Sokak hayvanları ve hayvanları koruma kanunu

Birinci kedimizi Amerika’dayken almıştık. Orada sokak hayvanı bulunmadığı için kedi almak için şehrin epeyce dışındaki hayvan barınağına gitmemiz gerekmişti. Temiz ferah bir yerdi, çalışanlarının hayvanları seven şefkatli insanlar olduğu anlaşılıyordu. Yine de, o barınağın yüreğimde açtığı yaranın acısını bugün bile hissederim.

Kediler küçük kafeslerde yaşıyorlardı. Ancak biraz dönüşecek yerleri vardı. Sanırım günün belli saatlerinde dolaşıp zıplamaları için dışarı çıkabiliyorlardı, ama onun dışında kafese tıkılıydılar. Geniş bir bahçe filan yoktu.

Kafesleri dolaşarak seçim yapmaya çalıştık. Bazılarında iki üç yavru korkuyla bir köşeye büzülmüş titreşiyorlardı. Bazılarında yetişkin kediler put gibi oturuyorlardı. Bazılarında ise okşanmaya hasret kediler kafesin kapısından patilerini dışarı uzatıyor, gelene geçene dokunmaya çalışıyorlardı.

Küçük bir yavruyu gösterdiler, oyunculuğu sebebiyle oranın gözdelerindenmiş. Sarı beyaz bir oğlan, bir kuru mama tanesini top yapmış, patisiyle sağa sola itekliyordu. Onu aldık. Adı Wally imiş, biz Veli Paşa dedik.

Çıkmaya hazırlanırken, yere yakın bir kafesin içinde ayaklarını altına almış, hareketsiz oturan iri, yaşlı, tüyleri yer yer dökülmüş bir kedi gördük. Sorduğumuzda, sahibi olan yaşlı kadının hastaneye kaldırıldığını, kedinin de oraya bırakıldığını öğrendik.

Sahiplenilmeyen hayvanlara ne olduğunu sorduk. Kanun gereği öldürüldüğünü söylediler.

Yani, kafeslerden bana uzanan patiler idam mahkumlarının bilinçsiz “beni kurtar” çağrısıydı. Hâlâ aklıma geldikçe fena olurum.

Yavrular sahiplenilebiliyor, ama yetişkin hayvanların yeni bir ev bulma şansı çok daha az. Ne biçim kader! Yıllarca istikrarlı bir evde kendince mutlu yaşarken birdenbire her şey değişiyor, ne olduğunu bile anlamadan kendini küçük bir kutuda buluyorsun, sonra da canını alıyorlar.

Hayvanlar elbette sokağa bırakılamaz, ev hayvanları sokakta hayatta kalamaz, bakılmaları gerekir. Cana kıymet veriyormuş gibi davranıp, yük olmaya başladığında öldürmek midir medenilik?

Yakında aynı sistem Türkiye’de de kurulacak. Kanuna göre, sokaklarda hayvan bırakılmayacak, hepsi barınaklarda, orada yer kalmazsa doğal hayat parklarında (her ne ise) toplanacak.

Sokak hayvanlarına yiyecek ve su vermeyi de yasaklarlarsa şaşmamak lâzım.

Barınakların içler acısı rezilliği zaten dillere destan. “Doğal hayat parkı” fikri ise, ister istemez Hayırsızada’yı hatırlatıyor.

1910’da, İstanbul sokaklarındaki zararsız hayvanlardan rahatsız olan Şehremini Suphi Bey’in emriyle, tam seksen bin masum köpek, bir tek ağacı bile olmayan bir kaya parçası olan Hayırsızada’ya taşınmışlardı. İstanbullular bu vahşete direnmiş, toplayıcılara karşı durmuş, kafeslerin kapılarını açıp köpeklerin bir kısmını kurtarmıştı ama sürgünü önleyememişlerdi. Çıplak adada aç susuz bırakılan zavallı hayvanlar açlıktan birbirlerine saldırdılar. Feryatlarının ta İstanbul’dan duyulabildiği söylenir.

İstanbullu, evine pek sokmasa da, sokak hayvanlarını sever. Yüzlerce yıldır şehrini paylaşmıştır onlarla. Bir ekmek parçasını, bir kap suyu çok görmez. Muhtemelen başka şehirlerde de böyledir. Köşelerde pinekleyen tosun, sokulgan, miskin kedi ve köpekler, o mahallenin güzelliğidir. Orada yaşayan insanların şefkatli ve merhametli olduğunu gösterirler. Çocuklar, “elleme pis şeyi!” diyen annelerine inat, hayvan sevgisini sokak hayvanlarından öğrenirler. Hayvancıklar da karşılıksız bırakmazlar bu sevgiyi.

Sokak hayvanlarını toplayıp götürmek, iyice iğrençleşen İstanbul’un son güzelliklerinden birini daha yokedecek.

Doğal hayat parkı dedikleri, bildiğin orman veya boş arazi. Araziye terketmenin Hayırsızada’ya terketmekten ne farkı var? Bu hayvanlar şehir ortamında çöpler ve atıklarla yaşamayı öğrenmişler, ormanda ne yiyecekler? “Bakılacak” deniyor, yalan!

Hadi diyelim yüzbinlerce hayvanı besleyebilecek gibi bir yer bulundu. Bölgede yaşayan küçük hayvanlar gelen kedi ve köpeklere yem olacak, ekosistem tamamen tahrip olacak. Köpekler sürü haline gelip kurtlaşacaklar. Yabanlaşan kedilerin de doğal yaşama ciddi zarar verdiği biliniyor.

Diyelim ki bu hayvanların hepsini besleyebilecekler (aç bırakmaları zaten düşünülemez), şehirde beslesinler. Her sokağa beslenme istasyonları koysunlar, her gün doldursunlar. Bu hayvancağızların ne zararı oldu da topyekün sürgün ediliyorlar? Beğenmedikleri İttihat-Terakkiciler gibi “evropai” olma sevdasına mı kapıldılar, sokakta hayvan görmek gustolarına mı dokunuyor?

Zaten hayvanların hepsini toplamaları mümkün değil, özellikle de kedileri. Seçilme sonucunda en ürkek, en yabani kediler kalacak geride. Amerika’da çok nadir gördüğüm sokak kedileri böyleydi. Çok daha sefil şartlarda yaşayacak bu hayvancağızlar. Kedilerin ortadan kalkmasıyla farelerin ve sıçanların artacağını kestirmek için de çok keskin zekaya ihtiyaç yok.

Bir yandan da sürgün edilen hayvanlar “park”larında yabanileşecekler. Sonuçta, insanla barışık yaşayan zararsız hayvanları iki ayrı yabani gruba bölmüş olacaklar, arada onbinlercesini öldürerek.

Kanundaki gariplikler bundan ibaret değil. Hayvanların öldürülmesinin düzenlenmesi, kişilerin belli bir sayıdan fazla hayvana sahip olmasının engellenmesi, dövüşçü köpeklerin sahiplerinden alınıp öldürülmesi gibi maddeler de var. Hayvanlara eziyet edenlere 750 TL ceza var, ama bu cezanın caydırıcılığı yok. İşkence ederek öldürene iki yıla kadar hapis öngörülmüş, ama biliyoruz ki bu ceza “iyi halden” önce sekiz aya iner, sonra para cezasına çevrilir, sonra da ertelenir.

Yaşam Hakkına Saygı sitesinde kanun hakkında daha fazla ayrıntı, ve tasarıya karşı bir imza kampanyası mevcut. Bir göz atın, hayvan haklarına dair çok zengin içeriği olan bir site.

Meraklısına not. Veli Paşa hâlâ bizimle. Artık orta yaşa geldi. Çok şey gördü geçirdi, üç kıtaya ayak bastı, biraz duruldu. Yalnız kalmasın diye Kadıköylü sefil bir bücürü kardeş aldık, şimdi o da iyice semirdi. Son halleri şöyle.

Veli Paşa. Stoik, gamsız, tüylü.

Fındık Hanım. Sevgi dolu (patlayacak).

Reklamlar

Kaan Öztürk hakkında

Kaan Öztürk İstanbul’da doğdu. İstanbul Lisesi ve Boğaziçi Fizik mezunu. Rice Üniversitesi‘nde uzay fiziği alanında doktora yaptı. Işık ve Yeditepe üniversitelerinde ders verdi. 2015-2016 döneminde Rice'da ziyaretçi araştırmacı olarak çalıştı. Bugünlerde Sabancı Üniversitesi'nde optimizasyon ve yapay öğrenme konularında doktoraüstü araştırmacı olarak çalışıyor.

14 Eylül 2012 tarihinde Not Defteri içinde yayınlandı ve , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. 7 Yorum.

  1. Sanatçılar birçok çalışma ve yetkililerle görüşme yapmışlardı. Sonuç bu mu? Etrafımızda bizi anlamaktan uzak en yakınlarımız. Hayvanlara bu kadar eğilme yönünde bir eleştiri geldiğinde “ama anlamaya çalış, biliyor musun, canlı canlı derilerini yüzüyorlar, patilerini kesiyorlar,boyunlarına taşlar bağlayıp denize atıyorlar” şeklinde meramımızı anlatma çabalarımız. Sanki onlarla ilgili olmak sadece mutlak felaket içinde olmalarını gerektiriyormuş gibi. Bir avuç insan, ne yapacağız? :((( Aklım almıyor, bu belediyelerin parası yok mu? Bu adamlar insan değil mi?

  2. Ben her gün belli bir sayıda kediyi doyurmaya çalışıyorum çevre duyarsız.soğuk havalarda kimsenin görmediği yerlere kolilerden barınma yerleri yapmaya çalışıyorum.hava soğuduğu zaman tamamen sokakta yaşayan hayvanlar çaresizler.hiç kimse elini taşın altına koymuyor.hayvansever hayvanlara göre çok az.hiç kimse yiyeceğini onlarla paylaşmak istemiyor.lafa gelince konuşan çok.hayvanseverimdiye gezinen kişiler onlar için bir kuruş bile harcamıyorlar.sanatçılar hayvanlarn sokakta bakılması için öncü olabilirler.hayvan dostlarımız kontrollü olarak bakılabilir.

  3. ÖZLEM BABA

    merhaba ben Edremit ten yazıyorum ve bugün çok mutsuzum çünkü beslediğimiz ve baktığımız can dostlarımızın belediye tarafından zehirlendiğini öğrendik. Onları kurtaramamanın verdiği vicdan azabı üzüntü ve daha anlatamadığım duygulardan dolayı bu tip insan adı almış varlıklar ile aynı insan kategorisine girdiğim için insanlığımdan utanıyorum.Onlara sesleniyorum siz insan değilsiniz.Sizden sıcak bir yemek ve sadece başının okşanmasıyla yetinen sizden daha üstün olan varlıklardan ne İSTEDİNİZ……

  4. köpegimi barınaga verdim geri almak istiyorum ama annem izin vermiyor? ama o köpegi çok sevdim annemi ikna etttim yetkili kurumların ilgilenmesini bekliyorum? lütfen.?

  5. Merhaba yazınızı begenerek okudum Sokak Hayvanları ıcın bır kampanya hazırlamak ıstıyorum her nekadar bu bır not ıcın görevde olsa severek yapıcam bu yuzden yazınızdan faydalanmak ıstıyorum musadenız olursa izinsiz kullanmak ıstemedım…Belkı tumu ıcın bırsey yapamam ama okudugum sehırdekııler ıcın bır adım atmak ıstıyorum

  6. Arkadaş yazı güzel ama ben şu an gecenin üç buçuğunda köpek seslerinden uyuyamaış biri olarak ne yapabilirim.
    Saat 12 den beri sokakta köpekler havlıyor, yaz günü penceremi açmak zorundayım ve köpek seslerinden uyuyamıyorum. bu sadece bu gece değil her gece. Hayvanlar katledilmesin ama neden bu hayvanlar sokağa bırakılıyor. Ben artık uyumak istiyorum. Sokaktaki hayvanlar gelene geçene saldırıyor, her gün köpek havlamaları içerisinde birilerinin çığlığını duyuyorum. Köpekler özgür ortamda sokaklarda yaşayacak diye biz eziyetmi çekelim. Sayın hayvan severler BİRAZDA BİZİ SEVİN. Hayvan haklarını korurken bizide unutmayın, şikayet ettiğimizde bize düşman gözüyle bakmayın. Biz de o hayvanları en az sizin kadar seviyoruz hatta sizden daha çok Çünkü biz onları satın alıp bakamayınca sokağa bırakmıyoruz sizlerin bir çoğu gibi.

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: