Bayan Higgs, oğlunuz çok zeki ama çalışmıyor

Duymayan kalmamıştır, bu yılın Nobel Fizik ödülü İskoç fizikçi Peter Higgs’e gitti. Higgs’in yaptığı işin önemi çok büyük. Ayrıntılar için Açık Bilim’deki şu yazıya bakabilirsiniz.

higgs_postcard

Cuma günü The Guardian, Higgs’le yaptığı bir röportajı yayınladı. Higgs diyor ki:

Bugün olsa akademik bir iş bulamazdım. Bu kadar basit. Yeterince üretken bulunmazdım sanırım.

Araştırmaların değerlendirilmesi sırasında bölüm için bir utanç kaynağı olurdum. “Lütfen son yayınlarınızın listesini verin” diyen bir yazı bölümde dolaşırdı. Ben de “yok” yazar geri gönderirdim.

Meslek birliklerine üye olup üniversite idarecileri ile çatışması da buna eklenince, Higgs aslında çok önceden işten atılabileceğini, ama 1980’de Nobel alacağı dedikodularının çıkmasıyla kurtulduğunu söylüyor. Daha sonra öğrendiğine göre dekan “bekleyelim bakalım, Nobel’i almazsa istediğimiz zaman atarız nasılsa” diyesiymiş.

Bu hikaye, bugünün “performans odaklı”, makale ve atıf sayılarına dayanan bilim yapma usulünden şikayet eden bizlere çok sempatik geliyor elbette. Tonton, idealist, solcu bilimci kötü idarecilere karşı. Düşünsenize, temel fiziğe olağanüstü bir katkı yaparak Nobel almış birisi bile akademik performans yüzünden idarecilerle karşı karşıya gelebiliyor.

Bakalım bu göründüğü gibi siyah beyaz bir hikaye mi sahiden?

Higgs’in bilimsel yayınlarına baktığımızda 1966’ya kadar gayet üretken olduğunu görüyoruz. Nobel almasını sağlayan makale 1964’de yayınlanmış. Ancak 1966’dan, emekli olduğu 1996’ya kadar sadece bir orijinal araştırma makalesi var, o da 1979’da yayınlanmış. (Gördüğünüz diğer yayınlar orijinal çalışma değil)

Otuz yıl içinde sadece bir yayın yapan birisinin “yeterince üretken bulunmaması” bence olağanüstü nazik bir ifade.

Higgs, ne parçacık fiziğinde, ne de doktora konusu olan molekül fiziğinde yeni gelişmeleri takip edemediğini, bu konuda “temel bir beceriksizliği” olduğunu söyleyecek kadar dürüst. Elli yıldır yayın yapmamaktan rahatsız değil. Seksenini geçmiş bir adamın artık böyle şeylere kafayı takmaması da normal zaten. Yılları geriye saracak hali yok kimsenin.

Ancak, “akademik özgürlük” adına böyle bir tavrın yüceltilmesi çok yanlış olur. Bir bilimci bilgi üretmelidir. Bu kadar zeki bir adamın yavaş veya hızlı, küçük veya büyük, şu veya bu alanda düzenli olarak çalışması mümkün değil miydi? Ders kitapları yazamaz mıydı?

Nobel laneti diye birşey vardır, Nobel ödülü alanların bilimsel işleri bırakmalarını betimler. Belki yapılacak her şeyi yapmış olma ruh hali, veya Nobellik işlerini aşacak bir çalışma yapmaya çalışmak yüzündendir. Higgs Nobel’i o zaman almadı elbet, ama 1964’deki yayınları ile şöhret kazandı, ödüller aldı. Belki de bu rahatlık yüzünden emekliliğine kadar birşey yapmadı.

Bilimcilerin istedikleri konuda, istedikleri tempoda çalışmalarına izin verilmesi esastır tabii. Ama hiç bir şey üzerinde çalışmayan, gençliğindeki başarılarının üzerine yatıp bilime katkıda bulunma görevini yerine getirmeyen birisini örnek almak doğru olmaz.

Buna karşılık, Andrew Wiles örneğini düşünün. Fermat’nın son teoremini ispatlamak için, başka bir şeye bakmadan altı yıl çalıştı. Üzerinde hızlı yayın baskısı olsaydı bu işi başaramazdı. Ama Higgs’in durumu böyle değil; kariyerinin çoğunda bilimsel araştırma yapmamış. Bence sadece bu devirde değil, o devirde de akademik bir görevi haketmiyormuş, hele Edinburgh gibi bir üniversitede.

Röportajda, Higgs’e bir kürsü verilmemesinin sebebinin bazı konularda idareye direnmesi olduğu iddia ediliyor. Belki öyledir, ama otuz senede tek bir yayın yapıp kürsü sahibi olan başkası var mı, bakmak lâzım.

Higgs’e sempatiyle bakıyor olabilirsiniz. Şunu düşünün: Nobel almasaydı da onun bu boşvermişliğini onaylayacak mıydınız?

Yayın yapma baskısı ifratına karşı, bilgi üretmeden ömrünü geçirme tefritini kabul edemiyorum. 15 saat ders verip yine de yayın yapabilen insanlar tanıyorum. Olağanüstü zeki ve üretken olup, kırk yaşında hâlâ kalıcı bir iş bulması mümkün olmamış bilimciler tanıyorum. Bahanesi ne olursa olsun, otuz sene bilimsel iş yapmamanın “ama bak Nobel aldı” diye yüceltilmesi her şeyden önce bu insanlara haksızlık.

Reklamlar

Kaan Öztürk hakkında

Kaan Öztürk İstanbul’da doğdu. İstanbul Lisesi ve Boğaziçi Fizik mezunu. Rice Üniversitesi‘nde uzay fiziği alanında doktora yaptı. Işık ve Yeditepe üniversitelerinde ders verdi. 2015-2016 döneminde Rice'da ziyaretçi araştırmacı olarak çalıştı. Bugünlerde Sabancı Üniversitesi'nde optimizasyon ve yapay öğrenme konularında doktoraüstü araştırmacı olarak çalışıyor.

08 Aralık 2013 tarihinde Akademik, Akademik Hayat içinde yayınlandı ve , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. 13 Yorum.

  1. Katıldığın tarafları olan bir yazının katılmadığın taraflarını ifade etmek için Twitter son derece gerizekâlı bir mecra, o yüzden buraya not düşmek en doğrusu.

    Bence mesele, yayın yapmayı önemsizleştirmek değil. Yayın önemli elbette. Ama Kaan, Higgs’i diğer kutba (“tembel olma, hiç iş yapmama”) fırlatırken onun eleştirisinin geçerliliğini silen bir etki yaratmış metinde. Katılmadığım taraf bu. Higgs’in kariyeriyle ilgili eminim bir yerlerde daha etraflıca analizler vardır, hayli yabancısıyım. Ama onun yayın yapmamayı tercih etmesi konusunda yukarıdaki yazıda özensiz bir kestirip atma var. Adam niye oyundan düşmüş ya da hangi kurumsal (ya da kişisel mi) sebeplerle çekilmeyi tercih etmiş? Burada bence doğru (sosyolojik) soru bu. Doğrudan “tembel” diye yargı üretirsek, Higgs’e ne bileyim, “zakkum kansere ilaç” diye ortada dolaşıp (destek de bulan) şarlatanla aynı muameleyi çekmiş oluyoruz. (Hâttâ ne bileyim, disiplinde belki de o muameleyi hak ediyordur Higgs? Son 20-30 yıl ne yapmış, yapmadığını niye yapmamış bilmiyorum. Elimde bir tek CERN örnek olayı var.)

    Yoksa Kaan’a katılıyorum: Nobel müessesesinin arızaları, politik-diplomatik dinamikleri eleştiriyi hak ediyor. Yine katılıyorum: Ürettiğin bilgi varsa, cemaatinle paylaşmanın araçlarını kullanacaksın elbette. Yine katılıyorum: Higgs’in yüceltilmesindeki haksızlık noktası.

    Ancak, Kaan’ı (ya da Twitter’daki muhabbetimiz üzerinden, Çağrı’yı) bilimsel itibar biriktirme oyununun kuralları konusunda daha fazla düşünümsel olmaya davet etmek isterim. Takip ettiğim kadarıyla, farkında olmadıkları bir husus değil zira: “Hiç iş yapılmaması”na reaksiyon olarak yayın yapma oyununu hangi koşullar altında savunmak lazım, nasıl eleştirmeli? Higgs, demecinde burayı düşündürttüğü için hayırlı bir müdahale yapmış. Kendi eksikliklerini örtbas etmek için yapmışsa (bunu haklılaştıracak bir sinyalimiz var mı) ayıp etmiş. Ama şunu kabul ediyor muyuz: Oyun bozuk ve çoğu bilgi üreticisi bunu bilerek, oynuyor.

    Fast-food tarzı bilim üretimine tepki olarak “Yavaş Bilim” talep edenler / savunanlar vardı misal. Başka bir oyun kurmak lazım.

    • Emrah, yorumun için teşekkürler. İyi ifade edemediğim bazı noktaları daha iyi açıklamaya çalışayım.

      Öncelikle: Eleştirim Nobel’i almasına değil. Bu ödüle layık olduğundan şüphe duymuyorum. 1964’deki çalışması çok önemli ve hakettiği şekilde saygı görüyor. Asıl eleştirim, “hızlı yayın” takıntısına karşı Higgs’in “olması gereken” gibi gösterilmesine.

      Higgs’in sözlerine dair yorumlarda çok karıştırılan bir nokta var: Sanki Higgs az sayıda makale yazarak yavaş yavaş çalışmış da, böylece Nobellik iş yapmış. Tam tersine, Nobellik işini, düzenli olarak yılda bir veya iki tane sağlam makale çıkardığı dönemde yayınlamış. Bugün de bir teorik fizikçiden beklenen üretim bu kadardır zaten, o haliyle bugün de akademik iş bulurdu.

      Bir üniversite mensubunun araştırma yapmamayı “tercih etmesi” kavramı bana yabancı. Bu, işini yapmamaktır. Higgs yeni gelişmeleri takip edemediğini söylüyor, hadi diyelim ki parçacık fiziğinden sıkıldı, o zamandan beri bir yığın yeni araştırma alanı açıldı, birisinin ucundan tutup birşeyler yapabilirdi. Beş altı sene çalışmamayı anlarım da, otuz sene nedir? Hatta kırkyedi sene diyelim, çünkü teorik fizikçiler isterlerse emekli olduktan sonra da çalışırlar.

      Orijinal araştırma yapmadı diyelim; varolanları derleyip meselâ ders kitabı yazmak da bilime hizmettir. Bunu da yapmamış.

      Sebebi ne olabilir diye merak etmişsin, bilmiyorum, ve geçerli bir sebep hayal etmekte zorlanıyorum. 15-20 saat ders mi vermiş, kütüphanede kaynak mı bulamamış, taşrada yalnız başına mı kalmış? Edinburgh’da bu sebeplerin hiçbiri geçerli değil. Eski meslektaşları bilir herhalde, ama artık onlar da ortaya çıkıp konuşmazlar, çekemiyor damgası yememek için.

      Bence sebebi bildiğimiz “burnout”. Kariyerinin başlarında büyük bir başarı elde etmiş olması, ve bu sayede gelen övgülerle yetinmesi.

      Wiles örneğini vererek “sonuç odaklı” olduğum izlenimini vermişim (aslında değilim – sonuçsuz bir bilimsel proje de bir iş yapmaktır). Bu ironik, çünkü Nobel almamış birisi bu kadar zaman atıl dursa yazımdaki yargı sorgulanmadan kabul edilirdi. Ama sonradan Nobel gelmesi bakış açısını değiştiriyor. “Sonuçta Nobel aldı.”

      Oyunun kurallarına gelince, benim görüşüm şöyle:

      Bilimcinin asıl işi araştırma yapmaktır, araştırma ise yayınla somutlaşır. Birinin üretken olup olmadığına o alanda çalışanların, araştırmacının çalışma şartlarına da bakarak, karar vermesi lâzım. Ama bence yılda veya iki yılda birden daha seyrek yayın yapmak, yeterince üretken olmamaktır.

      Oyunun bozuk olduğunu elbette kabul ediyoruz. Sahtekârlıklara yol açıyor, dilimleme gibi “mekruh”ları teşvik ediyor, içerikten çok sayılara önem veriyor. Bunun daha makul ve mutedil hale gelmesi gerekiyor. Ama mevcut kadrolardan kat be kat fazla PhD mezun edilen bir dünyada, kadro için kıyasıya rekabet varken bu nasıl mümkün olur bilemiyorum.

      Muhtemelen 15-20 seneye problem kendi kendine çözülecek. Bu sorunları gören gençler doktora yapmaktan kaçınacaklar, rekabet azalacak, 1970’lerin nispeten sakin ortamı geri gelecek.

    • Kaan’ın yazdıklarına katılıyorum. Ek olarak Emrah’ın bahsettiği “bilimsel itibar” kavramının yararından çok zararı olduğunu düşünüyorum.

      Birincisi, eğer büyük bir keşiften sonra akademik üretimsizlik (ki buna her tür yazımı, eğitimi dahil edelim) içine girerse araştırmacıya verilen maaş, ayrılan bütçe aslında boşa gitmiş oluyor. Zira bütün bunlar, yeni bilgi üretimine ayrılmış kaynaklar, geçmişteki üretimin bir ödülü değil. Eğer bu kaynakları yeterince kullanamıyorsa, bunların doğru kullanacaklara yönlendirilmesi daha doğru.

      Eğer çok müthiş bir başarı göstermiş birine, artık hiçbir şey yapmadan maaş verilecekse, adını koyarak yapsınlar, erkenden ordinaryüs yapmak gibi.

      İkinci olarak, o bilimsel itibar, kendini allame-i cihan sanıp bilmediği alanda atıp tutmak isteyen Nobellinin elinde bir silaha dönüşüyor. Temelsiz, delilsiz kuramlara prestij kazandırmak için geçmişten gelen bilimsel itibarlarını kullanıyorlar. Mesela Luc Montagnier, hatta 2 Nobelli Linus Pauling, şarlatana dönüşmüş isimler.

  2. tutunamayangillerden

    bir hevesle sonuna kadar okudum ve yeni bilgiler edindim, konu hakkında bilgim fazla yoktu, giriş cümlesi beni kendine çekti 🙂

    • tutunamayangillerden

      paylaştığınız linkten bahsediyorum cepten okurken farketmemişim sizin yazınıza katılmıyorum, bilim adamının performansını bu şekilde ölçemem.

  3. Nobeli de alınca insanın hedefi kalmaz tabi. Aslında Nobel iyi bir şey değil. Akademisyenin ödülü insanlığa hizmet olmalı.

    • O kadarı da doğru değil. Nobel aldıktan sonra aynı merak ve şevkle çalışmaya devam eden çok sayıda bilim insanı var. Nobel iyidir veya kötüdür diye bir kural çıkarmak mümkün değil bence.

      • Para olmasaydı, ya da ödüllendirmede siyasi ölçütler etkili olmasaydı bilimsel bir ödül olurdu. Sartre bunun için reddetti. Le Duc To, Vietnam için barış ödülü aldığında barış olmadığını itiraf etti ve siyasileşen ödülü reddetti. İyi bir şey ama her şey gibi kapitalizm bulaşmış. Ancak eleştirerek doğru yolu bulabiliriz.

  4. Bilime önemli katkılar sağlamış saygın bir bilim insanının arkasından bu şekilde sallamak doğru değil. Bilimsel sınırlar dahilinde eleştirilebilir ama yazıda sanki özel hayatına dahil olmuşsunuz gibi bir izlenim gördüm. Hobi olarak gene eleştirin ama hakkını da fazlasıyla teslim edin; Zira Higgs’ler kolay gelmiyor bu dünyaya.

  1. Geri bildirim: Best of 2013 | Kaan Öztürk Blog

  2. Geri bildirim: diye başlamışla… | paylasimintekveyeniadresi

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: