Her yer Taksim, her yer direniş

Birkaç gün önce içim iyice kararmıştı. Bunalmıştım, herşey üstüste gelmişti. Suriye’yle göz göre göre savaşa gidilmesi, provokasyon olduğu açıkça belli Reyhanlı, içki yasağı, üçüncü köprü, her türlü yağmalama, çalma çırpma. Üstüne bir de başbakanın Salı günkü konuşması geldi, açıkça “dine dayalı kural olsa ne olur” diyerek şeriata kapı açan. Bu yaştan sonra başka memlekette iş aramaya bu sefer kesin karar vermiştim.

Ondan sonra çok acaip birşey oldu.

Hafta başında Taksim’deki Gezi Parkı’na dozerler girdi ve ağaçları sökmeye başladılar. İnşaatlar uzun zamandır devam ediyordu. Parkın yerine çakma bir tarihi bina içine alışveriş merkezi yapılacaktı. Çok tepki çekmişti, ama başbakan kulak asmamıştı. Haberi duyduğumda içim acıdı, ama “ne yapabiliriz ki” diyerek içime attım.

Neyse ki benim gibi düşünmeyen birkaç kişi varmış. Parkta protestoya başladılar, ve alıştığımız üzere polisin biber gazı, basınçlı su ve sopayla kudurmuş gibi saldırmasına maruz kaldılar.

Bunların hiçbiri ilk defa olmuyordu, ama bazen küçük olaylar hiç anlaşılmadık şekilde dev bir çığa dönüşür. Ertesi gün eylemciler yüzlerce kişi, sonraki gün binlerce kişi oldular. Valilik, Belediye, polisler bildikleri tek şekilde cevap verdiler: Şiddet, vahşet, acımasızlık.

Taksim meydanını biber gazı sisi kapladı. 31 Mayıs günü Polis sabahın beşinde parkı basıp uyuyan eylemcileri gazladı, çadırlarını kundakladı. Kaçanların üzerine duvar devrildi, ağır yaralandılar. Polis dağıtmak için değil, mümkün olduğunca büyük zarar vermek için hareket etti. Eylemcileri kaçacak yerleri kalmayacak şekilde sarıp gaz içinde bıraktılar.

İşte o gün herşey değişti.

Onbinlerce insan İstanbul’un her yerinden Taksim’e akmaya başladı. Bunlar her zamanki eylemcilerden değildi, büyük kısmı (benim gibi) hayatta hiç bir siyasi eyleme katılmadan orta yaşa ulaşmış insanlardı. Nasıl yapacaklarını bilmeseler de, protestoya katılmak, eylemcilerin yanında olmak istiyorlardı.

Neydi mesele? Sahiden “üç beş ağaç” mıydı? Tamamen betonlaşan Taksim’de o ufacık park kalsa ne olur, kalmasa ne olurdu. Ama asıl mesele o değil.

Bu eylemin parkı kurtarmak için yapılan bir çevreci protesto olduğunu söylemek, bir ormanı kül eden yangının bir izmaritten çıktığını söylemeye benziyor. Doğru, ama bir yandan da yanlış, çünkü orman yangına hazır olmasaydı kaç izmarit atılırsa atılsın farketmezdi.

İnsanlar bıktılar. Başbakanın kibrinden, dediğim dedikliğinden, her şeyi kendi bilir tavırlarından, ve yobazlığını dayatmasından bıktılar. “Komşu ülkeyle savaşa gireceğiz, çünkü ben öyle istiyorum. İçki içmeyeceksin, çünkü ben öyle istiyorum. Ormanlar kesilecek, HESlerle doğa tahrip edilecek, projelerimize yargı denetimi olmayacak, üç çocuk yapacaksınız, çocuklarınız dindar nesil olacak, bayram kutlamalarını burada yapmayacaksınız, benim aleyhime konuşmayacaksınız, çünkü ben öyle istiyorum.”

İstediğiniz kadar uzar bu liste. İnsanlar “yeter be” dediler artık.

Hem de nasıl dediler. Böyle bir eylemin Türkiye tarihinde eşi olduğunu sanmıyorum. Hiç bir siyasi kimliğin öne çıkmıyor, sadece “yeter ulan” diyorlar. Komünistler, ülkücüler, dindarlar, Kemalistler, mavi yakalılar, beyaz yakalılar, işçiler, profesörler, hepsi bir arada. Gaz atıldıkça geri gidiyor, gaz dağıldıkça ilerliyorlar.

Taksim’deki dükkanlar, pastaneler, oteller eylemcilere kapılarını açıyor, dinlenecek yer veriyorlar, yiyecek ikram ediyorlar. Askeri hastaneden eylemcilere maske veriyorlar. Herkes dayanışma içinde. Türkiye gibi “kaşının üstünde gözün var” bahanesiyle kimsenin birbirini beğenmediği bir ülke için olağanüstü büyük birşey bu.

Sadece Taksim değil, bütün İstanbul, bütün Türkiye ayakta. Dün gece Türkiye uyumadı. Her yerde yürüyüşler, her yerde “Hükümet istifa”, “Her yer Taksim, her yer direniş” sloganları. Yurtdışındaki Türkler de yaşadıkları şehirlerde destek mitingleri yapıyorlar.

Sonucu ne olursa olsun, bu günler tarihe geçti. AKP hükümeti gider gitmez, başka mesele. Ama bir “kırılma noktası” yaşandı. Bugün “devlete karşı gelinmez” zihniyetinin yıkıldığı gündür.

Bu günler konusunda çok şey yazıp çizilecek. Haberleri sosyal medyadan takip edin, gazeteler ve TVler suskun (onların bu utancı da tarihe geçecek).

Bunu yazdığım anda binlerce insan Taksim’e yürümekte. Polis her şeye rağmen Taksim’de aynı zulmü uygulamaya devam ediyor. Başbakan ne olup bittiğini anlayamamış durumda, laf olsun diye eski saçmalıkları tekrarlıyor, ama sinirli ve ne yapacağını bilmez durumda olduğu belli.

Bir halk hareketi ile hükümet ve devlet otoritesinin yıkılması tarihimizde bir ilk. Kendi gücümüzle devlete hayır demeyi öğreniyoruz. Kahramanlardan medet ummayı bırakıyoruz. Askerin bu işten uzak durması çok önemli.

Çok ilginç bir zamanda yaşıyoruz. Olanları iyi takip edin. Torunlarınıza anlatacağınız günler bunlar.

Reklamlar

Kaan Öztürk hakkında

Kaan Öztürk İstanbul’da doğdu. İstanbul Lisesi ve Boğaziçi Fizik mezunu. Rice Üniversitesi‘nde uzay fiziği alanında doktora yaptı. Işık ve Yeditepe üniversitelerinde ders verdi. 2015-2016 döneminde Rice'da ziyaretçi araştırmacı olarak çalıştı. Bugünlerde Sabancı Üniversitesi'nde optimizasyon ve yapay öğrenme konularında doktoraüstü araştırmacı olarak çalışıyor.

01 Haziran 2013 tarihinde Politika içinde yayınlandı ve olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. 6 Yorum.

  1. şu yazının üzerine söylenecek çok da fazla bir şey yok aslında. sadece ben de duygularımı iletmek isterim. ben de üniversitedeki rektör istifa, ingilizce eğitime hayır gibi ufak çaplı eylemleri saymazsak ilk eylemimdi. tam da dediğiniz gibi beni oraya çeken şey “yeter ulan” sözü. hakikaten yeter yahu. senin dediğin olmayacak.
    bu millet salaktır, aptaldır, beyinsizdir dedim ama aralarında gerçekten muhteşem bir grup da varmış. bugün sabah internete girdiğimde elimde çay varken “göstericiler boğaz köprüsünü ulaşıma kapattılar, taksime yürüyorlar” haberi ve resmi ile bana yaşattıkları duyguyu tarif edemem.
    sonuç ne olursa olsun bugün bakıyorum da akpli dalgacı vekil şirin ünal twitter’ını kapatmış, baktığım akp gençlik kolundan birisi özele çekmiş. düşünün dokunulmazlığın var, devlet arkanda, milyarlık maaşın, aracın, yatın, katın, emrinde çalışan kölen var ama o hesaba yazdıklarının arkasında duramıyorsun. artık öyle atış serbest, ben yaparım olacak, yok.
    son olarak da bu güç bende artık şeyi tayyibe özel değil aslında. eylemde türbanlı ana kız ve babaları bizim oraya düşmüştü yoldan geçerken (harbiye hilton). biz gazdan apartmana saklanıp geri çıktığımızda pislik herif kapıyı üzerimize kapatmaya çalıştı. ancak o sinirle adamın boğazına sarıldım, saldıracaktım ancak araya girdi diğer arkadaşlar. yani artık kendilerini o kadar bok sanıyorlar ki o kadar eylemcinin arasında buna cesaret edebiliyorlar. (boğazına sarılınca hemen sakin olalım filan moduna girdi pislik ben de yelkenleri erken suya indirdim) birde tersini düşünün, 10 yobazın arasında 1 ateist, ne olur acaba? bir de biz iyi niyetliyiz ne yazık ki. işte aile arada kalmış, tam hesap sormalık, ama biz onlar gibi yapmayalım dendi. aslında yukarıdaki söylediklerim gibi bir höt deyince çok geri adım atıyorlar ancak bakalım devamı gelecek mi?
    neyse bu uzun yorum burada noktalıyorum, bilin bakalım nereye gidiyorum 🙂

  2. Merhaba hocam,
    yazınız için tesekkurler. Paylaşmak istedim: Bilim öğrencisi olmak ile protestocu olmak arasındaki kıldan ince çizgi
    http://lisansgunlugu.blogspot.com/2013/06/bilim-ogrencisi-olmak-ile-protestocu.html

  3. Türkiye ve Mısır.

    İslam devrim yapamaz, o var olanın yerine daha kötüsünü koyar.
     
    Kısa bir zaman evel, Mısır’da iktidarı ele geçiren Müslüman kardeşler zafer şarhoşluğu içinde hemencecik camilere koşuşup İsrail alehinde dualar etmeye başlamışlardı. Mübarek istifa etmiş, ama devletin kendisi aynen duruyorken, Müslümanların zafer çığlıklarının, Yahudi inancına sahip insanlara karşı bu türden ifade edilişi bile, islamcıların beyin altlarının nasıl işlediğine dair ip uçları veriyor! Devrim derken bile bunlar Yahudi düşmanlığını anlıyorlar. AKP gibi Sunni islam’ın en kötü temsilcilerinden biri olan Selefiliğin, diğer ırk ve dinlere karşı olan kin ve husumetinin ne kadar derin olduğu burada bir kez daha görüyoruz. Sözde devrim olacak, ortaya da insanlığın en kötü tarafı ortaya çıkacaktı!
    30 yıllık diktatör Hüsnü Mubarek, Arap milliyetçisi ve doğal olarak bir İsrail düşmanı idi. Sözde onu yıkıp, daha fazla Yahudi düşmanlığı yapmak devrim değildir. Buna ”Mısır devrimi” denmez, zaten var olan kin ve düşmanlığın daha da artması toplumun yıkımını getirir.
    Arap baharı adına, diğer din ve ırklara karşı düşmanlığı politik çıkarları için çıkış noktası yapan Sunni İslamcılar, bütün Orta Doğu ve Kuzey Afrika’yı sanki yeniden işgal ediyormuş gibi, Tunus’dan Yemen’ e, Sudan’dan Pakistan’a kadar her alanda iktidar değişiklikleri için ortalığı kan gölüne çevirdiler.
    Her alanda geri kalan Sunni Müslümanlar, halkın var olan diktalara karşı tepkilerini kullanarak kendi diktatörlüklerini yeniden restore ederken çağ dışı bir ideolojik sistem olan İslam’ı esas aldılar.
    Mısır’ın Müslüman kardeşleri, AKP, Suriye’nin Nusracı şeriatçıları, Libya ve Tunus’ un Sunni politik İslamcıları, “İslam”ın arkasına saklanıp, “Allah böyle diyor” diye en aptalca şeyleri insanların gözüne sokmaya çalıştılar, ama şimdi onları zor günler bekliyor. Önümüzdeki yıllarda İslam, kimsenin, arkasına saklanamayacağı bir şeye dönüşebilir. Kuran’daki küfürler, hakaretler, bulduğunuz yerde öldürün ayetleri, sonu gelmez arapça yeminleri, kadınları insan yerine koymayışı, köleliği meşrulaştırması, insanların müslüman olan olmayan diye bölmesi ve müslüman olmayanlara her türlü zulmü emreden ayetleri,isanların taşlanması, bütün bunlar çağdışıdır. Dolayısıyla İslam, Müslüman olmayanlar için, tam manasıyla bir savaş ideoljisidir.
    İslam çağ dışı bir realitedir. Toplumsal alandaki bütün gelişmelere ters, kör bir reaksiyondur. Son yılların büyük değişme ve alt üst oluşlarına karşı, insanlığın genlerinde ki bağnaz karşıtlığın bir refleksidir. İslam’dan çözümler beklemek, onu moda yapmak tarihsel akışı tersine çevirmek demektir. Müslümanlık beyin değil, kalp der! Kuranın orjinalinde beyin kelimesi geçmez, “beyin” kelimesi yerine “kalp”(idrak anlamında) kullanılır. Eskiden cahiliye döneminde insanlar bunu böyle alglıyorlardı. Muhammed zamanında, ilkel bir aşiret toplumu olan Araplar henüz beyin’ in görevini bilmiyorlardı. Heyecanlanınca kalp küt küt attığı için, idrak organının kalp olduğunu sanıyorlardı. Bütün Arap ayetlerinde beyin kelimesi geçmez, kalp kelimesi geçer. Çölün ortasında bin yıllarca izole edilmiş bu türden ilkel kabilelerin, Mısır piramitlerini yapan uygarlıkla bir ilgileri yoktu. Mısır’ın ilk uygarlıklarını kuranlar insan organizması hakkında daha fazla bilgilere sahiptiler.
    Arap kabileleri, muhammed önderliğinde birleşince ilk yaptıkları hemen etraflarındaki ülkeleri işgal etmek oldu. Baskı ve zulüm, başkalarının ülkesini, malını mülkünü yağma ve talan İslam’ın geleneklerine takılıp kalmış ve bu akıncı İslam anlayışı dünyanın bütün halklarına karşı sabit bir tehdit olup çıkmıştır.
    Muhammed’in savaşları ve ölümünden sonra hemen başlayan saltanat çekişmelerinin karakteri İslam ve Müslümanlığın ne olduğunu en keskin şekilde gözler önüne serer. Halife olmak için herkes bir birini öldürmeye başlamıştır: Ali’ den Osman’a, Ebubekir’den, Ömer’ e kadar herkes suikast yoluyla temizlemiştir. Bu durum, ilkel toplumlarda, aşiret, kabile liderliği için bir birini kesen insanların en doğal halidir. Bu apaçık ortadadır. Burada kutsallık ne arıyor?
    Bu silahşörlerin nereleri kutsal oluyor? Bunların savaş hikayelerinin de işlendiği İslam ideolojisi, insanlığın gelişen bilgi birikimi ve oluşan kimlik gelişimine uygun değildir. Geçmiş hizip, mezhep ve ümmetler, kendi yağma ve talanlarına uygun düşen kimlik değerlerine bağlı olarak İslam’ı formüle etmişlerdir. Bu durum, coğrafyamıza bir sürü sorun bırakarak ve hala da yenilerini yaratarak devam etmektedir. Gelecek kuşaklar bu kimlik değerleriden kopmadıkça, bu kör çemberin dışına çıkmak için çaba göstermedikçe, sorunlar çözülemez. Bu nedenle İslam’a boyun eğmek, ona biat, her hangi bir kula kulluk yapmak anlamına gelir. Arap’ların savaş ideolojisine köle olmak, hür bir insanın bir başkasına kul olmasıdır! Kulun kula kulluk ettiği sunni İslam anlayışı, çağ dışıdır. AKP’ nin çadır direkleri olan cemaat ve tarikatlar toplumu kıskaç altında tuttuğu müddetçe Türkiye yeni karanlıklara sürüklenmeye mecburdur.
    Karanlık çağlarda, çöllerde, deve çobanlarının başından geçen hikayelerin, diğer dinlerden kopyalanan bölük pörçük saçmalıklara yamanmasından oluşan bu teori, günümüz dünyasının hiç bir sorununa çözüm bulamaz. İslam, Bedevi ve Vahabi kabilelerinin başka ülkeleri yağma ve talan için salladıkları ”kutsal kılıc”ı sallayanlara verdikleri bir eroin şırıngasıdır.
    Bunu terkedin ve Taksim devrimine katılın!
     
    Taksim direnişi halktan gelen yeni taleplerle genişleyecektir.
    ****************************************************************************

    – Askerlik parası denilen haraç kalkmalıdır.
    Zorunlu askerliği “vatan borcu”, “vatani görev” gibi hamasi saçmalıklarla kutsamak anlamsız bir akıl dışılıktır: 19. yüzyılın devlet, din, ırk politikasıdır bu. Günümüzde devletler şirketler gibidir. her fırsatta halktan haraç kesen devlet sınır falan da koruyamaz. Vatana hizmet, halka hizmet elde silah tutmakla olmaz, bunu artık o kalınlaşmış 19. yüzyıl artığı beyinlerden çıkarmak gerekir. Mısır örneğinde olduğu gibi, zorla askere götürülen gençler, acımasızca, kendi ana babalarına kurşun sıkmaktan da geri kalmazlar.
    – Okullara yerleştirilen polis ve jandarma geri çekilmelidir. Bu polis devleti olduğunun göstergesidir.
    – Köyleri baskı ve zulüm altında tutan Köy koruyucuları, devletin kullandığı diğer paramiliter örgütlenmeler dağıtılmalıdır. Bunlar var oldukça daha çok insan ölecektir.
    – Polis ve jandarmanın ata kültürü diye benimsedikleri İşkenceye son verilmelidir. Devlet kurumlarında ki İşkence, son Gezi eyleminde tutuklananlara karşı yapıldığı gibi devam etmektedir. Bütün işkenceci polis ve subaylar iş başındadır, kurumları aynen duruyor, destekleri artmış, kariyerleri yükseltilmiştir.
    – Nüfus planlamasına geçilmelidir. Türkiye’de nüfus planlaması zorunludur. Aşırı bir hızla artan cahillik, eğitim öğretim yetersizliğinden kaynaklanan hal ve hareketler, toplumun içine düştüğü feci yozlaşma ve çürümeye son verip daha özgür bir toplumun kurulması için dengesiz büyümeye son verilmelidir. Eskiden avrupa kapılarna doğru itilen cahil kalabalıklara orada da fazla rağbet olmadığına göre, bunlar Türkiye’de kalacak ve büyük felaketlere yol açacaklardır. Mesela son haftalarda bayram kutluyoruz diye sağa sola koşusan kalabalıkların neden oldukları trafik kazaları, cinnet geçirmeler nedeniyle Türkiye’de 249 insan öldü ve 600 e yakın yaralı var! Bunun Mısırda ki katliamdan ne farkı var?
    Aşırı şekilde anormal yollarla yapay şekilde çoğaltılan ot gibi kitlelerle tarihsel, sosyal ve bilimsel başarılar sağlanamaz. Çin, nüfus planlaması yaptıktan sonra, bilim, teknik ve ekonomik alanda başarıya giden yolu açabilmiştir.

    Mısır örneğinde olduğu gibi ”her sene bir doğum” parolası ile çoğaltılan insanlar, Nil vahası ile sınırlı bir alana sıkıştırılırsa bu türden toplumsal felaketler kaçınılmazdır.

    İstanbul ve çevresi de feci yığılmalar nedeniyle aynı toplumsal patlamalara gebedir.
    İslamcılar, başta Tayip Erdoğan olmak üzere Mısır’ın Müslüman kardeşleri, politik çıkarlardan dolayı, nüfus planlaması denilen bu bilimsel rasyonal metodu redettikleri için, ondan dolayı oluşan toplumsal felaketlerin de sormlusudurlar.
     
    – Cami değil, Köy Enstitüleri kurulmalıdır. Arap’ça ezan alçak sesle ve semt başına yalnızca 1 tek camiden okunmalıdır. Her taraf Arapça marşlar çalan camilerle dolup taşıyor. Köhnemiş düzenin birer sembolü olan cami minarelerinden, orada oturan halka ihtar anlamında okunan eğemenlik, hükmetme marşlarına son verilmelidir. Ezan bunun biraz nazikleşmiş şeklinden başka bir şey değildir. Hükmedenin, eğemen olanın ihtar marşıdır bu, onun orada devam ettiği sinyalini verir! Bunlar ortaçağı temsil eder. O dönemlerde kominikasyon araçları çok ilkel olduğu için, yüksek minareler yapılır ve oraya hükmedenlerin kudretlerini gösterme anlamında yüksek sesli propoganda ile kitlenin piskolojisi kontrol altında tutulurdu. Köylere ve mahallelere zorla cami yapımından vageçilmelidir.
     
    – Diyanet dağıtılmalıdır. Diyanet işleri başkanlığının ilke olarak ülke içindeki bütün inanışlara eşit mesafede olması, gerekirken, şimdi sadece Sünni İslam’ın temsilcisidir. Günümüzde ise, 9 milyar ytl ye yaklasan bütçesi, birçok bakanlığın önündedir. Başkanlık 100 binin üzerinde imam ataması yapmakta yine bir o kadar camiyi bünyesinde bulundurmaktadır. Din kurumu özelleşmeli diyaneti finanse etmek için devlet tarafından yapılan soygun bitmelidir..
     
    – Zorunlu din dersleri ve nüfus kağıtlarındaki ”İslam” hanesi kaldırılmalıdır. Devlet okullarında din dersi okutulmamalı,kuran kursu vs resmi kurum olmamalı. Nüfus cüzdanlarından din hanesi kaldırılmalıdır. İnsanların inançlarına göre bu veya başka yöntemlerle fişlenmesinin önüne geçilmelidir.

    Taksim, bir ruhtur, değişimi ve yeni bir süreci yansıtıyor, o mutlaka yeniden görünecek, gösterilerde ve yaratıcı yeni eylemlerde, girişimlerde, aktivitelerde yeniden canlanacaktır.
    Taksim Gezi Hareketi, Demokles’in Kılıcı misali polis devletini esas alan Türk İslam sentezcilerinin tepesinde sallanmaya devam edecek ve statükocıları değişime zorlayacaktır…
    AKP’nin ve öncüllerinin halkın mantalitesine soktukları barbarlık, karanlık ruh, sarsılmaya başlayacaktır. Taksim gezi hareketi, buna dokunma cesaretini gösterecektir.
     
     
     
    Sevgi ve Saygılarla

    Entegrasyon Komitesi İsviçre- Vevey

    ———————————————————————-
    Esin Duran,
    Selda Suner,
    N. Gök,
    Ferdi koçkar
    Yeliz seren
    S. Aktaş
    Pelin Moda,
    Bedri Engin,
    Nazmi Dogan,
    Sevda Suner
    R. Adalı
    Sezer Aşkın,
    H. Datvan,
    Salih Demir,
    Nizamettin Duran
    A. Demir
    Melahat Baykara,
    ismail çekmez.
    Aydin Nizam
    Uğur Demir
    Ismail B. Cenk,
    Tekin Balkic
    Selma Altuntaş,
    Murat Koç
    Filiz Serin,
    Nedim Serin,
    Vedat Koçak,
    Salih Birdal,
    Erdal Cömert
    Ismail Bulak
    Ahmet Meriç
    Mustafa Gur,
    Hasan Zafer
    Bahar Ünsal
    Osman B.
    Ayse bahar
    Metin Maslak
    H. Maslak
    Dilek Solak
    zeynep içkaya
    Sevda maslak
    Sercan Gezmiş
    Aynur Balkaya
    İpek Doğan
    Nazım Doğan
    Murat Doğan
    esin erkan
    Beyhan erdem
    n. erdem
    İsmail Deniz
    Ayten BARAK
    Ugur Birdal
    Ahmet Tan
    Yıldırım Kongar
    Selma Kongar
    Birol Aytekin
    Hatice Gül
    Ibrahim Erkin
    Kemal erdem
    Rıza Akdemir
    Mehmet Coskun
    Hüseyin demir
    fethi killi
    Yeliz Ender
    Mustafa Ender
    Ugur Basak
    Kemal Dektaş
    Ayten Ilkdal
    Nuri Aktanır
    Metin Koc
    Sevgi Ender
    Burhan Kulakçı
    Oğuz Duran
    Burcu Kanter
    Aysel kanter
    Erol kanter
    Layla SOLGUN
    M. Oktay
    Kemal Aktas
    Yelda tekinoglu
    Orkun Keskin
    T. Vural
    Oğuz şen
    Nur Şen
    Ismail çaykara
    Burhan Orkal
    D. Kahan
    Seher Yıldız
    Esra akkaya
    Mehmet Uzan
    Yeliz IŞIK
    Seyhan İlknur
    Osman Çekiç
    esma yıldız
    Murat Çetindal
    Ali OkyarMusa Tekin
    Aslı Birdal
    Nazmi Doğan
    İnci Gür
    L. Okar
    Mustafa Karkaya
    Omer Aytac
    Mürsel Bozkır
    Zeynep Şengül
    Gülcan Iğsız
    Murat Nidar
    şemsi Kaya
    Ayten Ekşi,
    Eda leman
    nermin ışıl
    D. Polat
    Kadir Erdem
    Serdar OKTAY
    Mehmet Özdemir
    Mustafa Erkan
    Nuri AKTAS
    Emine AKTAS
    O. Kadir Ergun
    Metin Kurca
    Sedat Isiklar
    Filiz Bag
    Kadir Baskale
    Sevim Varlik
    Hasan Mesut Akkaya
    Necmi Guler
    Erhan Isguz
    Meral Okur
    Bilge Okyaz.
    Kemal Koç
    L. Mirakoğlu
    Oktay Kızılcık
    Mehmet Yavuzgil
    Erdal Polat
    Hüsnü oktay
    k. Sankay
    Ahmet tekin.
    Semra Kaya
    Mustafa Çiçek
    Kayhan Göçkaya
    Erdal Solgun
    Mehmet Solgun
    Esra Solgun
    N. Altik
    Oguz Karakış
    Leyla Mert
    Işık mert
    D. Öksüz
    Erdem Yılmaz
    Ayse Eltan
    S. Guner
    M. Deniz Ok
    Mehmet İnce
    Huseyin Cinar
    Meltem Cinar
    Berk Cinar
    L. Demirkaya
    Huseyin Çilek
    Ayten Irmak
    D. Okdere
    Ali Uskan
    Berdan Temiz.
    H. Baskale
    Murat Gülay
    Esra Gülay
    Mustafa Akyol
    A. jale Kol
    M. Kol
    Tamer Oktay
    Aslan Burukoglu
    I. Demir
    Nurettin Akdal
    Uzan Kara
    ismail Igdır
    Ali Serin, Gül Akın, esra Serin
    Nuri Şen
    Hasan.Y. Balci
    Mehmet Yucel
    İsmet C. Koray
    salih Söğütlü
    Nuri Akçay, Gül Akçay, Esra Akçay
    Ali Dem. Sarahoğlu
    Ayten Karaman, Mehmet Azal
    L. Uzan, Harun Tabaklı
    ***********************************************************************
     
    TAKSİM’E VE ÇAMLICA’YA CAMİ İSTEMİYORUZ. YENİ SULTANLARA HAYIR!
     
    İMZA KAMPANYASINA KATILALIM… 
    http://www.change.org/petitions/başbakan-yuksek-bina-yapmayın-demis-peki-ya-camlica
     
    Çamlıca ve Taksim’e kazma vurmanıza rızamız yok, bu sizi ilgilendirmiyor mu? #Camlica – Kampanyaya İmza Ver!
    Kampanyaya İmza Ver

  4. KİMYASAL GAZLAR SORUNU!

    Son dönemde en çok kimyasal gaz Türkiye’de kullanıldı.
    Aslında kimyasal silah sayılan biber gazını savaşlarda kullanmak yasak.Türkiye’de ise iş çığrından çıkmış durumda…
    İçişleri bakanlığının iddia ettiğinin aksine biber gazı da kimyasal bir silahtır (ancak bu kurala uyulmamaktadır)…Özellikle Taksim Gezi eylemleri ile başlayan süreçte kışkırtılan çoğu ırkçı yetiştirilmiş politik parti militanı, kötü eğitimli, rüşvetsiz iş yapamayan, adam kayırma ve zayıf olana baskıdan zevk duyan, her türlü suça bulaşmış adi polisin eline birer gaz pompası verilerek eylemcilere saldırıldı…1972 tarihli Cenevre Anlaşması gereği, savaşlarda bile kullanılmayan, uluslararası çatışmalarda 167 ülkenin imzasıyla yasaklanan biber gazı, ülkelerin kendi kararlarıyla, polis ya da jandarma tarafından “halkına karşı” kullanılabiliyor. Türkiye bu anlaşmayı 04.04.1997 tarihinde onayladı ve TBMM’nin kararı 10.04.1997’de Resmi Gazete’de yayınlandı. Bir anlamda, yasaklı bir kimyasal silah olan biber gazının başka halklara karşı kullanılması yasakken, anlaşmada, ülkelerin kendi içinde kullanmasını sınırlayan bir madde bulunmuyor.
    Türk polisi gibi zehirli gazı kullanan yok!
    Eylemlere katılmayan semt sakinleri de dahil ayrım yapmadan, herkesin üzerine kimyasal gaz sıkmayı kahramanlık gören sözde Emniyet kuvvetleri barbar kimliklerini koruduklarını br daha ispatladılar. Gezi Parkı direnişi ile başlayan eylemlerde, Türkiye’deki pek çok insan kimyasallardan nasibini aldı…21 haziran 2013’te yapılan bir araştırmaya göre Türkiye Cumhuriyeti biber gazı ithalatında bir rekora imza atarak tam 918 ton biber gazı ithal etmiştir. Geride bıraktığımız 12 yılda biber gazına toplamda 41 milyon dolar harcanmıştır. Bir kıyaslama olması açısından, 2001 yılındaki biber gazı ithalatı sadece 13 tondur. 2005 yılında 215 tona çıkmış, 2013’te ise 918 tona ulaşmıştır.
    Bu gazların ithalatı sırasında kargo uçakları kullanılır ve uluslararası yasalara göre yolcu uçaklarıyla bu tip kimyasalların taşınması yapılamaz. Medyada sıkça gördüğümüz bir yanlış anlama da, aşağıdaki kovalara ve üzerindeki uyarılara bakarak normalden farklı bir kimyasal kullanımı olduğunun iddiasıdır: Kimyasal savaş provası yapıyormuş gibi davranan kolluk kuvvetleri, sokaklarda dolaşanlara, antreman yapıyormuşçasına acımasızca kimyasal gazlar sıktılar, sadist polisler doğal olarak kendilerini böylelikle tatmin ediyorlardı.

    AKP rejimi bu gazların öldürücü olmadığını idda etsede, savunduğu kimyasalların öldürme fonksiyonları dolaylıdır, sinir sistemlerini tahrip etme tesirleri sarin gazı gibi kısa süreli olmasa da uzun vadede korkunçtur.
    Biber gazı
    Biber gazı, bir oleoresin kapsiyum bileşiğidir. Bitkiden etanol kullanılarak çıkarılan kapsiyum çözeltisi buharlaştırılır ve geriye kalan mumsu reçine, propilen glikol ile su içerisinde çözülür ve basınçlı hale getirilerek silahlara yüklenir. Burada en kritik olan nokta, bu gazın içerisindeki biber oranının ayarlanmasıdır. Ne yazık ki bu silahlar üzerine yazılan biber oranı, çoğu zaman gerçeği yansıtmamakta ya da yanıltıcı olmaktadır. (normalde ortalama yüzde bir oranında kapsiyum veya türevlerinin bulunması gerekir ve genelde maksimum yüzde beş konsantrasyona izin verilmektedir). Bu kimyasalın rengi, içerisine katılan biber miktarına ve diğer yan kimyasallara bağlı olarak değişebilmektedir. Biber gazı, basınçlı silahlarla fırlatılmaktadır. Dolayısıyla yakın mesafeden atıldığında gerçek bir silah gibi etki etmesi çok olasıdır. Bu sebeple bu gazın yerden en az 45 derecelik bir açıyla havaya atılması ve bu şekilde yere düşmesi gerekmektedir. Silahtan çıkan gaz kutusu sıcak ve hızlı olduğundan, kısa mesafede yanıklara, parçalanmalara ve ciddi beyin/görüş hasarlarına neden olabilmektedir.En belirgin etkileri gözlerin acıyla kapanması, nefes darlığı ve zorlanması, burun akıntısı ve öksürmedir. Etkileri gazdan gaza değişmekle birlikte ortalama 30-45 dakika boyunca sürebilmektedir. Ne var ki yan etkileri saatlerce sürebilir. Biber gazının özellikle astım hastaları için ölümcül etkiye sahip olduğu bilinmektedir.
     

    ”Az ölümcül silahlarla” zafer kazanmış AKP polisi!
    Dünyada işkence alanında şampiyon olan böylesine bir gücün eline kimyasallar vermek, toplumun altına nükleer silah yerleştirmek demektir. Türk polisi hala dünyanın en kötü polisi olarak algılanmaktdır…
    AKP rejiminin kolluk kuvvetleri kısa zaman içinde, hacımsal olarak, dünyada, kendi toplumuna karşı zehirli gaz kullanma şampiyonu oldular…Türkiye bu gidişle yeni rekorlar kıracak, çünkü gaz ithal siparişleri artarak devam ediyor. TC  polisi zaten toplumun en kötü kriminal, sadist, işkenceci unsurlarından oluşuyor, böyle bir gücün eline kitlelere karşı bu türden silahları verdin mi felaketler kaçınılmazdır. Dünyada hala en çok işkence Türkiye’de yapılmaktadır. AKP ne kadar inkar etsede ve ”ufak tefek dayakları, uyandırma tokadını vs..” işkence saymasa da, Türk polisinin halka karşı uyguladığı baskı metotları, uluslararası normlara göre işkence kategorisine girmektedir.
    Prensip olarak, derecesi ne olursa olsun politik hedefler için kimyasal silah kullanmak, kimyasal silahın hafifi veya ağırı diye ayrım yapmak ve kendi halkına karşı, ”hafiftir bu, sıkarsam dağılır giderler, ceset fala yok…katliam yapmamışız, hafif bir biber kokusudur yani..”’ diye, taksim- gezi  eylemlerinde kullanılan kimyasal gazları haklı göstermek ve akabinde Suriye’de bunun bir derece daha tesirlisini kullandılar diye dünya savaşına çağrı yapmak kadar hipokrit bir davraniş olamaz…Günümüzde dünyanın dört bir yanında çok sayıda kimyasal kullanılmaktadır. Bunların hepsi ölümcül derecede tehlikeli olmasa da, bazıları bu etkiye sahiptir ve uluslararası yasalarca denetlenmekte ve yasaklanmaktadır. Bu müdahale araçlarından sıkılan su, saf su bile değildir ve içerisine kimyasallar eklenmektedir. Bu kimyasallar asit etkili olup, biber gazına benzer etkilere neden olur. Dolayısıyla bu araçlardan sıkılan suların vücutta kızarıklık, kabarma, şişme gibi etkiler yaratması kaçınılmazdır. Burada kritik olan nokta, bu aşındırıcı/yakıcı kimyasalların suya ne oranda karıştırıldığıdır. Çünkü bu kimyasalların miktarı artırılarak çok ciddi ve kalıcı hasarlar vermek mümkündür.
    Ayrıca kimi zaman bu suyun içerisine fiziksel aşındırıcı etkiye sahip mikropartiküller de katılabilir. Tıpkı ufak kum taneleri gibi olan bu parçacıklar, vücutta kesilmelere, yırtılmalara ve aşınmalara neden olabilir. Bu sebeple yüksek basınçla su sıkılmasını zararsız görmemek gerekir. İktidarın kullandığı kimyasal gazların bir çok hastaya,hamile kadına, kontakt lens takan insanlara büyük ölçüde zararları var. Ayrıca etrafa dağılan biber gazının, olaya dahil olmayan masum insanları etkilediğini,olay sırasında hayatını kaybedenleri,yaralananlar da var… 
    Neo Osmanlıcılığın bir varyantı olan AKP’nin ideolojisi tek boyutludur. Tek renk, tek din, tek bayrak, tek dil, tek eğilimde kendi taraftarlığı dışındaki her şeyi tekfir şemsiyesi altında kıymaktır. Sözde özgür Suriye ordusu dedikleri katilleri himaye eden destekleyen Türkiyedeki halkın malı ve parasıyla bu katil gerici yobaz ve kan icen çeteleri siyasi ekonomi ve lojistik olarak destekleyen ve himaye eden Türk islam rejimidir. Din, etnik yapı ve mezhep ayrımcılığı bunlar için sadece ağababalarına sunulacak hizmet için bir kılıftan ibarettir; Suriye’ ye yönelik büyük babaların operasyonları şimdi açmaza girdiğine göre geriye AKP’deki şahinlerin zorlamasıyla Türk ordusunu bu savaşa sokmak kalmaktadır.
     
    Sevgi ve Saygılarla
     
    Entegrasyon Komitesi İsviçre- Vevey

    ———————————————————————-
    Esin Duran,
    Selda Suner,
    N. Gök,
    Ferdi koçkar
    Yeliz seren
    S. Aktaş
    Pelin Moda,
    Bedri Engin,
    Nazmi Dogan,
    Sevda Suner
    R. Adalı
    Sezer Aşkın,
    H. Datvan,
    Salih Demir,
    Nizamettin Duran
    A. Demir
    hasan kayısoğlu
    Melahat Baykara,
    ismail çekmez.
    Aydin Nizam
    Uğur Demir
    Ismail B. Cenk,
    Tekin Balkic
    Selma Altuntaş,
    Murat Koç
    Filiz Serin,
    Nedim Serin,
    Vedat Koçak,
    Salih Birdal,
    Erdal Cömert
    Ismail Bulak
    Ahmet Meriç
    Mustafa Gur,
    Hasan Zafer
    Bahar Ünsal
    Osman B.
    Ayse bahar
    Metin Maslak
    H. Maslak
    Dilek Solak
    zeynep içkaya
    Sevda maslak
    Sercan Gezmiş
    Aynur Balkaya
    İpek Doğan
    Nazım Doğan
    Murat Doğan
    esin erkan
    Beyhan erdem
    n. erdem
    İsmail Deniz
    Ayten BARAK
    Ugur Birdal
    Ahmet Tan
    İsmet Yelkenci
    Yıldırım Kongar
    Selma Kongar
    Birol Aytekin
    Hatice Gül
    Ibrahim Erkin
    Kemal erdem
    Rıza Akdemir
    Mehmet Coskun
    Hüseyin demir
    fethi killi
    Yeliz Ender
    Mustafa Ender
    Ugur Basak
    Kemal Dektaş
    Ayten Ilkdal
    Nuri Aktanır
    Metin Koc
    Sevgi Ender
    Burhan Kulakçı
    Oğuz Duran
    Burcu Kanter
    Aysel kanter
    Erol kanter
    Layla SOLGUN
    M. Oktay
    Kemal Aktas
    Yelda tekinoglu
    Orkun Keskin
    T. Vural
    Oğuz şen
    Nur Şen
    Ismail çaykara
    Burhan Orkal
    D. Kahan
    Seher Yıldız
    Esra akkaya
    Mehmet Uzan
    Yeliz IŞIK
    Seyhan İlknur
    Osman Çekiç
    esma yıldız
    Murat Çetindal
    Ali OkyarMusa Tekin
    Aslı Birdal
    Nazmi Doğan
    İnci Gür
    L. Okar
    Mustafa Karkaya
    Omer Aytac
    Mürsel Bozkır
    Zeynep Şengül
    Gülcan Iğsız
    Murat Nidar
    şemsi Kaya
    Ayten Ekşi,
    Eda leman
    nermin ışıl
    D. Polat
    Kadir Erdem
    Serdar OKTAY
    Mehmet Özdemir
    Mustafa Erkan
    Nuri AKTAS
    Emine AKTAS
    O. Kadir Ergun
    Metin Kurca
    Sedat Isiklar
    Filiz Bag
    Kadir Baskale
    Sevim Varlik
    Hasan Mesut Akkaya
    Necmi Guler
    Erhan Isguz
    Meral Okur
    Bilge Okyaz.
    Kemal Koç
    L. Mirakoğlu
    Oktay Kızılcık
    Mehmet Yavuzgil
    Erdal Polat
    Hüsnü oktay
    k. Sankay
    Ahmet tekin.
    Semra Kaya
    Mustafa Çiçek
    Kayhan Göçkaya
    Erdal Solgun
    Mehmet Solgun
    Esra Solgun
    N. Altik
    Oguz Karakış
    Leyla Mert
    Işık mert
    D. Öksüz
    Erdem Yılmaz
    Ayse Eltan
    S. Guner
    M. Deniz Ok
    Mehmet İnce
    Huseyin Cinar
    Meltem Cinar
    Berk Cinar
    L. Demirkaya
    Huseyin Çilek
    Ayten Irmak
    D. Okdere
    Ali Uskan
    Berdan Temiz.
    H. Baskale
    Murat Gülay
    Esra Gülay
    Mustafa Akyol
    A. jale Kol
    M. Kol
    Tamer Oktay
    Aslan Burukoglu
    I. Demir
    Nurettin Akdal
    Uzan Kara
    ismail Igdır
    Ali Serin, Gül Akın, esra Serin
    Nuri Şen
    Hasan.Y. Balci
    Mehmet Yucel
    İsmet C. Koray
    salih Söğütlü
    Nuri Akçay, Gül Akçay, Esra Akçay
    Ali Dem. Sarahoğlu
    Ayten Karaman, Mehmet Azal
    L. Uzan, Harun Tabaklı
     Ertekin Sancak, mehmet değerli.
    Kemal Güler, Zeynep Güler
    B. Urak
    ***********************************************************************
    TÜRKİYE’DE HALKA KARŞI KULLANILAN KİMYASAL GAZLAR YASAKLANMALIDIR.
    Zehirleyici bir kimyasal olan biber gazı ve benzer maddelerin, kamu sağlığına etkileri sebebiyle, kullanımdan kaldırılmasını istiyorum
     
    http://www.change.org/tr/kampanyalar/t-c-i%C3%A7i%C5%9Fleri-bakanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1-polislerin-biber-gaz%C4%B1-kullan%C4%B1m%C4%B1-yasaklans%C4%B1n#

  5. Sevda Suner

    CUNTANIN MGK’Sİ VERSUS RECEP TAYYİP PAŞA’NIN MGK’Sİ!

    Birisi apoletlilerin diğeri ise kravat takmış İmam Hatipçilerin çoğunluk sağladıkları MGK: İkisi de hatip ve kara propaganda yapan demagoglar insiyatifinde…Gerçek olan odur ki, Recep Tayyip paşa, öncüllü olan Evren paşanın Anayasası ile iktidarını koruyabiliyor. Birisi darbe kelimesini ağzına almadan en büyük darbeyi yapmış, diğeri ise onun yaptığı darbenin açtığı yoldan iktidara gelmiş, ama hepten bir çeşit darbe mağdurluğuna soyunmuş…!

    Cahillerin paşası Recep Tayyip paşa yine haykırdı!

    “Ben Başbakan olduktan sonra kendisiyle (Fethullah Gülen) telefon görüşmelerim dışında bir görüşmem olmadı. Belediye başkanıyken görüşmelerim olmuştu. İlk iki dönem o grupla ilişkilerimiz de iyiydi.(….)
    Birçok değişik organizasyona sızmaya çalıştıklarının farkındaydık ama nihai kötü niyetlerinin farkında değildik. Sonra bunu hissettik. Önlemlerimizi almaya başladık. 17 Aralık, 25 Aralık… Bunlar son, işin bir darbe girişimine dönüştüğü dönemdi. Bir darbe girişimiydi. Sivil darbe. Bunu yaptılar.”
    Kenan Evren süngü zoru ile, Recep paşa ise işini bir çeşit İslami haşhaşla yürütüyor! Birisi askeri darbe ile paşalığını gösterirken, diğeri de onun koyduğu yasalarla iktidara gelebilmiş, ama nedense, ”darbe”, komplo komplekslerinden bir türlü kurtulamamış.!
    Aynı Erdoğan MGK tolayarak, Kenan Evren gibi muhaliflerine karşı devlet gücünü seferber etmeye kalkıyor ”..
    MGK’nin ana gündem maddesini hükümetin “Paralel yapılanma” olarak nitelediği Gülen Cemaati’nin faaliyetleri ve buna karşı alınan önlemler oluşturdu. (…) Toplantı sonrası yayınlanan bildiride Gülen Cemaaati’nin ismi açıkça belirtilmeden, “Toplantıda, halkın huzuru ve ülkenin güvenliğini ilgilendiren hususlar ayrıntılı olarak görüşülmüş, ulusal güvenliğimizi tehdit eden yapılanlamalar ve bunlara yönelik olarak alınan tedbirler değerlendirilmiştir”.
    Bu durumun Kenan Evren cuntasının MGK kararlarından ne farkı var? Hedef alınan muhalifleri adları değişik, ama içerik hep aynı. Sürekli iç ve dış düşmanlar keşfedilecek ve cahil kitlelerin beyinleri çelmelenerek diktatörlük garanti altına alınacaktır.
    Hatip Erdoğan’ın kara propaganda bombardmanına tutulan cahil İslami kitle ise yasa masa bilmeden AKP’yi ayakta tutmaya devam ediyor. Kara para akımının yavaş yavaş durmaya başladığı bu ortamda AKP’nin gideceği fazla bir yol kalmamıştır. Şimdi; abartılı darbe söylemleriyle yeniden bir mağduriyet edebiyatına sarılarak tabanını tahkim etmeye çalışan Recep tayyip paşa, askeri darbelerin ürünü olan bir anayasa sayesinde iktidarda olduğunu da unutturmaya çalışıyor?!
    Recep Tayyip paşanın otoriter sistemi köklerini yalnızca darbe koşullarında bulmamaktadır. Baskıcı otoriter sistemin kökleri daha derinlerdedir ve komplekstir. Osmanlı ruhu ve bir fetih ideolojisi olarak İslamın derin kökleri aynı zamanda militarizmin de tayin edici gücü olmuştur. İslam dini genel olarak dikta ve baskıcılığın ön şartlarını hazırlar:İslam ruhu ile eğitilen, yetiştirilen kitleler manevi olarak buna hazırdırlar. Diktacı yoksa, o bir günde yaratılır. Tayip Erdoğan’ın diktacı ruhuna hayran insanların ruh hali onun yaratılması ve öyle olma özelliğinden bağımsız değildir. Sivil demokratik yaşama geçiş ve sivil iradenin üstünlüğü, sadece militarizm değil, aynı zamanda İslam’ın ve bu düşüncenin geriletilmesinden geçmektedir.
    Cübbeli Tayyip Paşa hatipler hatibi olarak geri kitleleri kıskaç altında tutarken, sınırın ötesinde ise ”Allah-u Ekber” sloganı ile kitlesel imha savaşı yapan çetelerin haykırışları yülseliyor…!
    Din, iman ve ırk ile kışkırtılan, fakir fukaranın vergi paraları ile palazlanan imamlar ordusu 1910 lardaki konumuna geri döndü. Kendi sınırlarını korumakta beceriksiz görünen TC ordusu, Abdülhamit’in son dönemleri gibi başka güçlerden yardım istedi. Suriye halklarına savaş açan din diyanetçi Türbancılar başı Recep paşa, Müslüman kardeşler teşkilatı haline gelen MGK ‘ yi kullanarak, Müslüman mezheplerinin iç savaşına balıklama atladı. Yüzü maskeli Türk askerleri artık fiilen El Nusra cephesinde savaşıyorlar!
    Cihatçı operasyonların Halep alanında kalanların çoğunu artık Türk subayları yönetiyor.
    Bütün kışlalara İmam Hatip eğitimi ve mescitleri sokuldu. Buna rağmen sınırda El kaide’ye destek olarak çalışan birliklerdeki piskolojik yıkım hat safhaya varıyor…
    El Nusra ve El Kaide’nin Türkiye tarafından desteklenmesi, silahlandırıp eğitim görmeleri TC ordusunun yeni yapısı hakkında yeterli bilgiyi vermektedir. Bütün silahlar MİT tırları ile yollanmaktadır. Türkiye’nin devlet olarak terör çetelerine maddi ve manevi yardım etmesi bir yana iç savaşta fiilen yer alması büyük riskler barındırmaktadır.
    TC bu anlamda hukuka dayalı değildir. Varını yoğunu islamist çetelerle ortak kavgaya yatırmaktadır…
    Politik İslam temelinde yayılmacılığa soyunan TC’nin bu Neo-İslamı daha önce Afganistan’da denendi…”Yeşil Kuşak dini”, Amerika tarafından soğuk savaş yıllarında, rakipleri Sovyetlere karşı geliştirilmiş, TC’de “Türk-İslam sentezi” adıyla, ırkçı olarak yerleşmiştir.
    “Yeşil Kuşağı inşaa” sürecinde, Afganistan ve Pakistan’a paralel olarak, geri kalmış TC’de de, bu nedenle el üstünde tutuldular. Dernekleri besleniyor, öğrenci kurumları onlara teslim ediliyordu.
    Biraz geriye dönersek, Bunlar “Allah” kelimesini ağızlarında eksik etmiyor, ama ktidarı ele geçirme yolunda, bütün dinlerle aykırılaşarak, her türlü yalanı, dolanı, insana zulmü mübah sayıyor, “kanımız aksa da zafer İslamındır” naralarıyla, Maraş’ta, Sivas ve Çorum’da, bugünkü El Kaidecilerin yaptığı gibi insan kesiyorlardı.
    İslam adına, Cinayet, katliam, yalan, entrika, hak yeme, zulüm, soygun ve rüşveti sistematize eden Sunniler,hırsızlık, rüşvet, dolandırılık, kalpazanlık katakullasını kendilerine mübah, kendilerine bağışlanmış hak olarak görmektedirler. Bunlar Cami avlularını mesken tutarak dindarlık oynuyor, dini, günahlarını tehdit unsuru yapıp haraç da toplmaya devam diyorlar… Recep tayyip Erdoğan bu sistemin sağladığı olağanüstü gücün önemini bildiği için Çamlıca tepesine camilerin en büyüğünü kurma kararını verdi.

    Bu durum artık eski düzeni sürdürmenin olnaksızlığını ispatlamaktadır. Türkiye, bölgede ancak bu türden eşkiya çeteleri sayesinde etkili olmaya kadar düşmüştür. İslamcılar her alanda tam bir çıkmaz içindedirler. Politik İdeolojilerini islam’ın terör çeteleri eliyle yürütmeye kadar düşmüşlerdir. Fakat gerçek olan odur ki, ne eskiyi sürdürmek olanaklıdır ne de yeniyi kendi isteğine göre kurmak kolaydır. İşleri artık hiç de kolay değildir.
    Türk özel askeri birimlerinin Suriye’de çete savaşına fillen katılmaları, MİT’ in Türkmen’lere yardım safsatası ile maskelenen operasyonlarından kazanılan milyarlar değerindeki silah satışları ve bütün bu silahların, dünyanın her yerinden toplattırılıp getirilen onbinlerce cihatçının eline verilerek Suriye’de kitle imhasının sağlanması, paralı asker konumundaki cihatçıların ortalığı kan gölüne çeviren eylemlerinin Recep Tayyip Erdoğan’ca ”özgürlük savaşı” diye adlandırılması politikası iflas yoluna girdi…
    Suriye’de 2013 Ağustosunda yüzlerce çocuğu acımasızca öldüren Sarin gazı saldırısını Suriye’deki İslamcıların yaptığı konusundaki kanıtlar, geçtiğimiz sürede daha da arttı, Seymour Hersh gibi şaşmazlık timsali bir gazeteci ve onun gibi başka önemli gazeteciler de, bu katliamın arkasında -barbarlıklarını her fırsatta dünyaya kanıtlamış- İslamcıların olduğunu ve onların da AKP Hükümetinin lojistik desteğiyle bu büyük cinayeti işlediğini yazdılar…
    Diğer yandan, İmamlar ordusunda moral yıkımı devam ediyor. Kışlada da İslam doktirinine geçiş yapmak isteyen Sunni AKP rejimi bu alanda da tökezlemeye başladı.
    AKP içindeki tarikatlar hizipler çatışması Fethullah cemaatinin ortadan çıkması ile şiddetini kaybetmeyecektir. Geriye daha çok hizip, tarikat ve gizli localara vardır…
    AKP, bir politik hizip, cemaat ve tarikatlar koalisyonudur. Sadece İslamın değişik fraksiyonları değil, politik alanda da yeni osmanlıcılık projesinin iktidara taşınmasını hedefleyen akımların ittifaklarını çatı örgütüdür.İktidar sürecinde aralarındaki farklılıkların üzerini geçici olarak örterek etkin pek çok tarikatın ve cemaatin desteği ile kurulan bu koalisyon artık her taraftan çatırdama sürecien girecektir.
    AKP’ li Müslüman kardeşler bir birlerinin boğazlarına her an sarılabilirler…Nakşîlerin İskederpaşa, Osmanlıya soyunan Milli Görüş ve İsmailağa kolları şimdilik en etkili gruplar ve bu yapılar ekonomik güç ve iktidar için birbirleriyle kıyasıya savaşıyorlar.
    Süleymancılar, Diyanetçiler, Neo Osmanlıcılar ve benzeri ne kadar ortaçağ kafalı akım varsa onların bir çatı partisi olarak kurulan türban ihracatçısı AKP,Türk-İslam Sentezi’ni, Türklerin öncülüğünde İslam birliğini kurmak, geliştirmek, ahlak ve kültür öğelerini din temeline dayalı olarak yeniden biçimlendirmek hedefine ulaşmadan sahneyi terk edecektir…
    Bu kadar cemaat tarikat, tekke ve gizili akımları bir arada tutmak bir sürü paralel yapılanmları doğal olarak beraberinde getirir. Ama MGK’ yi kontrol eden Erdoğan’ın paralel yapılanması hala en büyüğü…Nakşibendî kökenli Milli Görüş çizgisinin bir uzantısı olan AKP ile Nurculuğun en kalabalık ve güçlü kolu durumundaki Gülen Cemaati’nin ilk raundunu Erdoğan kazanmasına rağmen, ölümcül olabilecek zayıf noktası açıkta duruyor…
    Sevgi ve Saygılarla

    Entegrasyon Komitesi İsviçre- Vevey
    ———————————————————————-
    Esin Duran,
    Selda Suner,
    N. Gök,
    Ferdi koçkar
    Yeliz seren
    S. Aktaş
    Pelin Moda,
    Bedri Engin,
    Nazmi Dogan,
    Sevda Suner
    R. Adalı
    Sezer Aşkın,
    H. Datvan,
    Salih Demir,
    Nizamettin Duran
    A. Demir
    Hasan kayısoğlu
    Melahat Baykara,
    ismail çekmez.
    Aydin Nizam
    Uğur Demir
    Ismail B. Cenk,
    Tekin Balkic
    Selma Altuntaş,
    Murat Koç
    Filiz Serin,
    Nedim Serin,
    Vedat Koçak,
    Salih Birdal,
    Erdal Cömert
    Ismail Bulak
    Ahmet Meriç
    Mustafa Gur,
    Hasan Zafer
    Bahar Ünsal
    Osman B.
    Ayse bahar
    Metin Maslak
    H. Maslak
    Dilek Solak
    zeynep içkaya
    Sevda maslak
    Sercan Gezmiş
    Aynur Balkaya
    İpek Doğan
    Nazım Doğan
    Murat Doğan
    esin erkan
    Beyhan erdem
    n. erdem
    İsmail Deniz
    Ayten BARAK
    Ugur Birdal
    Ahmet Tan
    İsmet Yelkenci
    Yıldırım Kongar
    Selma Kongar
    Birol Aytekin
    Hatice Gül
    Ibrahim Erkin
    Kemal erdem
    Rıza Akdemir
    Mehmet Coskun
    Hüseyin demir
    fethi killi
    Yeliz Ender
    Mustafa Ender
    Ugur Basak
    Kemal Dektaş
    Ayten Ilkdal
    Nuri Aktanır
    Metin Koc
    Sevgi Ender
    Burhan Kulakçı
    Oğuz Duran
    Burcu Kanter
    Aysel kanter
    Erol kanter
    Layla SOLGUN
    M. Oktay
    Kemal Aktas
    Yelda tekinoglu
    Orkun Keskin
    T. Vural
    Oğuz şen
    Nur Şen
    Ismail çaykara
    Burhan Orkal
    D. Kahan
    Seher Yıldız
    Esra akkaya
    Mehmet Uzan
    Yeliz IŞIK
    Murat Bakır
    O. Dem
    Salih Aktaş
    Seyhan İlknur
    Osman Çekiç
    esma yıldız
    Murat Çetindal
    Ali OkyarMusa Tekin
    Aslı Birdal
    Nazmi Doğan
    İnci Gür
    L. Okar
    Ayse Polat
    Mustafa Karkaya
    Omer Aytac
    Mürsel Bozkır
    Zeynep Şengül
    Gülcan Iğsız
    Murat Nidar
    şemsi Kaya
    Ayten Ekşi,
    Eda leman
    nermin ışıl
    D. Polat
    Kadir Erdem
    Serdar OKTAY
    Mehmet Özdemir
    Mustafa Erkan
    Nuri AKTAS
    Emine AKTAS
    O. Kadir Ergun
    Metin Kurca
    Sedat Isiklar
    Filiz Bag
    Kadir Baskale
    Sevim Varlik
    Hasan Mesut Akkaya
    Necmi Guler
    Erhan Isguz
    Meral Okur
    Bilge Okyaz.
    Kemal Koç
    L. Mirakoğlu
    Oktay Kızılcık
    Mehmet Yavuzgil
    Erdal Polat
    Hüsnü oktay
    k. Sankay
    Ahmet tekin.
    Semra Kaya
    Mustafa Çiçek
    Kayhan Göçkaya
    Erdal Solgun
    Mehmet Solgun
    Esra Solgun
    N. Altik
    Oguz Karakış
    Leyla Mert
    Işık mert
    D. Öksüz
    Erdem Yılmaz
    Ayse Eltan
    S. Guner
    M. Deniz Ok
    Mehmet İnce
    Huseyin Cinar
    Meltem Cinar
    Berk Cinar
    L. Demirkaya
    Huseyin Çilek
    Ayten Irmak 
    D. Okdere
    Ali Uskan
    İrem Haloğlu
    Berdan Temiz.
    H. Baskale
    Murat Gülay
    Esra Gülay
    Mustafa Akyol
    A. jale Kol
    M. Kol
    Tamer Oktay
    Aslan Burukoglu
    I. Demir , Kemal Demir, Leyla Demir
    Nurettin Akdal
    Uzan Kara
    ismail Igdır
    Ali Serin, Gül Akın, esra Serin
    Nuri Şen
    Hasan.Y. Balci
    Mehmet Yucel
    İsmet C. Koray
    salih Söğütlü
    Nuri Akçay, Gül Akçay, Esra Akçay
    Ali Dem. Sarahoğlu
    Ayten Karaman, Mehmet Azal
    L. Uzan, Harun Tabaklı
     Ertekin Sancak, mehmet değerli.
    Kemal Güler, Zeynep Güler
    B. Urak. 
    Ismail Duygu, Erdem Duygu
    Hasan Incedemir.
    N. kayıkçı. L. Solak
    Bayram Akçak, Mustafa Görmez, Ali Bozer
    Mehmet A. Hanoğlu. Serhat hanoğlu. İsmet şahin. Esra şahin.
     

  1. Geri bildirim: diye başlamışla… | paylasimintekveyeniadresi

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: