“Neden her yerde aynı adamın resimleri…”

Eh, bir büyük yenilgi daha aldık. Diktatörlük yolunda bir adım daha atıldı.

Ayyuka çıkan bunca rezillik, yolsuzluk, yozluk, “milletin a…na koyan” işadamları, dolandırıcıların “önüne yatan” bakanlar.

Sürekli yalanlar. Gazze’yle duygu sömürüsü yapmak ama İsrail’e silah ticaretini sürdürmek. Irak’daki yobaz katil sürüsüne verilen açık destek. Kaçırılan ve rehin tutulan 49 kişi için hiç bir şey yapılmaması.

Şehirlerin, kamu arazilerinin, park alanlarının yağmalanması. Doymak bilmeyen para hırsıyla binlerce işçinin hayatına mal olan ihmalkarlıklar. Doğal hazinelerin talan edilmesi. Protestoların zorbalıkla bastırılması. Medyanın susturulması. İnsanların giyimine, içkisine, evlerinin içine bile karışılması.

Kuvvetler ayrılığının yok edilmesi. Meclise, zamanını uyumakla ve ara sıra patronlarının emriyle el kaldırmakla geçiren emir kullarının doldurulması. Yargının ezilmesi, istenmeyen şekilde davranan hakim ve savcıların sürülmesi. Her şeye rağmen aykırı bir karar çıktığında “güçleri yetiyorsa durdursunlar” diye meydan okuma.

Bunların bir tanesi bile iyi kötü demokrasi kültürü olan bir toplumda ciddi oy kaybına sebep olurdu; nerede kaldı baş aktörünü devletin zirvesine taşımak.

Doğrusu ben bu kadarını beklemiyordum. Evet, millet ne ki seçtiği ne olsun, ama ben birşeylerin değiştiğini, yaygın iletişim sayesinde eski propagandanın işlemeyeceğini düşünüyordum. Hiç de öyle olmamış.

Bunu cahilliğe veya haber kaynaklarının boğulmasına bağlamak da doğru olmayabilir. Seçimden sonra bir yakınımın RTE’ye oy verdiğini duyunca şaşırıp kaldım. Bu yakınım yüksek eğitim almış, uzun yıllar üst düzey yöneticilik yapmış, takıp takıştırıp dolaşmayı seven bir kadındır. Gezi’den ve yolsuzluklardan gayet iyi haberi var, Facebook aracılığıyla bütün paylaştığım haberleri görüyor. “İnanmıyorum ben onlara. Ekonomi iyi gidiyor.” deyip çıkıyor işin içinden.

Siyaset bilimci Jan-Werner Mueller, yolsuzlukları ifşa etmenin popülist politikacıları yenmeye yetmeyeceğini söylüyor, çünkü ona oy verenler bir şekilde bundan faydalanacaklarını düşünüyorlar. Mueller’e göre çözüm, insanlara yolsuzluğun, kayırmacılığın, hukuksuzluğun onlara da zarar verebileceğini anlatabilmekte.

Ham hayal! İnsanların gözlerine bile sokulsa bunu görmeyecekler.

Soma’ya bakın mesela. Hani maden sahiplerinin kayrıldığı, tedbir alınmamasına göz yumulan, o büyük felaketin yaşandığı Soma. Hani RTE’nin binlerce polis olmadan girmeye korktuğu, kendisini protesto edeni şahsen tokatladığı, polisi insanlara saldırttığı Soma. Bu Soma’da RTE kazanmasa da %47 oy aldı.

Sonra Reyhanlı. Son yılların en büyük saldırılarından birine hedef oldu. Türkiye’nin desteklediği Suriyeli grupların işi olduğu söylendi, ama hükümet yayın yasağı koydu, hiç bir şey aydınlanmadı. En az 52 hemşehrilerinin ölümünü örtbas eden RTE’ye Reyhanlı’lıların tam %72’si oy verdi.

Kime daha hangi zararı anlatacaksın? Adam felaketi yaşamış zaten, ve anlaşılan pek beğenmiş.

Bundan sonra, birisi ülkedeki sistemin yozlaşmışlığından zarar gördüyse, hakkı çiğnendiyse, hakkını aradığında dayak yediyse, vah vah demeden önce soracağım: “Kime oy verdin?” Herşey ayan beyan belliyken, yağmadan bana da pay gelir umuduyla çeteye oy verdiysen ve şimdi çürümüşlük yüzünden mağdur olduysan, hiç merhamet bekleme benden.


Her tarafta devasa Tayyip afişleri duruyor hâlâ. Bir kısmı kaldırmaya zahmet etmedikleri seçim afişleri (ki YSK kurallarına göre seçim gününden önce kaldırılmalıydı), bir kısmı da yeni asılmış “hayırlı olsun” afişleri.

Başımı çevirdiğim her yerde bir kırpık bıyıklı Tayyip suratı görmek bana Atilla Yayla’yı hatırlattı. Hani 2006’da şöyle söylemişti: “[Avrupalılar] bize soracaklar, neden her yerde Atatürk heykeli var? diye soracaklar. ‘Neden her dairede bu adamın fotoğrafları asılı?” diye soracaklar. ‘Kemalizm Türkiye’nin problemidir’ falan diye. Bizimkiler şiddetle tepki gösterirler buna; ama eninde sonunda tartışacağız.

Çok doğru sözlerdi, ama ne yazık ki bu sözleri yüzünden üniversitedeki işinden oldu. Neyse ki aç kalmadı, başka işler buldu. Meselâ şimdi RTE dalkavukluğunu en ileri götüren gazetelerden Yeni Şafak’ta köşe yazarlığı yapıyor. RTE’ye mütemadiyen övgüler yağdırdığı yazılarından birinde “neden her yerde bu adamın fotoğrafları var” diye hiç sordu mu, bilmiyorum.

Memlekette “liberal düşünce”nin bayraktarı olanlar böyleyse, muhafazakarların bu kadar pespaye olmasına şaşılır mı?

Reklamlar

Kaan Öztürk hakkında

Kaan Öztürk İstanbul’da doğdu. İstanbul Lisesi ve Boğaziçi Fizik mezunu. Rice Üniversitesi‘nde uzay fiziği alanında doktora yaptı. Işık ve Yeditepe üniversitelerinde ders verdi. 2015-2016 döneminde Rice'da ziyaretçi araştırmacı olarak çalıştı. Bugünlerde Sabancı Üniversitesi'nde optimizasyon ve yapay öğrenme konularında doktoraüstü araştırmacı olarak çalışıyor.

15 Ağustos 2014 tarihinde Politika içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. 3 Yorum.

  1. Her yerde devasa afişler, belli açıyla çene altından çekilmiş, gözünü gelen geçene diken posterler. Gözümün hep insanların üstünde olduğu bir toplum düzeni hayal etmekteyim, der gibi ufuklara bakıyor. Bunlara altan kafasını kaldırıp bakanlar sanki kendi benliklerini yok sayma pahasına mega-liderlerini yüce tutsunlar diye dayatılan ,bilinçaltlarına işleyen, tepeden bakan bir poz. Gücün cisimleşmesinin her türlüsüne maruz bırakılan Yeni Türkiye Distopyası, paranın üstünde resminin olduğu günleri de görecek mi merak ediyorum.

  2. 😀 bu yazıya sadece gülüyorum farkındaysan 😀 bunun tek bi nedeni var yenilgi sonrası avuntu 😀 adam devrim yaptı Türkiye’ mizi nerdeeen nereye getirdi hala kalkıp şöyle böyle diyorsunuz. Bi kere de helal olsun lan adam su kuyruğundaki, şeker, yağ , tüp kuyruğundaki sefalet içinde ki insanları sefalet içinde ki Türkiye’ yi bu duruma getirdi. avrupa da ki en büyük gelişsen ekonomi yaptı diyen lan bi kerede.. bi kerede Türkiye’ye yaptığı şeyleri söyleyin. Neden sürekli bardağın boş tarafına hatta bırak boş tarafı bardağa bakma tenezzülü bile göstermiyorsunuz. Adam terörü bile durdu kanı durdu.. ama ne desekde boş…

    • Evladım, öncelikle öyle lanlı lunlu konuşma. Belli ki ikibin civarı doğmuşsun, AKP öncesinden habersizsin, kulaktan dolma saçmalıkları gerçek zannediyorsun.

      Şeker, yağ, tüp kuyruğu nedir yahu? 1979’da oldu onlar, 2002’de değil. Öyle sefalet içinde filan da değildi ülke. Ciddi bir bankacılık krizi yaşandı, ve buna dair düzenlemeler ve yeni ekonomik program Ecevit zamanında, Kemal Derviş tarafından hazırlandı. Sizin “adam” bu programı takip etti sadece.

      Avrupa’daki en büyük “gelişsen” (!) ekonomiyi nerenden uydurdun bilmiyorum, ama öyle birşey yok. Dünyada yatırımcıların bol parası bulunduğu, “nereye yatırsak” diye arandıkları için faizlerin düşük olduğu bir döneme denk geldiler. Bu parayı sanayiye ve üretime, yani refahı ve geliri artıracak işlere değil, inşaat ve betonlaşmaya harcadılar. Ne de olsa onlara oy veren muhterem milli irade altyapıdan filan anlamaz; onlara şatafatlı binalar göstermek lazım ki, “çalıyorlar ama çalışıyorlar” desinler. Doymadan yağmaladılar ve geride ihtişamlı viraneler bıraktılar. Gözü doymayan bu hırsızlar yüzünden tarihi bir fırsat kaçtı. Uluslarası finans muslukları kapanıp bedava para ortadan kalkınca sefalet neymiş göreceksin. O zaman o boş bardağı yiyerek doyurursun karnını.

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: