akıl ve mantık batıllığa galebe çaldı.

Dün ArXiv’de bu tarz siyah-beyaz tarih anlatımının yanlışlığını gösteren örneklerden birini okudum. Fizikçi ve bilim tarihçisi Christopher M. Graney, Tycho Brahe’nin Kopernik teorisinin yanlışlığını iddia etmesine karşılık Kopernikçilerin cevap olarak Tanrı’yı ileri sürdüklerini yazıyor.


Brahe’nin akıl yürütmesi şöyle: Eğer Dünya Güneş’in etrafında dönüyorsa yıldızların yıl içinde farklı yerlerde görülmesi gerekir. Paralaks denen bu olay o dönemdeki araçlarla algılanamayacak kadar küçük, demek ki yıldızlar çok uzakta olmalı — Dünya-Güneş mesafesinin en az 7000 katı uzakta. Ayrıca, teleskoptan bakıldığında yıldızlar belli bir genişliği olan diskler olarak görülürler (yaklaşık 1 açı dakikası — bir derecenin altmışta biri). O mesafeden bu genişlikte görülmeleri için yıldızların Güneş’ten yüzlerce kat daha büyük olmaları lâzım.

Brahe bu sonucu haliyle abes bulduğu için Güneş merkezli modele karşı çıkıyor. Kopernikçiliği savunan Alman astronom Christoph Rothmann kafasını fazla yormadan cevap veriyor: Ne olmuş yıldızlar Dünya’nın yörüngesi kadar büyükse? Tanrı isterse olur; o öyle yarattıysa öyledir!

Dört yüz yılın birikimiyle geriye bakıp şu haklı bu haksız demek kolay; ama bilimsel tartışmayı kendi zamanı içinde değerlendireceksek üslubu ve yöntemi temel almak zorundayız. Çağının en özenli gözlemcisi olan Tycho Brahe düşünce zincirini materyalist neden-sonuç ilişkilerine dayandırıyor. Buna karşılık Rothmann ve bazı diğer Kopernikçiler akıla akılla karşılık vermek yerine dini argümanlara sığınıyorlar.

Ertesi yüzyılda Alman astronom Simon Marius daha ayrıntılı gözlemlere dayanarak Brahe gibi Güneş merkezli teoriyi yanlış bulurken, çağdaşı Galileo, bugün bilim dışı diyebileceğimiz bir tavırla, eldeki veriyi gözardı ederek Kopernikçilikte sebat etmiş.

Çok enteresan: “Bilimsel devrim”in öncüleri bilim dışı davranırken, Kopernikçiliğe karşı çıkan “gerici”ler bilimsel yöntemi bugünkü ciddiyetiyle uyguluyorlar. Bilim tarihinin sulandırılmış anlatımlarında tam tersi söylenir oysa. Gerçek her zamanki gibi biraz daha karmaşık demek ki.

Birincisi, bugün doğru kabul ettiğimiz teorilere başta muhalefet eden herkesin gerici veya dar kafalı olduğunu düşünmek yanlış. Bir zamanlar alternatif teorilere (düz dünya, güneş merkezlilik, flojiston, maddenin sürekliliği, esir, ışık hızının sonsuzluğu, …) inanılmasının sebebi yersiz kaprisler değil, eldeki verinin o teorileri desteklemesiydi. Eski insanlar da en az bugünküler kadar akıllıydı; gerektiğinde hatadan dönmesini bilirlerdi.

İkincisi, bugün doğru olduğunu bildiğimiz teorileri yaratanları kahramanlaştırmak, olağanüstü özellikler atfetmek de yanlış. Kopernikçilerin en azından bazıları zannettiğimiz gibi akılcı düşünce şampiyonları değillermiş meselâ. O dönemde yaşasaydım eminim ki Brahe’nin fikrini daha akla yakın bulurdum.

Üçüncü olarak, bilim tarihini kötüye karşı iyi masalına dönüştürmek, cesur aydının baskıcı cahil karanlığa karşı mücadelesi olarak, yüzyıllara yayılan kesintisiz bir araştırma projesinin pürüzsüz ilerleyen ardışık adımları gibi sunmak yanıltıcı olur. Düşünmek zor bir iştir ve düşünce tarihi bu zorluğu yansıtan tökezlemelerle doludur.


Brahe’nin akıl yürütmesindeki açık şurada: Bugün biliyoruz ki yıldızlar aslında çok daha uzaktalar ve çoğu Güneş’ten çok daha büyük değil, böylece aslında genişlikleri olmayan birer nokta olarak gözlenirler. Teleskopta disk gibi görünmelerinin sebebi kırınım (diffraction) olayıdır. Brahe’nin gördüğü bugün Airy diski dediğimiz optik etkiydi, ama Brahe bunu bilemezdi. (Aynı etki yüzünden Galileo, farklı bir akıl yürütmeyle, yıldızların gerçekte olduklarından çok daha yakında bulunduklarını düşünmüştü.)

Tarihte çok görülür: Bazen yeni fikirler bazı açılardan o kadar yararlı ve uyumludur ki, bazı uzmanlar (Galileo gibi), mantıklı itirazlarla çürütülmesine rağmen o fikri terketmek istemezler. Bazen de o mantıklı itirazlar ileride yapılan yeni keşiflerle zayıflar, hatta hükümsüz kalırlar. O zaman yeni fikir herkes tarafından kabul edilir. O kadar ki, eski tartışmalar unutulur ve yeni fikir aslında apaçık gibi görülür. Sonunda, o fikre başlangıçta muhalefet etmiş olanlar burnunun ucunu göremeyen ahmaklar olarak hatırlanırlar.

Ama bu insafsız bir yargıdır. Kendi dönemi içinde yapılan itirazların bir kısmı ahmakça değil, dönemin bilgileri çerçevesinde mantıken sağlamdır. İtiraz edenler geleceğin ne gibi yeni delliler getireceğini bilemezlerdi. Bilimsel tartışmalardaki tarafları değerlendirirken sonunda kimin haklı çıktığına değil, tartışmayı nasıl yürüttüklerine bakmak lâzım.

Reklamlar

Kaan Öztürk hakkında

Kaan Öztürk İstanbul’da doğdu. İstanbul Lisesi ve Boğaziçi Fizik mezunu. Rice Üniversitesi‘nde uzay fiziği alanında doktora yaptı. Işık ve Yeditepe üniversitelerinde ders verdi. 2015-2016 döneminde Rice'da ziyaretçi araştırmacı olarak çalıştı. Bugünlerde Sabancı Üniversitesi'nde optimizasyon ve yapay öğrenme konularında doktoraüstü araştırmacı olarak çalışıyor.

16 Aralık 2011 tarihinde Not Defteri içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. 8 Yorum.

  1. Bilimsel teori “rasyonel”dir doğası gereği ama iş onu ortaya koyan bilimcinin araştırma motivasyonuna gelince “zorlama bir rasyonellik” sorunlu sonuçlara yol açıyor. Yazıda geçen Kopernik haline benzer başka bir örnek: EEG’nin babası Hans Berger mesela yine telepati gibi anti-bilimsel bir düşünce üzerinden hareketle kafanın üzerine elektrotlar koyup, ölçmeyi akıl edip, alfa dalgalarını teşhis edebilmiş. Berger EEG’ye gelebilecek tepkiler yüzünden çalışmalarını 5 sene sanırım bodrum katında, yeraltında gerçekleştirmek zorunda kalmış – tüm bunlardan çıkacak en büyük sonuç: “rasyonalizmi” ideolojikleştirmeki problemdir bence, irrasyonel olan rasyonel olana içkindir… Rasyonalizmi ideolojikleştirme nedense her olguyu lineerleştirerek modellemeye çalışan mühendisleri anımsatıyor bana.

    • EEG örneğini bilmiyordum. Anlaşılan o da Boltzmann’ın atom teorisi, Wegener’in kıta kayması teorisi, ve daha niceleri gibi mücadele sonucu kabul edilen fikirlerden biri. Ama yine de, bilimsel muhafazakarlığın bilimin sağlığı için lüzumlu olduğuna inanıyorum. Muhafazakârlık birkaç durumda bilgiyi yavaşlatmış da olsa, çok daha fazla sayıda saçmalığı engelledi. Genel kabule aykırı iddiaların olağanüstü sağlam delillerle desteklenmesi lâzım.

      “Rasyonelizmi ideolojikleştirme” ifadesine katılmıyorum. Hipotez üretmenin irrasyonel yolları olabilir; sezgiyle tahminde bulunmak, rüya görmek, fal açmak gibi. Ama sonra bunların doğruluğunun sıkı akılcılık çerçevesinde test edilmesi gerekir (meselâ EEG). Bu yöntem “ideolojik” olmaya taban tabana zıttır. “İçime doğdu, bence böyle” denebilen bir düşünce sistemine belki din veya edebiyat denebilir, ama bilim denemez.

  2. Keyifle okuduğumu söyleyebilirim. Metnin bazı kısımları linkteki* yazının ilk iki paragrafının bazı kısımları ile çağrışım yaptı bende (o kısımları tırnak içerisine kalın paranteze aldım), ilginizi çekebileceğini tahmin ediyorum, çevirisini de ilginize sunayım -çeviriyi ben yapmadım-,

    *: Science, Genetics and Ethics: Memo for Tony Blair http://scilib.narod.ru/Biology/Dawkins/Devil/Dawkins_R.A.-Devils_Chaplain.html#1.4

    Bilim, Genetik ve Ahlak: Tony Blair İçin Notlar

    Deneyimli bakanların bilim adamlarını, alternatif halk panikleti ve yatıştırıcıları olarak görmelerini bağışlayabiliriz. Günümüzde eğer bir bilim adamı gazetede çıkıyorsa, güneşlenmenin veya kablosuz cihazların tehlikelerine dikkat çekmek için olmaktadır. Halkta kendi güvenlikleri için duydukları aynı şekilde bağışlanabilir olan endişe ve bu konuda hükümetleri sorumlu tutma eğilimleri göz önüne alınırsa sanırım bu kaçınılmazdır. Bu olaylar,

    [“bilim adamlarının itibarlarının gerçek bilgiden kaynaklandığı şeklindeki talihsiz izlenimi beslemektedir.”]
    [“Bilim adamlarını özel kılan şey sahip oldukları bilgilerden çok bu bilgileri elde etme yöntemidir (öyle bir yöntem ki herhangi bir fayda sağlamak için onu kullanabilr).”]

    Hatta daha da önemlisi, bu durum bilimin kültürel ve estetik değerini es geçmektedir.

    [“Bu, birisinin Picasso ile buluşup, ütün konuşmayı fırça emmenin tehlikelerine ayırmasına benzer. Veya Bradman** ile buluşup sadece en iyi pantalon askısını konuşmak gibidir.”]

    Bilim, resimde olduğu gibi (ve bazıları krikette olduğu gibi diyecektir) yüksek estetik değer taşır. Bilim şiirsel olabilir. Bilim ruhani olabilir, ve hatta dünyayı doğaüstü olmayan bir algılayışla dindar bile olabilir.

    ** Sir Donald Bradman (1908-2001) Avustralya dışında bile tarihin en iyi kriketçisi sayılırdı.

    • Katkı için teşekkürler Apoptoz Is. Anlatmak istediğimi Dawkins gayet güzel ifade etmiş.

      Yazının tamamı gayet aydınlatıcı. “Etik” alt başlığı altındaki şu cümleler mesela:

      “[Alternatif tıp yöntemlerinin] işe yaradığının, plasebo etkisinin kontrol edildiği çift-kör denemeler veya bunlara denk deneylerle ispatlanması gerekir. Eğer bu testi geçerlerse artık onlara ‘alternatif’ demeye lüzum kalmaz. Tıp bilimi onları kabul ediverir.”

      Rasyonellikle ilgili yukarıda yaptığım yorum da buna denk. Fikir nereden gelirse gelsin, sıkıca akıl süzgecinden geçmeli.

  3. bir yıldızın güneşten 1000 kat daha büyük olmasında ne sakınca var anlamadım. her varlığı kendi boyutumuzla kıyaslamak ne kadar mantıklı olabilir? bu bir virüsün boyutundan ötürü güneşin inkar etmesi gib bir şey.

    • Sakınca elbette yok; nitekim şimdi Güneşten çok büyük yıldızlar olduğunu biliyoruz (bkz. http://en.wikipedia.org/wiki/File:Star-sizes.jpg ). Ama Brahe’nin itirazının sebebi, Kopernik teorisinin o zamanki sistemi altüst ediyor olmasıydı. Yıldızlar birdenbire çok büyük uzaklıklara çekiliyor ve diğer gök cisimleriyle karşılaştırılamayacak kadar büyük oluyordu. Peki bu değişikliğe karşı Kopernik teorisi ne sağlıyor? Hiç. O yüzden Brahe’nin itirazı aslında yerindedir, bugünkü bilimciler de aynı itirazları yapabilirler.

      Kopernik teorisi Kepler ve sonrasındaki gözlemlerle pekişti. Güneşi merkeze alınca yörüngelerin sadeleşip elips olması; Venüs’ün fazları (arada tam aydınlık görülmesi, yani Güneşin etrafında dolaştığının anlaşılması); Jüpiter’in uydularının gözlenmesi, vs. Bu gözlemlere kadar, yaklaşık yüzelli yıl boyunca Kopernik teorisinin özel bir faydası yoktu.

  1. Geri bildirim: Kopernik klişesi | Kaan Öztürk

  2. Geri bildirim: Kopernik klişesi | Kaan Öztürk Blog

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: