Fen-Edebiyat fakülteleri ve öğretmenlik

Geçen hafta YÖK’ün “pedagojik formasyon” denen uygulamayı kaldırmaya karar verdiğini okuduk. Epeyce bir protestolar oldu. Sonra gelen bir haber, YÖK’ün bu karardan vazgeçeceğini yazdı, ama daha kesin değil.

Bilmeyen kaldıysa, “pedagojik formasyon” denen şey, Eğitim Fakültesi dışında bölümlerde okuyanların, eğitim konusunda 9-10 ders alıp öğretmenliğe hak kazanmaları demek oluyor.

Güzel bir imkân aslında. Genel olarak, insanların değişik alanlara yönelmelerinin mümkün olması iyidir. Hayatın nereye götüreceği belli olmaz. Sınıf arkadaşlarımdan birkaçı bu sistemle öğretmen olmuştu.

Meğerse bu işin ne boyutlara vardığının farkında değilmişim. Yurdun dört bir yanından protestolar yükseldi. Sadece öğrencilerden değil, dekanlardan da. Karar bütün fakülteleri etkiliyor, ama özellikle Fen-Edebiyat fakülteleri üzerinde duruluyor. Anlaşılan en çok onları vuruyor.

Birçok dekan aynı şeyi söylüyor: Öğretmen olma şansları kalmazsa Fen-Edebiyat fakültelerine öğrenci gelmez.

Başka bir deyişle, Fen-Edebiyat fakülteleri aslında eğitim fakültesi gibi çalışıyor. Bu işte bir acaiplik yok mu?

Benim bildiğim Fen-Edebiyat fakülteleri temel bilim, sosyal bilim ve beşeri bilimler uzmanları yetiştirir. Öncelikli amacı öğretmen yetiştirmek değildir, olmamalıdır da. Bir öğrenci bir bölüme yazılırken o konunun uzmanı olmak amacıyla gelmeli; fizikçi, matematikçi, tarihçi veya felsefeci olmak için. Öğretmen olmak için değil.

Tabii ki hayatta her şey beklendiği gibi gitmez. Bazıları, bir iki sene sonra o işi yapamayacağına karar verip başka bir yol arar, belki öğretmenliğe istidadı olduğunu farkeder, o yöne girer. Ama söylenenlerden anlaşılıyor ki durum böyle değil: Gençler daha baştan öğretmen olmak için giriyorlar bu bölümlere. Yani, sistem çığrından çıkmış, oluşturulma sebebi ortadan kalkmış. Belki de bu yüzdendir bu imkânın kaldırılması.

Bu şekilde verilen bir pedagojik formasyona karşıyım. Sebebi basit: Öğretmenlere iş garantisi sağlanması, onların vahşi rekabete terkedilmemesi gerektiğine inanıyorum. Öğretmenlerin büyük çoğunluğu devlet tarafından istihdam ediliyor. Dolayısıyla devlet öğretmen ihtiyacını planlamalı, eğitim fakültesi kontenjanlarını buna göre belirlemeli, ve mezunların hepsini istihdam etmeli (tabii sürekli meslekiçi eğitim yapmak ve iyi iş yapmayanları ayıklamak şartıyla). Pedagojik formasyonu bu kadar büyük sayılarda sunmak böyle bir planlamayı imkânsız kılar.

Fen-Edebiyat mezunları alan derslerini daha derinlikli öğrendikleri için daha iyi öğretmen olurlar gibi bir iddia var. Burada “derinlik” meselesi biraz muğlak tabii. Üniversitelerin çoğunu dolduran, dil bilmeyen, kendi öğrenciliklerindeki ders notlarıyla ders anlatan hocalar ne kadar alan derinliği sağlarlar meçhul. Ama bunu bir yana bırakalım. Gerçekten de daha çok şey bilenler daha iyi öğretmen olurlar mı?

Bu soruya coşkuyla “evet” dediğim zamanlar olmuştu. Daha sonra bilgisi çok derin ama öğretmenliği kötü insanları gördükçe, ve sonunda kendim ders vermeye başlayınca ne kadar yanıldığımı anladım. Öğretebilmek, hele hele ergenlik yaşındaki insanların anlayacağı şekilde anlatabilmek olağanüstü zor bir iş. Bir öğretmenin bilmesi gereken en önemli şey öğretme teknikleridir; sahip olması gereken en önemli yetenek öğrencinin kafasının nasıl işlediğini anlamak ve ona uygun şekilde sunabilmektir. Öğretmenin Schrödinger denklemini çözebilmesi, spektroskopik analiz yapabilmesi, bölüşüm fonksiyonlarını bilmesi hiç bir şey ifade etmez. Bilmekle öğretmek çok farklı şeylerdir.

Peki, pedagojik formasyon alanlar bunu yapamaz mı? İmkânsız değil, bazıları elbette yapabilir. Eğitim fakültesi mezunlarının da hepsi çok iyi öğretmen değildir kesinlikle. Ama birilerine iş garantisi vereceksek, o işe baştan beri gönül vermiş olanlara, yani Eğitim Fakültesi mezunlarına öncelik vermeyi daha doğru bulurum.

Peki Fen-Edebiyat öğrencileri ve mezunları ne yapsın? Müfredatlarında değişiklikler yapılarak, edindikleri temel bilim eğitimine uygun çeşitli imkânlar oluşturulabilir, pedagojik formasyon bu imkânlardan sadece biri olabilir. Bazı iyi örnekler mevcut.

Reklamlar

Kaan Öztürk hakkında

Kaan Öztürk İstanbul’da doğdu. İstanbul Lisesi ve Boğaziçi Fizik mezunu. Rice Üniversitesi‘nde uzay fiziği alanında doktora yaptı. Işık ve Yeditepe üniversitelerinde ders verdi. 2015-2016 döneminde Rice'da ziyaretçi araştırmacı olarak çalıştı. Bugünlerde Sabancı Üniversitesi'nde optimizasyon ve yapay öğrenme konularında doktoraüstü araştırmacı olarak çalışıyor.

02 Mayıs 2012 tarihinde Akademik, Akademik Hayat içinde yayınlandı ve , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. 6 Yorum.

  1. Selamlar, Türkiye’ deki fen fakültelerinden birinde biyoloji bölümü lisans mezunuyum. Bölüme öğretmen olmak için başlamadım -hatta formasyon vs. seçeneği ilgimise sunuluyordu almadım.- Gelgelelim şu an ücretli vs. diye tanımlanan öğretmenlik mesleğinden para kazanıyorum -yaklaşık iki aydır-, -yüksek lisans ve doktora öncesi ve sırasında kendimi finanse edebilmek adına vs.- son olarak metni şahsi yorumladım pek ideal bir yorum olmadı ama fikir belirteyim dedim. Çokca sevgiler.

    • Teşekkürler. Pedagojik formasyona bütün olarak karşı olmadığımı tekrarlayayım. Elbette bir imkân olarak sunulması çok iyi. Ama görülüyor ki çoğunluk baştan öğretmen olma amacıyla giriyor (dekanların beyanlarından bunu anlıyorum). Bunu da anlayabiliyorum çünkü başka bir kariyer yolu açık değil. FEFçilerin akademisyenlik ve öğretmenlik dışında nelere yönlendirilebileceğini tartışmak lâzım.

      İstemeden kırdımsa affedin. Sevgiler bizden.

  2. Aslında Fen-Edebiyat Fakültesi’ne çoğu kişinin öğretmen olmak için geldiğini düşünmüyorum. Sayısal dersler için konuşuyorum; kimse matematik öğretmeni olmak için zor matematik derslerini geçmek istemez. Bu sadece tercih etmek için nedenlerden biridir. Zaten PF nedir ne değildir, üniversiteye gelmeden önce bilenlerin sayısı oldukça az. Ben lise yıllarımda ve liseden sonraki hazırlanma sürecimde ismi duyulmuş bir dersaneye gitmeme rağmen, FEF nedir, PF nedir hiç bir bilgim yoktu. Yani PF, FEF bölümlerinin seçilmesinde birincil neden değil ve talebi çok fazla azaltacak bir neden değil.

    Peki bunları neyle destekleyeceksin derseniz; şu an PF eğitimi alan arkadaşlarımdan ezici bir çoğunluğu öğretmenlik yapmak istememektedirler. Eğitimi alma sebepleri ise bir kısmının ailesinin dayatması, bir kısmının ise “güvence” elde etmek istemesi. Mezun olunca hiç iş bulamazsam, hiç yoktan bir dersanede çalışırım düşüncesiyle yaklaşıyorlar olaya. Belki bu açıdan düşününce mantıklı olabilirler. Ancak yine de kontenjanların çok uçuk seviyede olması, PF eğitimini de anlamsızlaştırıyor.

    Ve şu var ki; bu PF eğitiminde alınan 9-10 dersi, öğrenciler ellerini kollarını sallayarak geçmektedirler. Belki üniversitesine göre değişir fakat genel olarak böyle olduğunu düşünüyorum.

  1. Geri bildirim: Fen-Edebiyat fakülteleri nasıl hayatta kalır? | Kaan Öztürk Blog

  2. Geri bildirim: İlahiyat fakülteleri ve öğretmenlik | Kaan Öztürk Blog

  3. Geri bildirim: Fen-Edebiyat fakülteleri nasıl hayatta kalır? | Kaan Öztürk Blog

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: