İcat yapmak, ara elemanlar ve kalem efendileri

“Laz müteahhit” karikatürünün ete kemiğe bürünmüş hali, ülkeyi baştan başa kalitesiz betonla kaplama bakanı Erdoğan Bayraktar, memleketi Trabzon’da konuşmuş (vurgular benden):

Bu ülke Müslüman bir ülke. Yüzde 99’u Müslüman. Tarihten gelen bir yapısı var. Türkiye’nin bulunduğu coğrafya çok zor bir bölge ve Türkiye onun merkezinde bulunuyor. Şimdi Türkiye’nin konumu itibariyle biz icat yapamıyoruz, buluş yapamıyoruz. Tarım ülkesiyiz biz. Ne yapacağız biz?

Ara teknik eleman ülkesiyiz biz. O zaman biz çok daha iyi eğitim almak zorundayız. İnsanlarımızı çok daha iyi yetiştirmek zorundayız. Öyle kalem efendisi değil. Çocuklarımıza, evlatlarımıza sahip çıkacağız. Eğer biz çocuklarımızı iyi yetiştirirsek kalem efendisi değil, ara teknik eleman, üniversiteyi bitiren, teknolojiyi iyi kullanan, bilgisayar bilen ve lisan bilen, dünyadaki bütün bilgileri alıp onları çok iyi kullanan, çok kaliteli gençler olarak yetiştireceğiz.

Tutarsızlıklarla dolu, önü ardı belli olmayan, ne söylediği anlaşılmayan bir beyan. Bakan konuşamıyor, fikrini ifade edemiyor. Neyse, her şeye başbakan karar verirken fikre ve ifadeye ne gerek var zaten.

Bu beyanı normalde ciddiye almamak lâzım, ama “bilmiyim” bakanı Nihat Ergün’ün “bize fizikçi değil pastacı lâzım” beyanıyla birleştirildiğinde, ileri seviye eğitime yönelik örgütlü bir baltalama görüntüsü ortaya çıkıyor.


Önce şu “müslüman ülke” vurgusundan başlayalım. Müslümanız diye başlayıp, coğrafyamız zor diye devam eder, bu yüzden icat yapamıyoruz diye lafı bitirirsen, “müslüman olduğumuz için icat yapamayız” mesajı vermiş olursun. Bunca yıllık ateistim, böyle laf etmedim, etmem de. Ayrımcılıktır, önyargıdır.

Bu lâfı başkası söylese “islam fobisi” derlerdi. Başbakan geçen gün trip atmıştı: “Onlara göre biz sanattan anlamayız, mimariden, edebiyattan, estetikten anlamayız. Hani bidon kafalı diye bir söylem var ya. Biz bunlara göre zenciyiz.” Bakanına ne diyecek şimdi?

Bakanı anlıyorum tabii. Öyle bir kastı yok, ama her lâfa müslümanlık vurgusu karıştırmak zorundalar ya, vecibesini yerine getirmiş. Ama iki cümle sonra lafın nereye varacağını düşünmediği için baltayı taşa vurmuş. Derli toplu cümle kuracak, argüman oluşturacak kafa olması lâzım. Beğenmediği “kalem efendiliği” bu yeteneği sağlar işte.

Maalesef “ara eleman” bakanlarımız var. İşleri düşünmek değil, başbakanın emirlerini aynen yerine getirmek.


Coğrafi konum mucitliğe engel mi? Bazen. Sözgelişi okyanusun ortasında bir adadaysanız, malzeme ve insan kıtlığı sebebiyle nedeniyle yaratıcılığınız körelebilir. Bizim öyle bir derdimiz yok, Avrasya’nın ortasındayız. Eski çağlarda dünyanın en parlak zihinleri bu coğrafyada yetişti. Yaşadığımız zorlukları kastediyor belki. Japonya’nın coğrafyası güllük gülistanlık mı? İsrail cennette mi yaşıyor? İcatlar zaten zorlukları yenmek için yapılır.

İcat yapmaya, yeni terimiyle inovasyona imkân veren ortamı iktisatçılara sormak lâzım, ama coğrafyayla alâkalı olmadığı kesin.

Önce bir “sorun çözme zihniyeti” gerekir: Karşılaştığınız sorunlarla beraber yaşamaya razı olmazsınız. Meseleleri bilimsel inceler, nasıl çözebileceğiniz düşünürsünüz. Kolaya kaçmaz, uydurma iş yapmazsınız.

Sonra, çevre faktörü. İcat denen şeyler, varolan parçaların farklı şekilde birleştirilmesidir. Elinizde kaliteli malzemeleriniz, yapılacak işe uygun aletleriniz, fikir alışverişi yapacağınız meslektaşlarınız, bir sınai ekosistem yoksa icat filan yapamazsınız.

Mucidin işini bitirene kadar karnını doyurması gerekir, o yüzden de inovasyona yatırım yapanlar bulunmalıdır. Sonunda da icadı kullanacak bir pazar bulunması, seri üretilebilmesi gerekir. Bunların hangisi Türkiye’de var ki?

Bakan bu meseleleri çözme niyetinde olduğunu söylemiyor. Bunu kabul edelim, çocuklarımızı çok iyi yetiştirip ancak ara eleman yapalım diyor, yani icat yapmamaya devam edelim. Cümleleri alt alta koyunca sadece bu anlam çıkıyor.

İşin asıl korkuncu da, bakanın çok iyi yetişmiş olmaktan anladığı şeyin ara elemanlık olması. Ara eleman teknik lise, bilemedin iki yıllık yüksekokul mezunudur. Üniversitenin ara eleman yetiştirmesi ülke için utançtır.


Kalem efendisi Osmanlı döneminde devlet memurlarını tasvir eden bir ifadeydi. Olumsuz çağrışımları olduğunu şimdiye kadar hiç duymadım. Bugün daha genel olarak ofis çalışanı, bilgi işçisi, beyaz yakalı gibi terimler kullanıyoruz. Bakana bunlar mı fazla geliyor, belli değil.

Ayrıntılara takılmayalım, asıl mesele şu: Şu anda Türkiye’de gücü elinde tutan zihniyet teorik düşünceyi, derinlemesine bilgiyi lüzumsuz buluyor, hatta belki nefret ediyor. Başbakan “bilim için bilim değil refah için bilim” diye talimat vermişti zamanında, TÜBİTAK başkanı da “uçak füze yapıyoruz, onlara odaklandık. Evrim teorisine inanan var inanmayan var” diyerek hazırola geçmişti. Edebiyat, felsefe, arkeoloji, sosyoloji, matematik, fizik ve diğer temel bilimler onlara göre zaman harcamaya değmeyen afaki şeyler.

Çünkü biz tarım ülkesiyiz, teknisyen ülkesiyiz, icat yapamayız. İcat yapamıyorsak, doğrudan para getirmeyen hiç bir işle de uğraşmamalıyız.

Oysa biz tarım ülkesi değiliz, gelişen bir sanayimiz var. Mezunları dünyadaki meslektaşlarına denk olabilen birkaç tane üniversitemiz bile var. Daha ileri seviyeye atlamaya hazırız, ama ufuksuz ve bilgisiz kişilerin boğucu cenderesinden kurtulmamız şart.

Reklamlar

Kaan Öztürk hakkında

Kaan Öztürk İstanbul’da doğdu. İstanbul Lisesi ve Boğaziçi Fizik mezunu. Rice Üniversitesi‘nde uzay fiziği alanında doktora yaptı. Işık ve Yeditepe üniversitelerinde ders verdi. 2015-2016 döneminde Rice'da ziyaretçi araştırmacı olarak çalıştı. Bugünlerde Sabancı Üniversitesi'nde optimizasyon ve yapay öğrenme konularında doktoraüstü araştırmacı olarak çalışıyor.

09 Ağustos 2013 tarihinde Akademik, Politika içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. 7 Yorum.

  1. Hadi onu da geçtim hocam, “Biz tarım ülkesiyiz de tarım neden bu hâlde?” diye soru da soramıyoruz.
    Şunu da belirteyim, ben de fizik mezunuyum, ancak sizin gibi üst düzey değil, sadece etiket ve iş bulma amaçlı dandik bi üniversitede dandik bi eğitim aldım. Ancak gördüm ki bizim “beyni olan öğrencilere” ihtiyacımız var. Konu, etiket, iş ya da bölüm, ne derseniz diyin, önce beyin.
    Fizik bölümünde prof olup, zamanında NASA’da çalışmış bi hocamıza ateist olduğu gerekçesiyle, “müslüman akademikler” tarafından yapılmayan kalmadı.
    E “müslüman akademikleri” de biz gördük derslerde, araştırma çalışmalarında, sınav sonrası not dağılımında. Vicdan yok, ahlâk yok, terbiye yok, görgü yok, genel kültür yok, okul içi adalet yok, beyine zaten sıra gelmedi daha…

  2. Ufak bir eklemede ben yapayım; bir Karadenizli olarak hep şöyle demeye başladım son yıllarda; “bizim insanımız ne tam köylü ne de tam anlamıyla şehirli.” Eskiden tarımcılığa gerekli önemi veren milletin efendisi olan o köylüler şehre indiler, neredeyse hepsi… ve artık şöyle düşünüyorum ; “nesli tükenen bir tür daha var, gözümüzden kaçırdığımız. Doğadaki insan, tarım insanı, üreten insan.”

  3. güzel yazmışsınız teşekkürler 🙂

  4. tutunamayangillerden

    Aslında Türkiye’nin kaliteli ara eleman yetiştirmeye ihtiyacı var, şuanda var olan bir kaç teknik lise bu işe yetişemiyor. Fakat sözün kalanına katılmıyorum, neden buluş yapmayalım, üniversiteler boşuna mı kuruldu.

  1. Geri bildirim: Best of 2013 | Kaan Öztürk Blog

  2. Geri bildirim: diye başlamışla… | paylasimintekveyeniadresi

  3. Geri bildirim: Gitgide eriyen temel bilim eğitimi | Kaan Öztürk Blog

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: