Mars laneti

Sonbahar geldi, okullara döndük. Yaz rehavetinin ardından bloga bir hayat öpücüğü verelim.

Açık Bilim’in yeni sayısı için iki yazı yazdım. Birincisi, geçen ay hayatını kaybeden Ay kâşifi Neil Armstrong’un biyografisi. İkincisi ise geçen ay Mars’a inen gezgin keşif aracı Curiosity vesilesiyle, 1960’lardan bu yana Mars’a yapılan bütün keşif gezilerinin tarihi. Wikipedia’nın Exploration of Mars maddesinde kronolojik bir döküm mevcut.

Yazıyı yazarken ilginç bir şey farkettim. SSCB ile ABD arasındaki uzay yarışının başka bir sahnesi olan Mars keşiflerinde, SSCB genellikle ilk hamleyi yapıyor, ama neredeyse her seferinde başarısız oluyor. Ya fırlatış sırasında parçalanıyorlar, ya Dünya yörüngesinden yola çıkamıyorlar, ya yolda arıza çıkıyor. Mars’a ulaşabilenler ise ya yörüngeye yerleşemiyor, ya da yüzeye inerken bozuluyor.

Mars’a gitmek hiç küçümsenecek bir iş değil tabii, her türlü arıza çıkabiliyor. ABD’nin de başarısız seferi pek çok. Yüksek başarısızlık oranı yüzünden “Mars laneti” diye bir laf bile çıkmış. Yine de SSCB’nin (ve daha sonra Rusya’nın) seferlerinde bir “yenilen pehlivan güreşe doymaz” havası var.

SSCB hırslı. Seferlerinde birçok kez ABD’nin daha önce yapmadığı bir şeyi yapmayı denedi. Mars’ın yanından geçip gitmeyi de (“flyby seferi”), yörüngeye oturmayı da (“orbiter”) ilk deneyen SSCB oldu. Yüzeye inmeyi başaran ilk araç (“lander”) da SSCB kökenli ama sadece 15 saniye çalışır kalabildi.Gezgin (“rover”) araç indirmeye de ilk SSCB girişti. Daha sonra Rusya, toprağın altına nüfuz edip ölçüm yapacak bir “penetrator” geliştirdi. Ama bu denemelerin hepsi, şu ya da bu sebeple başarısız oldu.

Sanki Moskova “bu sefer de başaramadık, ama bir dahaki sefere Yankilerin yapmadığı bir şey deneyeceğiz” diyormuş gibi. Yenil, yine dene, yine yenil, daha güzel yenil.

Ama uzay çalışmalarının geneline bakıldığında SSCB’nin birçok konuda önde olduğu görülüyor. Neden Sovyetlerin Mars başarısı Amerikalılara göre bu kadar düşük? Bilmiyorum. Belki Mars’ın uzaklığından dolayı arıza ihtimalinin artmasıyla ilgilidir, ama Mars Amerikalılara da aynı uzaklıkta. Zaten arızaların önemli bir kısmı ya fırlatılış ya da Dünya çevresindeki manevralarda gerçekleşiyor

Mühendislik yetersizlikleri de rol oynayabilir. ABD’de, piyasa baskısıyla gelişmiş ve çeşitlendirilmiş elektronik sistemler, özellikle mikroçipler, Sovyet benzerlerinden daha güvenilir olabilirler.

Encyclopedia Astronautica’daki Neden Sovyetler Birliği Ay yarışını kaybetti? makalesinde Sovyet uzay programının ileri gelenlerinin yorumları derlenmiş. Sebepler arasında kararlı bir liderlik mevcut olmaması, organizasyon bozukluğu, bilimsel kurumlar arası koordinasyon eksikliği, yönetici kadro içinde Ay’a gitme konusundaki fikir ayrılıkları sayılıyor. Teknik sebepler de var:  Fabrikaların üstten talimat almadan gerekli bileşenleri üretmeyi reddetmeleri, fabrikalarda kalite kontrolünün çok zayıf olması, nitelikli işçi azlığı, yer denemelerinin yetersizliği, vs. Ayrıca, kendi temposunda emin adımlarla giden bir program takip etmek yerine, Amerikalılarla yarışma havasına girilmesi de başka bir sebep. Bu sebeplerin sadece Ay programını değil, bütün uzay programını sakatladığını düşünmek makul.

SSCB’nin sadece Mars seferlerinde değil bütün uzay programında birçok aksama olduğu artık biliniyor. Douglas Messier The Space Review‘da özellikle Mars başarısızlıklarını listelemiş. Genel bir sebep açıklamıyor, ama meselâ Sovyet Phobos 1 aracının, Amerikan muadillerinin sahip olduğu emniyet mekanizmalarından yoksun olduğuna işaret ediyor.

Kafamda şöyle bir diyalog canlanıyor:

– Bu bileşenleri daha iyi test etmeliyiz müdürüm. Hatalı olabilirler.

– Sovyet işçisinin ürettiği şeyde hata olmaz. Yoz burjuvalar içindir test etmek.

– Ama arıza çıkabilir. Şöyle bir emniyet sistemi düşündüm.

– Diyalektik materyalizm ile tasarlanmış aracımızda ne arızası olacak? Sen Sibirya’yı gezmek istiyorsun galiba.

Karikatürize ettim tabii, ama totaliter SSCB’de insanlar eleştirilerini ve endişelerini tam ifade edememiş, böylece arızalar zamanında ortaya çıkarılamamış olabilir. “Bana güvenmiyor musun?“, “Partiye güvenmiyor musun?“, veya “Allaha güvenmiyor musun?” sorularına cevap verilemeyen yerlerde her türlü aksama beklenir. ABD’deki bireyci ve eleştirel kafa ise “Trust, but verify” der, “güven ama teyid et“. Daha Türkçesi, “Allaha güven ama eşeğini sağlam kazığa bağla“.

Reklamlar

Kaan Öztürk hakkında

Kaan Öztürk İstanbul’da doğdu. İstanbul Lisesi ve Boğaziçi Fizik mezunu. Rice Üniversitesi‘nde uzay fiziği alanında doktora yaptı. Işık ve Yeditepe üniversitelerinde ders verdi. 2015-2016 döneminde Rice'da ziyaretçi araştırmacı olarak çalıştı. Bugünlerde Sabancı Üniversitesi'nde optimizasyon ve yapay öğrenme konularında doktoraüstü araştırmacı olarak çalışıyor.

05 Eylül 2012 tarihinde Not Defteri içinde yayınlandı ve , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. Yorum yapın.

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: