Devlet bilim kitabı basmıyorsa ne yapmalı?

TÜBİTAK’ın yirmi senedir sürdürdüğü güzel bir popüler bilim kitapları dizisi var. Bu diziden şimdiye kadar yüzlerce kitap çıktı. Dünyada çok okunan kitapları kaliteli baskı, (genellikle) iyi çeviri ve çok düşük fiyatla Türkçeye kazandırmışlardı. Ancak artık bu seri yok oluyor. Gitgide daha az yeni kitap çıkarılıyor ve baskısı tükenen kitaplar tekrar basılmıyor.

TÜBİTAK katalogunda satışta olan kitapları görebilirsiniz. İlk bakışta epey çok görünebilir, ama çoğu çocuklar ve gençler için. “Yetişkin Kitaplığı” linkinde 50 başlık var, üstelik karton ve sert ciltli baskılar ayrı ayrı listelendiği için, sadece otuz kadar farklı kitap mevcut. Oysa başka bir online kitapçıda bu seriden tam 153 tane kitap görebiliyorsunuz. Çoğu tükenmiş, bulunmuyor.

Bugün gazeteler birdenbire bu tükenmişliği farkediverdiler. Tekrar basılmayanlar arasında gerek Dawkins’in gerek başkalarının evrimsel biyolojiyi işleyen kitaplarının da bulunduğunu görünce “TÜBİTAK evrimi yasakladı” gibi sansasyonel başlıklarla haber yaptılar.

Doğrusu böyle bir şüphe yersiz değil. Darwin yılı olan 2009’da Bilim Teknik’in Darwin’li bir kapak yapmaya yeltenmesi ama TÜBİTAK yönetiminin dergi editörlerini sert bir şekilde engellemesi hâlâ akıllarda.

Daha bir sene önce, TÜBİTAK’ın başına yeni atanan Yücel Altunbaşak, basın toplantısında evrim hakkındaki bir soruya “Türkiye’nin birliğe ihtiyacı var. Uçak füze diyoruz. Bunlara odaklandık. Evrim teorisine inanan var inanmayan var. Birlikteliğe daha çok ihtiyacımız var.” diye kemküm etmişti. (Şurada biraz dalgamı geçmiştim.)

Bu zihniyeti tanıyınca, evrimi anlatan kitaplara özel sansür konduğunu düşünmek makul. Ama yeni baskısı yapılmayan kitaplar arasında evrimle hiç alâkası olmayanlar daha fazla: Depremler (Bruce Bolt), Süpersimetri (Gordon Kane), Rakamların Evrensel Tarihi (Georges Ifrah), Kralın Yeni Usu (Roger Penrose), Kaos (James Gleick), Tüfek, Mikrop, ve Çelik (Jared Diamond), ve daha sayamayacağım birçok kitap.

Burada evrim sansürünün ötesinde bir şey oluyor. Belli ki TÜBİTAK yakında popüler bilim kitapları dizisini tamamen öldürecek, ki bu da A.K. Partisi hükümetinin işine gelmeyen hiç bir şeye devlet desteği vermeme politikasına uygun. Hükümetin temel bilimlere uzun zamandır üvey evlat muamelesi yaptığı da malum, o yüzden bu kitap dizisini de lüzumsuz gördüğünü tahmin edebiliriz.

Yazık. TÜBİTAK’ın bu işlevi çok önemliydi. Kitapların iki-üç bin basıldığı bir ülkede, özel yayıncıların cesaret edemeyeceği kitapların Türkçeye kazandırılmasını sağlıyordu.

Peki bu devletin görevi midir? Bence evet. Yapılması gereken ama kazançlı olmadığı için piyasanın halledemeyeceği işleri üstlenmek devletin işleri arasında. Türkiye gibi bir ülkede kitap basmak bu kategoride bir iş.

Ama şimdi devlete güvenmenin sakıncasını hep birlikte görüyoruz: Devleti yönetenler bir işin “yapılması gereken” sınıfında olmadığını düşünmeye başlayınca, o iş suya düşüyor.

Devlet yapmazsa yapmasın. Biz temel bilimleri okumaya, öğrenmeye, yaymaya devam edeceğiz. Alfa’nın, Metis’in, ve daha birçok özel yayınevinin birçok güzel kitabı var. Bir gün, seksen milyonluk bir ülkede birkaç bin bilim kitabının satılamayacağı kadar pespaye bir duruma düşersek ve yayınevleri artık bunları basmak istemezse, bloglarımızda yazacağız. Türkçe kaynak yoksa, İngilizce kitapları okuyabilecek kadar dil öğreneceğiz. Kimsenin bilgiye ulaşmamıza engel olmasına izin vermeyeceğiz.

Batılılaşmaya çabaladığımız iki yüz yıldan sonra artık bazı şeylerin kök saldığına inanmak istiyorum. Bu koca ülkede Vikipedi, Açık Bilim, Evrim Çalışkanları, Yalansavar gibi bilgi kaynaklarına düzenli katkılar yapabilecek, yeni bilgi siteleri oluşturup büyütebilecek üç beş bin kişi muhakkak vardır. Bu birkaç bin insanı, hiç olmazsa ayda bir kere, ilgisini çeken bilimsel bir konuda birşey yazıp internette yayınlamaya davet ediyorum. Belki topluca karanlığa gidiyoruzdur, ama sessiz sedasız gitmeyelim.

 

Reklamlar

Kaan Öztürk hakkında

Kaan Öztürk İstanbul’da doğdu. İstanbul Lisesi ve Boğaziçi Fizik mezunu. Rice Üniversitesi‘nde uzay fiziği alanında doktora yaptı. Işık ve Yeditepe üniversitelerinde ders verdi. 2015-2016 döneminde Rice'da ziyaretçi araştırmacı olarak çalıştı. Bugünlerde Sabancı Üniversitesi'nde optimizasyon ve yapay öğrenme konularında doktoraüstü araştırmacı olarak çalışıyor.

14 Ocak 2013 tarihinde Akademi ve politika, Akademik içinde yayınlandı ve , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. 10 Yorum.

  1. Mehmet Somel

    Yorum ve çağrı çok sağol. Sağlıklı bir kalkınma, eğitim, bilim politikası olmayan bir hükümete ‘güvenmemek’ elbette makul. Öte yandan TÜBİTAK bir kamu kurumu, halkın vergisiyle işliyor, misyon tarifinde toplumda bilimsel farkındalığı artırmak geçiyor. TÜBİTAK Popüler Bilim Yayınları yetkilileri, şu anki tavırlarıyla görevlerini ihmal ediyorlar. Bunu kabullenmemek ve her koldan baskıyı sürdürmek bence önemli.
    Not: Özel yayınevlerinin bastığı popüler bilim kitaplarını kim sübvanse edecek? Sübvanse edilmezse, kim erişebilecek?

    • Bunun devlet görevi olduğunu biz kabul etsek bile, adamlar “kapattık kardeşim” deyince yapacak çok bir şey yok. Baskı oluşturacak kadar bilim meraklısı varsa, zaten devlete ihtiyaç bırakmayan bir piyasa da var demektir.

      Hem baskı yapsak ne olacak? O güzel kitap dizisini oluşturan ve titizlikle büyüten zihniyet uzaklaştırılmış bir kere. Devam ederlerse göstermelik profesörlerin veya tarikat şeyhlerinin ipe sapa gelmez kitaplarını basmaya başlayabilirler.

      Belki böylesi daha iyi. Bilimsel eğitimimiz için bile devlete yaslandık, ve bugün devlet bilime boş verenlerin yönetiminde. Belki bu vesileyle vatandaş olarak kendi inisiyatifimizi oluşturmayı öğreniriz.

      Yayınevleri sübvanse edilmemeli, yoksa devletin istemediği kitapları basamazlar. Biraz tanıtım ve reklâmla, dünyada çok satan nitelikli bilim kitaplarının burada da yeterince satmaması için bir sebep yok bence. Yine de satmazsa, internet var.

  2. Oğuzhan Alptürk

    Elinde baskısı olmayan kitaplardan bulunanlar, e-kitap haline getirip internette paylaşsın.

  3. Tüfek, Mikrop ve Çelik, sosyal evrim’i konu alan ve meme(toplumsal kültürel kalıtım) gibi konulara örnekler veren evrim konusu ile çok alakalı bir kitaptır. Yazınızdaki bu yanlışı düzeltmek isterim. Bu kitabı okudunuz mu bilmiyorum ama muhtemelen okumadan yapmışsınızdır yorumunuzu. Saygılar…

    • Teşekkürler. TMÇ coğrafyanın ve maddi şartların toplumların tarihi gelişimine etkisini inceliyor. Bir yaratılışçının alarm zillerini çaldıracak bir kitap değil.

  4. Akademik Curume Monitoru

    150 yil once bu topraklardaki ulkeye “Avrupa’nin hasta adami” deniyordu.
    200 yil direndikten sonra matbaa ile kisa sure once tanismisti.
    1789 – 1799’un Paris’inde donsuzlar , suslu donlulari sepetlerken gunde 350.000 gazete satiliyordu.

    Hastaligini kabul etmemekte direnen hasta adam , 1918’de vucudunun 7 / 8’ini kaybetti , az daha tum ic organlarini da yitirecekti.
    Akillandi mi ?
    1920’lerde 1789 – 1799’un Fransa’si model alinirken , her nedense oradakinin tam tersine , takrir-i sukun (ifade sessizligi) kanunu ile basin sansurleniyordu.

    1938’de bir sehrin ucak bombalariyla yerle bir edildigi , ilk kez 74 yil sonra bir basbakanin belgeleri aciklamasi sayesinde ogrenilebildi.

    2004’te Avrupa Birligi sayesinde ilk kez bilgi edinme hakki ile tanisilabildi.
    ABD ve Ingiltere’de cok uzun zamandir olan bu hak ile , bir cok askeri bilgiler bile , yabancilara bile saglanirken ,
    bu topraklarda tabelasinda universite yazan yerlerde calisanlarin yayin listeleri bile 2012’de gizliydi.
    Ustelik hakki islevsiz kilan itiraz kurulu (basbakana bagli Bilgi Edinme Degerlendirme Kurulu) kararlarinda bile.
    Niye mi : lise mezunlari bile profesorkondu kadrosunda calistirildigi icin.
    170.000 akademik tez , arsivin yaridan cogu , gizli.
    Niye mi : baskalarindan caldiklari icin , calanlar koseleri kaptiklari , ulkeyi yagmaladiklari icin.

    2012 yazinda ogrenci dolu barlariyla meshur bir sehirdeki bir universitede hazirlik sinifini gecemeyen , lise bitene dek sinifta birakilamayan 50-100 ogrenci , yonetim binasi onune cadirlar kurdu , geceledi , 1 ay eylem yapti , hazirlik sinifinin kaldirilmasini istedi.
    Eylul’de universite bazi bolumlerde ingilizce ogretimi ve hazirlik sinifini kaldirdi.

    Refahina ozenilen ulkeler , bugunlerini onceki nesillerin odedigi agir bedellere borclu. O surecler , bu topraklarda yasanmadi. O yuzden fatura odemek , simdiki nesle kaldi. Odeme geciktikce fatura kabariyor , bedel artiyor.

    Bu topraklarda arastirma , ogrenme , okuma , calisma , uretme gelenegi yok , aksine bunlara direnc var.
    1 musibet , 1.000 nasihatten etkiliymis.
    Musibetlere toslaya toslaya , gittigi yere kadar gidecek.

    Piyasadaki ceviri olmayan turkce teknik kitaplarin hemen hepsi arak.
    45 yildir piyasadaki en meshur muziklerin cogu arak.
    Bazilari oyle matrak ki : milli mars haline gelmis bir sarki
    kizilan bir ulkeden arak , ustelik oranin kizilan dininin ilahisi :
    Rabbi Elimelekh , simdi Mireille Mathieu radyoda fransizcasini soyluyor ,
    tam denk geldi.
    Rabbi = haham.
    Ya hahamin degil de imamin sarkisini araklayip
    milli mars yapsalardi ne olurdu acep 🙂 !?
    Bu topraklarin kendi calar , kendi oynar soylemine gore ise
    ahlak duskunlugu had safhada. Aksini diyeni oyarlar.

    Bir yanda ici bos diplomalar saciliyor , bunlarla koseler kapiliyor , itibar goruluyor.
    Diger yanda bilenler horlaniyor.
    Sular , belescilige akarken , okumanin , ogrenmenin kiymetine inandirmak zor.
    Icinden gelen icin , okuyacak malzeme , okuyacak malzemeye ulasacak yol yordam cok.

    NOT. Ilk yillarinda o serideki kitaplarin hemen hepsini aldim. Uzun zamandir elimde olmayan nedenlerle alamaz oldum. Sanirim cok fazla bir sey kacirmadim. Hatta kucuk buyuk cevremdekilere o seriden cok kitap hediye ettim. Firsat bulunca eksikleri toptan tamamlamak niyetindeydim. Fakat kitaplari basan yerin camasirlarini gordukce niyetimden eser kalmadi. En komigi de baskanin baliklama atladigi bir uckagit sitesini Avrupa Bilimler Akademisi sanmasi ve para kaptirip , “akademi uyesi secildim” diye , davul zurnayla kurum sitesinde ve basinda duyurup kisa sure sonra ortaya cikinca madara olmasi ve ardindan gorevden alinmasiydi.

  5. En sondaki bir cümle hariç dediklerinize katılıyorum. Batılılaşma ile başlayan cümle. Bu işleri batılılaşma adına yapalım dermiş gibi bir anlam katmış. Ben batılılaşma kelimesine karşıyım.

  1. Geri bildirim: Best of 2013 | Kaan Öztürk Blog

  2. Geri bildirim: diye başlamışla… | paylasimintekveyeniadresi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: