Üniversitelerin utanç (ve gurur) günleri

ODTÜ olaylarından ve son iki gündür yağan dalkavukça kınamalardan bahsediyorum elbette. Olaylar çok dallı budaklı. Kapsamlı bir düzenlemesini yapmaya çalıştım, başaramadım. Yazı yazmak için olayları kafamda toparlamaya çalıştıkça asabım bozuluyor. Takip edenler zaten olayları biliyor. Tarihsel bir başvuru belgesi hazırlamak başkasına kalsın.

(Ek: Bianet güzel bir kronolojik döküm hazırlamış.)

Kısa keseceğim. Entelektüel namus gereği söylememin hakkım değil, mecburiyetim olduğu bir şey var.

Sadece üniversitede değil, hiç bir yerde protesto hakkını kullanan insanlara polis şiddetiyle mukabele edilemez. Haydi bu haltı ettin, ODTÜ’nün ne olduğunu bilmezden gelip “sizin gibi hoca olsa ne olur olmasa ne olur” gibi daha büyük bir halt yemezsin.

Üniversiteler başbuğa kayıtsız şartsız eğilmenin, kula kulluk etmenin öğretildiği yerler değildir. İyi üniversiteler kişilik kazandırır. Kişilikli insan dik durur, üç kuruş için kimseye eğilmez.

Gerçek akademisyen, fikir özgürlüğünü savunur. Her fikre elbette itibar etmez, delil ve ispat ister, ama beğenmediği fikirlerin ifade edilme hakkını kısıtlamaz. Sert eleştirileri ve protestoları kabullenir. Kendine ve bilgisine güveni vardır, fikrini savunabilir, gerektiğinde değiştirir.

Akademik ahlâktan bigâne olarak el etek öperek yükselenler ise, kolpalıkları açığa çıkmasın diye biat kültürüne sıkı sıkı sarılırlar. İktidarı eleştirmeyi aklından bile geçiremezler. Bu iktidar sadece siyasi iktidar olmayabilir; herhangi bir şekilde “üstü” gördüklerinin söylediklerini sorgulayamazlar. İşareti aldıklarında anında bildiriler imzalarlar. Ne imzaladığına bile bakmaz bazıları. Maksat yaranmaktır. Aldıkları azıcık oyla yönetici olmalarını sağlayanlara boyun eğmek zorundadırlar.

Bu yüzden, Türk üniversitelerinin benim bildiğim en büyük utancı bu günlerde yaşanmaktadır.

Neyse ki bu utancı hafifletenler de var. Feyz aldığım Boğaziçi Üniversitesi, ODTÜ’deki şiddeti kınayan ve ODTÜ’ye bütünüyle açık destek veren ilk (ve şimdilik tek) üniversite oldu. BÜ’nün özgürlükçülüğü lafta değildir, çifte standartlı da değildir.

Dahası, akademisyen şerefini bırakın, insan gururuna yakışmayan eziklikte bir güce tapma duygusuyla dolu, Türkçesi bozuk kınama metinlerini imzalayan rektörler, yönettikleri üniversitelerin gerçek sahipleri olan hocalar, öğrenciler, ve mezunlar tarafından şiddetle protesto ediliyorlar. Bu bizim üniversite kültürümüzde bir dönüm noktası. Rektörlerin kral olduğu, herkesin bir üstüne karşı boynu bükük olduğu hiyerarşik akademik sistemimizde bir çatlak oluşmuş olabilir.

Utancın yarattığı tepkinin gurura dönüşüp dönüşmeyeceği, her üniversitenin kendi topluluğunun ne yapacağına bağlı. Cemaatin, hısım akrabanın doldurduğu üniversitemsilerden birşey beklenmeyeceği ortada. Önemli olan, “köklü” diye bilinen üniversitelerin sonuçta nerede duracağı. Tepeden inme emirlerle iktidar yanaşmalığı yaparlarsa, o kadar da köklü olmadıkları anlaşılacak.

Üniversitelerin akademik kalitelerinin nasıl ölçüleceği hep tartışılır. Şimdi elimizde çok net bir ölçü var: Fikri, vicdanı, irfanı hür bir “üniversite”, veya iktidarın önünde diz çöken, kula kul olan bir “dershane”. Tabelasında ne yazdığının hiç önemi yok.

Ek

  • Bazı açıklamalarda uydu gönderme başarısı için başbakana teşekkür edilmesi gerektiği yazıyordu. Bakın başbakan Göktürk-2’yi tasarlayan ve inşa edenlere nasıl teşekkür etmiş: Göktürk-2’yi yapanlar nasıl tasfiye edildi?
  • Birçok üniversitenin hocaları, akademisyenlik eğitimi sayılabilecek metinler yayınlıyor. Bilgi Üniversitesi’nden geleni özellikle beğendim.

    Demokratik bir ülkede, siyasi iktidarın üniversiteleri azarlaması, onları hizaya sokmaya çalışması da, üniversitelerin ve akademisyenlerin siyasi iktidara uyum sağlama yarışına girmeleri de düşünülemez. Demokratik bir ülkenin siyasi iktidarı yeterince olgun ve akıllı ise, üniversitelerden, eleştiriden ve protestolardan sadece öğrenmeye çalışır. Evrensel akademik standartların farkında olan bir üniversite ise, “majestelerinin üniversitesi” olmayı en büyük aşağılanma sayar.

Reklamlar

Kaan Öztürk hakkında

Kaan Öztürk İstanbul’da doğdu. İstanbul Lisesi ve Boğaziçi Fizik mezunu. Rice Üniversitesi‘nde uzay fiziği alanında doktora yaptı. Işık ve Yeditepe üniversitelerinde ders verdi. 2015-2016 döneminde Rice'da ziyaretçi araştırmacı olarak çalıştı. Bugünlerde Sabancı Üniversitesi'nde optimizasyon ve yapay öğrenme konularında doktoraüstü araştırmacı olarak çalışıyor.

26 Aralık 2012 tarihinde Akademi ve politika, Akademik içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. 1 Yorum.

  1. Zehir zemberek gibi bir yazı olmuş. Ellerinize sağlık.

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: