Kızlı erkekli politik eylem

Julia belindeki kırmızı kuşağı, Seks Düşmanı Gençler Birliği’nin simgesini sıyırıp attı.

“Aslında, dışarıdan bakan beni de o söylediğin kızlardan biri sanır. Haftanın üç gecesi Seks Düşmanı Gençler Birliği’nde gönüllü olarak çalışırım. O zırvaları, o saçma sapan posterleri Londra’nın dört bir yanına asmak için saatlerce ter döktüm…Herkes ne diyorsa öyle derim, onlar bağırdı mı ben de bağırırım. Korkusuzca yaşamanın tek yolu bu.”

1984-winston-julia

“Sen bu işi daha önce de yaptın mı?”

“Elbette. Yüzlerce kez. Eh, yüzlerce değilse bile…”

“Parti üyeleriyle mi?”

“Her zaman Parti üyeleriyle.”

“İç Partinin üyeleriyle?”

“Hayır. O domuzlarla değil. Ellerine fırsat geçse onlar da yaparlar. Hiç değilse bir çoğu. Göründükleri gibi tertemiz, saf yaratıklar değildirler onlar da.”

Winston’ın yüreğine sevinç doldu. Yüzlerce kez demişti kız. Keşke binlerce olsaydı. Parti’nin içindeki herhangi bir yozlaşma belirtisi umut veriyordu ona…

“Dinle” dedi, “ne kadar çok erkekle yattıysan seni o kadar çok severim. Bunu anlayabilir misin?”

“Evet, çok iyi anlıyorum.”

“Temiz ve iyi, saf ve erdemli olan herkesten nefret ediyorum! Hiç bir yerde erdem diye birşey kalmasın istiyorum. Herkes sapına kadar kötü ve ahlâksız olsun.”

“Öyleyse ben tam aradığın insanım canım. Benden kötüsünü, benden ahlâksızını bulamazsın.”

“Erkeklerle yatmaktan hoşlanıyor musun? Benimle demiyorum, genel olarak.”

“Bayılıyorum.”

Bunu işitmek Winston’ı her şeyden çok sevindirmişti. Bir kişiye duyulan sevgi değil, hayvanlarda da bulunan içgüdü, geniş kapsamlı, yaygın cinsellik ya da cinsel istek. Parti’yi parçalayabilecek bir güç varsa buydu…

Onların sevişmeleri de bir savaştı sanki; sevişmenin sonunda duydukları haz da bir zafer. Parti’ye indirilmiş bir darbeydi sevişmeleri. Politik bir eylemdi.

(George Orwell, 1984. Çeviren Armağan İlkin.)

Diktatör heveslisi bugün “Üniversite öğrencisi genç kız, erkek öğrenci ile aynı evde kalıyor. Bunun denetimi yok. Muhafazakar demokrat yapımıza bu ters. Vali Bey’e bunun talimatını verdik. Bunun bir şekilde denetimi yapılacakbuyurmuş.

Devletin gözetleme kabiliyeti yüzünden hayatımızın “1984” gibi olduğunu söylemek artık klişeleşti, ama diktatörlüklerin sahtekâr ahlâkçılığı da 1984’ün başka bir boyutu. Otoriter bir baskı rejimine doğru hızla ilerledikçe Orwell’i daha da derinlemesine anlıyoruz.

Reklamlar

Kaan Öztürk hakkında

Kaan Öztürk İstanbul’da doğdu. İstanbul Lisesi ve Boğaziçi Fizik mezunu. Rice Üniversitesi‘nde uzay fiziği alanında doktora yaptı. Işık ve Yeditepe üniversitelerinde ders verdi. 2015-2016 döneminde Rice'da ziyaretçi araştırmacı olarak çalıştı. Bugünlerde Sabancı Üniversitesi'nde optimizasyon ve yapay öğrenme konularında doktoraüstü araştırmacı olarak çalışıyor.

04 Kasım 2013 tarihinde Politika içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. 3 Yorum.

  1. tutunamayangillerden

    bunca tecavüz vakası ve toplumu rahatsız eden sonuçları varken, kafayı gençlere takmak, ülkeyi bilinmez yerlere sürüklüyor.

  2. Parti arzunun kontrolünü ele geçirmek istiyor. Birey kendi başına hareket ettiğinde cemaati kontrol etmek mümkün değil. Bireylerin birbirini sevmesi değil, bir mega-lideri sevmeleridir, toplumların, cemaatlerin bir araya gelmesi.
    Ancak arzunun sağlıksız kontrolünün varacağı neticelerin çok vahim olduğunu bugün görüyoruz. Bastırılan arzular en ufak tahrikle şiddet eylemlerine dönüşüveriyor ve toplum bunlarla yüzleşmiyor bile.

    “Kimi zaman insanın birine duyduğu nefreti bir başkasına yöneltmesi de olasıydı. Winston da karabasan gören bir insanın ansızın yatağından doğrulması gibi, ekrandaki yüz duyduğu nefreti arkasında oturan siyah saçlı kıza yöneltiverdi. Çılgınca, müthiş sanrılar düştü aklına.”

    Orwell’in burada yazdıkları aslında günümüzde kadına, çocuğa, sokak hayvanlarına uygulanan şiddeti, tecavüzü, iki adım ötedeki terörü ya da ideolojinin bilinçdışıyla ilişkisini tarifliyor.
    İnsanlar hayvansal iç güdüleri zorla, baskıyla, korkuyla bastırsın, içlerinde bir şiddet patlaması, isyan yaşasın, bu patlama gerek militarist gerek politik hedefler için kullanılsın isteniyor.
    Buna karşı gelen hemen içeri alınıyor, susturuluyor, yine şiddet kullanarak haysiyeti elinden alınmaya çalışılıyor, ta ki istedikleri düzene hizmet edecek makinelere dönüşene, biat edene ya da ortadan yok olana kadar. Biraz sorgulayan veya isyan eden, o dünyanın kötü insanı, asilerin başı, ahkasız örgütlere hizmet eden ya da partinin içinden çıkan hainler ilan ediliyor. İnsan cisimleştiriliyor ve düzenin bu cisim üzerinden devamı isteniyor. Bugün olmuş olayları olmamış gibi göstermek, tarihin politik hale gelmesi, kitapların, şiirlerin üzerinde oynayıp değiştirmek, medyayı sansürlemek, modern sanatın baş düşman ilan edilmesi, geçmişi yeniden “ecdad” imgesiyle üreterek gelecek inşası için kullanmak hep bu yüzden. Partinin yeni düzeni.

    “Sofuluk ve siyasal softalık arasında doğrudan bir bağ vardı.” sf.162
    1984, farklı dönemlerde tekrar okunası kült roman.

    (Bu arada romandan bahsederken, Türk Dil Kurumu’nun sözcük anlamlarını değiştirdiği haberini okumuştuk Gezi Olayları sırasında. Muktedirin sarfettiği sözcüklerin anlamları sözlükte egemen ideolojiye uygun olarak değiştirilmişti. Bu olayın Türk Dil Kurumu sözlüğünün 11.baskısına denk gelmesiyle 1984 romanındaki “Yeni Söylem” kurallarının en son yetkinleştirilmiş biçiminin de 11. basım olması çok manidardır.)

  1. Geri bildirim: diye başlamışla… | paylasimintekveyeniadresi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: