TEDMEM Akademik Yayıncılık Çalıştayı

20120414_LDD001_0

Geçen hafta Türk Eğitim Derneği’ne bağlı bir düşünce kuruluşu olan TEDMEM‘in davetlisi olarak “Akademik Yayıncılık ve Dergicilikte Kalite Politikaları ve Yönelimler” çalıştayına katıldım.

TEDMEM, eğitim konusunda kanıta ve veriye dayalı çalışmalar yapıyor ve hazırladığı raporları açık şekilde kamuoyuyla paylaşıyor. Eğitim ekonomisi, politikası, sosyolojisi gibi her türlü konuda, gündelik sorunların ötesinde uzun vadeli stratejiler üretiyor. Eğitim araştırmaları alanında bir bilimsel dergi çıkarıyor.

Çalıştay genel olarak sağlıklı bir akademik yayıncılığın nasıl olması gerektiğine dair bir fikir alışverişi ortamı sağladı. Bir yandan akademik yayın sahtekârlıkları, editörlük sahtekârlıkları, içi boş dergiler, ve bunlara dayalı olarak haksız akademik yükseltmeler konu edildi. Öte yandan da, son yıllarda alışıldık yayıncılık modellerinde ne gibi değişiklikler olduğu, bilimsel yayıncılığın ne yöne gittiği gibi konular konuşuldu. Bunlar birbiriyle epey ilişkili konular, o yüzden birarada tartışılması doğal. Çok güzel bir toplantıydı; organize eden TEDMEM çalışanlarına ve özellikle Mehmet Palancı’ya teşekkür ederim.

Çalıştayda EEST dergisinden epey söz edildi; bu derginin yozluğu ve göstergelerini şişirmek için başvurduğu ucuz numaralar herkes tarafından anlaşılmış. Buna özellikle sevindim. Bildiğim kadarıyla Matematik Dünyası’nda çıkan yazım EEST hakkındaki ilk açık yazılı eleştiriydi (dergiden haberdar olmam ise bloguma gelen anonim bir yorum sayesindedir), ve başıma bir dert gelir mi diye de ara sıra düşünürdüm. Bana birşey olmadı, ama başka bir davetli konuşmacının, ODTÜ kimya bölümünde profesör olan Metin Balcı’nın başı ağrımış. EEST’yi eleştirdiği eski bir konuşması sebebiyle derginin editörü Ayhan Demirbaş, Balcı’ya dava açmış. Neyse ki savcı takipsizlik kararı vermiş.

Çalıştayda “Akademik Yayıncılık Kalitesi, Açık Erişim, Tekrarlanabilir Araştırma” başlıklı bir konuşma yaptım. Bütün konuşmalar canlı olarak yayınlandı ve kaydedildi ama henüz kayıtları yayınlanmadı. Yayınlandığında bu yazıya ekleyeceğim. Konuşmamın slaytları ve konuşma için hazırladığım notlar aşağıda.

Özet

Üç ana konu:

  1. Kalite metrikleriyle oynama örnekleri, editörlük etiği ihlalleri.

  2. Büyük yayıncıların erişimi kısıtlaması ve buna tepkiler.

  3. Yayına kabul aşamasında benimsenmesi gereken yeni pratikler.

İki önemli mesaj:

  1. Yayın sayısı, atıf sayısı, impact factor, h-index gibi, kaliteyi ölçtüğünü varsaydığımız metrikler kolayca istismar edilebilir. Bunları bir derginin veya araştırmacının bilimsel niteliğini değerlendirmekte kullanmak yanlış.

  2. Bilimsel yayıncılık bir dönüşüm içinde. Basılı yayıncılık zamanından kalma dergicilik artık ne yeterli ne gerekli. Yayıncılar direniyor ama bilimciler değişim arıyor. Dijital yayıncılık çok daha ucuz, yayıncı ihtiyacını ortadan kaldırıyor. Dijital medya ve internet, statik yazıya göre çok daha fazla imkan sunuyor. Bunların kullanıldığı yeni pratikler benimsenmeli.

Sayı oyunları ve kötü niyetli editörlük

Bir derginin niteliğini ispatlamak için ortaya sürdüğü birinci ölçü impact factor. Peki bu iyi bir ölçü mü? Değil. İyiyi anlamakta yetersiz, bilimin işleyişine de zarar veriyor [1]. Kötüyü de ayırt edemez, çünkü kolaylıkla manipüle edilebilir [1-5]:

  1. Atıf almayan ama hesaba katılan yazıların bulunduğu kısımları kaldırmak (saha notları gibi)
  2. Atıf getirecek yayınları basmayı tercih etmek.
  3. Daha çok review basmak

  4. Daha uzun makaleler basmak.

  5. Tek bir başarılı makale.

  6. Art niyetli editörlük: Dergi içi zorlama atıflar ve dergiler arası atıf çeteleri

En son kategoridekiler en habisleri elbette. Bunlara en iyi blinen örnekler El Naschie, Ji-Huan He, Mohyud-Din ve Demirbaş.

Birkaç etik kasabı editörün deşifre olup sahneden çekilmesiyle mesele bitmiyor. Bunlar buzdağının görünen kısmı, kopan her kafasının yerine iki tane çıkaran canavar Hydra. Varolmalarının başlıca sebebi bilimsel yayınların kalitesinin sayı oyunlarıyla belirleniyor olması. Kadrolara atanmalar, yükselmeler, yayın ödülleri, hep sayılara dayalı, ve bu sayılar çok kolay şekilde manipüle edilebilir.

Hataları, yetersizliği bu kadar iyi bilinen bir ölçüyü bu kadar kritik işlerde kullanmak delilik. “Evet belki yanlış, ama elimizde daha iyisi yok.” gibi bir mantık yürütülüyor.

Meslektaşlarımızı değerlendirirken kendi muhakememizi kullanmak yerine karar hakkımızı birkaç dergi editörüne ve hakemlere teslim etmiş durumdayız. Niteliği sayılara dayandırmaktan vazgeçmemiz, en azından kriterleri çeşitlendirmemiz gerekiyor. Boncuk sayma usulü devam ettikçe, bu ahlaksızlıkların ardı kesilmeyecektir.

Makalelere erişimin kısıtlanması, Açık Erişim

“Banka kurmanın yanında banka soymak nedir ki?” – Brecht

Önceki yüzyıllarda, basmanın ve yaymanın zahmetli olduğu zamanlarda bilimsel yayıncıların önemli bir rolü vardı. Ama elektronik üretim ve iletişim sayesinde bu işler kolaylaştı; yayıncıların rolü artık kritik değil. Dahası, yayıncıların aşırı kâr arzusu artık bilimsel bilginin yayılmasına engel teşkil etmeye bile başladı. Bilimsel yayıncılıkta bir reform çağrısı seslendiriliyor [Polymath].

  1. Aşırı pahalı abonelikler zengin üniversitelere bile yük oluyor. Küçük üniversiteler ve yoksul ülkeler literatüre ulaşamıyor.

  2. “Demet” uygulaması kurumları ilgilenmedikleri dergileri de almaya zorluyor.

  3. Tek tek makalelere erişmek 30$-40$. Bireylerin bilimsel literatüre erişimi engelleniyor.

  4. Yayın hakkına el koyuluyor. Kişisel web sitesine kendi yayınlarını koyan araştırmacılara kanuni uyarı gönderiliyor.

Pek çok araştırma devlet ödenekleriyle yapılmakta. Vergilerle ödenen araştırmaların sonuçlarının kamuya açık olması gerekirken, üstüne bir kez daha para isteniyor.

İçerik üretimi, yazılması, dizilmesi, hakem incelemesi, editörlük gibi işlemler bilimciler tarafından ücretsiz olarak yapılırken, yayıncıların bu emek üzerinden para kazanması, hem de %30-%40’a varan görülmemiş kârlarla, haklı olarak tepki yaratıyor. Yayıncılar, bilginin yayılmasına hizmet ettiklerini söyleyerek kendilerini savunsalar da, uygulamaları aslında bilgiye set çekme sonucunu doğuruyor. [Monbiot29Aug]

Yayıncılara gerçekten ihtiyacımız var mı? Ta 1991’de fizikçi David Mermin dergilerin miadını doldurduğunu, onlardan ne kadar çabuk kurtulursak o kadar iyi olacağını yazdı. Aynı yıl (bağımsız olarak) preprint sunucusu arXiv kuruldu. Bugün bir milyona yakın makale barındıran arXiv, elektronik çağda bilimsel yayıncılığın çok kolay olduğunu ispatlasa da, yerleşik dergilerin yerini sarsamadı.

Yıllarca süren tartışmadan sonra, ünlü matematikçi Tim Gowers’ın 2012’de yaptığı bir boykot çağrısı önemli bir dönüm noktası oldu [Gowers2012]. Özellikle Elsevier’i eleştiren Gowers, bu yayıncıya bağlı hiç bir dergide makale yayınlamayacağını, bu dergiler için hakemlik veya editörlük yapmayacağını ilan etti. Çağrısı üzerine kurulan thecostofknowledge.com sitesi, aynı boykota katılacağını beyan eden araştırmacıların isimlerini topluyor ve yayınlıyor. Şu an itibariyle boykota 15000’e yakın kişi katıldı.

Neden özellikle Elsevier? Çünkü Elsevier’in tepki çeken pek çok açgözlülüğü var. Bahsettiğim genel şikayetlere ek olarak:

  • “Demet” uygulaması ile pek çok önemsiz dergiye aboneliğe zorluyor. Kütüphanelerin bütçelerinin çok büyük kısmını yiyor, kitap alımlarının azalmasına yol açıyor. [Monbiot29Aug, Lee]

  • Pek çok niteliksiz, etik dışı, veya sahte-bilim dergilerine yataklık ediyor. CSF, Homeopathy, vs. [Arnold2012]

  • Para karşılığı ilaç şirketi Merck için dergi çıkardı. Bilimsel dergi gibi görünmesine rağmen, içerdiği makaleler orijinal değil ve sadece şirketin işine gelen sonuçları yayınlıyordu. [Goldacre2009]

  • Bilimsel ağlarda araştırmacıların makalelerini paylaşmalarına engel oluyor [Taylor2013].

  • Bilginin özgürce paylaşılmasına engel olacak Research Works Act, SOPA gibi kanunları destekliyor.

Gowers’in çağrısı dünyada epey yankı buldu. Elsevier ve benzeri yayıncıların karşı argümanları zayıf kaldı ve bilim dünyasında benzer talepler çoğalmaya başladı. Blogosferin ötesine geçerek, Nature, Science, The Scientist, The Economist, Forbes gibi yaygın okunan dergilerde de yankı buldu.

2000’li yıllar içinde başka türlü bir yayın modeli, Açık Erişim, olgunlaştı. Açık Erişim, bilimsel yayınların ücretsiz ve kullanım kısıtlamaları olmadan edinilebilmesidir [Suber].

2001 yılında dünyanın her yanından 34000 araştırmacı “Bilimsel Yayıncılara Bir Açık Mektup” imzaladı. Bu mektupta, tıp ve biyoloji yayınlarının tam metinleriyle ve aranabilir durumda, herkese açık bulunabileceği bir arşiv oluşturulması talep ediliyordu. İmza verenler, açık erişim sağlamayan dergilerde yayın yapmayacaklarını veya hakemlik üstlenmeyeceklerini de beyan ediyorlardı. Bu amacı savunmak için kurulan bir grup olan Public Library of Science, 2003’de PLOS Biology dergisini yayınlamaya başladı.

NIH ve NCI yöneticisi, Nobel ödüllü Harold Varmus PLOS kurucuları arasında. Bu da gerekli mali desteğin sağlanması için faydalı oldu. Şimdilik yedi PLOS dergisi var; altısı tıp ve biyolojik bilimler alanında, biri (PLOS One) ise her konudaki kaliteli makalelere açık. Halihazırda PLOS dergileri hem kaliteleri hem de yayınladıkları makale sayısında dünyanın en önde gelen dergileri arasındalar.

Nobel ödüllü biyolog Randy Schekman 2013 Aralığında Nature, Science ve Cell gibi dev dergilerin atıf sayısı ve impact faktörüne aşırı ağırlık vererek bilime zarar verdiklerini savundu [Schekman]. Schekman, eLife isimli yüksek kaliteli bir açık erişimli dergi yönetiyor. eLife Howard Hughes Tıp Enstitüsü, Max Planck kurumu ve Wellcome Trust tarafından destekleniyor. [Econ, Yalgın]

Bütün bu gelişimler eski, abonelik temelli kapalı yayıncılığın yakın zamanda açık erişimli dergilere yerini bırakacağını gösteriyor. Dijital ortamın bütün imkanlarını kullanan bu dergiler sayesinde bilimsel bilgi daha hızlı ve daha geniş ölçüde yayılacak.

Açık erişim bedava demek değil; en azından dosyaları barındırmak için gerekli sunucuların kirasının ödenmesi gerekiyor. Açık erişimde bu masraflar okurlardan değil yazarlardan alınarak karşılanıyor (“Altın Açık Erişim”). PLOS dergileri bir makalenin yayını için 1350$-2900$ arası bir ücret talep ediyorlar. Veremeyecek durumda olandan bu ücret kaldırılabiliyor, ve makalenin değerlendirilme sürecinde ücret etkili değil.

Karşılaştırma için, Elsevier 2011’de yayın başına 10,500$ kazanç elde etti (toplam abonelik ücretinin toplam makale sayısına bölümü). Ancak iki durumda bir fark var: PLOS vb açık erişimde masrafları araştırmacılar araştırma fonundan karşılarken, abonelik ücretleri kütüphane bütçesinden gidiyor. Bu da proje yöneticilerini açık erişimden soğutuyor. [Taylor2012]

Bu yüzden, bireysel inisiyatiflere güvenmek yerine, açık erişimi kurumsal düzeyde talep etmek gerekiyor. Harvard, MIT, NIH, US White House OSTP, ve daha birçok üniversite, hükümet, veya özel fon kaynağı açık erişimli yayını zorunlu kılmaktalar. Tam bir liste ROARMAP sitesinde bulunabilir [Roarmap]. Türkiye’den şimdilik Doğuş, Iğdır, Ankara, Yalova, Hacettepe (Biligi-Belge Yönetimi bölümü) üniversiteleri ve İYTE, bütün fikri üretimlerine açık erişim sağlıyorlar.

Yeşil Açık Erişim’de yazarın preprint’i, veya kabul edilmiş makaleyi kendi sitesinde veya başka depolarda paylaşmasına izin veriliyor. Bazı yayıncılar 12-24 ay ambargo şartı koyabiliyorlar.

Açık erişimli dergi çıkarmanın masrafları çok daha düşük tutulabilir. Sözgelişi, kendi alanında çok itibarlı bir dergi olan Journal of Machine Learning Research masraflarının makale başına sadece 6,50$ olduğu hesaplandı [Shieber].

Herhangi bir hakemlik, editörlük sistemi olmayan, sadece veri barındıran arXiv, 1 milyona yakın belge barındırıyor ve yıllık bütçesi 826000$.

PeerJ’de 99$ karşılığında ömür boyu istediğiniz kadar makale yayınlayabiliyorsunuz. PeerJ Preprints ise ücretsiz.

Açık olsun olmasın, bir dergi kurmak ve yönetmek için online bir sistem kurmak çok kolay. Bu amaç için geliştirilmiş çeşitli yazılım paketleri mevcut. Bazılarının kurulumu ve kullanımı uzmanlık gerektirmiyor.

  • Scholastica

  • Open Journal Systems

  • HyperJournal

  • DPubS Digital Publishing System

  • OpenACS

Online dergi kurmanın kolaylığı sahtekârlığa da kapı açtı. Pek çok kötü niyetli yayıncı, özensiz ve niteliksiz dergiler çıkarıyor, “makale işleme ücreti” adı altında para topluyor, önlerine gelen her yazıyı ciddi bir değerlendirmeye tabi tutmaksızın yayına kabul ediyorlar. Bunlara karşı dikkatli olmak şart. Beall’s List her zaman kontrol edilmeli.

2013 yılında Science dergisi muhabiri John Bohannon, kalite kontrolü süreçlerini denemek amacıyla uydurma bir makaleyi birçok dergiye gönderdi ve pek çoğundan kabul aldı [Bohannon]. Bu sonuç açık erişimli dergilerin güvenilmezliği gibi sunuldu, ancak aynı makaleyi Elsevier, Wolters Kluwer, Sage gibi abonelik temelli yayıncılara bağlı dergiler de kabul etti. Özenli çalışan PLOS One, Biology Open dergileri ile Hindawi’ye bağlı iki dergi makaleyi reddettiler. Bu deneyde niteliksizliğini belli eden dergiler genellikle Beall listesinde mevcut olanlardı [Yalgın].

Dijital ortamın yeni imkânları

Artık online dergiler, basılı ciltlerin elektronik kopyası olmanın ötesinde geçiyorlar. Makalenin kendisi, destekleyici veriler, bloglar, podcastler, eğitim malzemeleri, sosyal paylaşım siteleri ile bir bilgi ağı oluşturuyorlar. Veri depolamanın ucuzlaması sayesinde bilimsel araştırmayı eksiksizce paylaşmak mümkün olabiliyor.

Article-level metrics ve altmetrics

Bir makalenin işe yararlığını sadece atıflarla ölçmek yeterli değil. Dijital ortamda paylaşılan yayınlar daha dolaylı yollardan etki yapıyor olabilir. Örneğin PLOS aşağıdaki ölçüleri hesaba katıyor.

List-of-ALMs-without-title2

Yayından sonra hakemlik

ArXiv sadece preprint saklamaya yarıyor, ama hızlı iletişim için çok işe yarıyor. Bazı siteler, mevcut makalelere yorum yaptırıyor (Peerevaluation, PubPeer, PubMed Commons, OpenReview) gibi sitelerde yorumlar yapılabiliyor. Açık erişimli dergi PeerJ, preprint olarak yüklenen makaleye yorumlar, sorular eklenmesine izin veriyor. Böylece hem hızlı yayına geçiyor, hem de açık şekilde geri bildirim alınabiliyor. PLOS da aynı imkanı veriyor.

Açık erişimli dergi F1000 Research, tamamiyle yayın sonrası hakemliğe dayalı. Makaleler önce hızlı şekilde temel uygunluk kontrolünden geçip yayına giriyor, sonra isteyenler hakem raporları yazabiliyorlar. Raporlar da açık şekilde paylaşılıyor. Yayın başına 250$-1000$ arası ücretli.

Negatif sonuçların yayını

Belli bir hipotezi test eden çalışmalar içinde “pozitif sonuç” alan (şaşırtıcı, veya bilineni destekleyici) çalışmaları yayınlamak genellikle daha kolaydır. Üstelik kariyer ilerlemesi için de böyle yayınlar tercih edilir. Ancak negatif sonuçlar da (“yok böyle birşey” diyenler) bilimsel ilerleme için önemlidir. [Anderson]. Pek çok bilimsel çalışmanın tekrarlanamadığı, ama tekrarlamaya çalışıp başarılı olamayanların bu sonuçlarının “yayınlanabilir” bulunmadığı da biliniyor [Yong].

Bu durum “yayınlanabilirlik hatası” (publication bias) olarak bilinir ve özellikle sağlık alanında çok ciddi yanılgılara yol açabilir.

Bir ilişkinin varlığının test edildiği bir deney düşünelim. Mesela okunmuş su buharı solumak akciğer kanserini iyileştiriyor mu? Bir makale yayınlanmış olsun ve iyileştirdiğini göstersin, p=0.05 ile. Bu demektir ki, sıfır hipotezinin (iyileştirmiyor) geçerli olması ihtimali %5.

Ancak belki 19 başka araştırma aynı hipotezi test etti ve bir ilişki olmadığını gösterdi, ama bunlar “negatif sonuçlar” olduğu için yayınlanmadı ve çekmeceye atıldı. Bu çalışmalardan haberdar olmadığımız için, ilk “pozitif” sonucu yanlış yere kabul ederiz.

Elektronik yayıncılıkta yer sıkıntımız çok daha azdır, o yüzden “negatif” çalışmaları basmamak için bir sebep yok. Ama negatif sonuçlar atıf almaz, o yüzden “atıf” takıntısından kurtulmak gerekiyor.

Özellikle tıp ve biyoloji alanındaki araştırmalarda bu sorun çok yaygın [Nature].

Tekrarlanabilir Araştırma

“Reproducible research”, yukarıdaki problemle yakından ilgili. Belli bir araştırmanın sonuçlarının başka araştırmacılar tarafından tekrar üretilmesi fikrine dayalı. Ancak buradaki vurgu daha ziyade veri analizi ve yazılım geliştirme üzerine. [KÖ2010]

“Tekrarlanabilir Araştırma”nın temel prensibi: Veriler ve yazılan programlar araştırmanın parçasıdır, makaleyle birlikte verilmelidir. İsteyenler veri üzerinde kendi analizlerini yapabilmelidir. Bu araştırma için hazırlanan özel yazılım (veri analizi veya simülasyon amaçlı) varsa, başkaları tarafından kolayca çalıştırılabilecek şekilde, uygun dökümantasyonla beraber kullanıma açılmalıdır. Bu şekilde muhtemel hataların çabucak görülür ve düzeltilir. [KÖ2013]

Fizik, uygulamalı matematik, mühendislik, biyoinformatik, hesaplamalı bilim çalışmalarının güvenilirliği için önemli prensipler. Çoğunlukla araştırmacının çalışma tarzında belli bir disiplin gerektiriyor [Sandve]. Dergilerin bundaki rolü şöyle olabilir:

  • Data ve yazılım için depolama alanı ayırabilir.

  • Araştırmacılar yazılım ve veriyi paylaşmaya çok hevesli olmuyorlar [KÖ2011]. Dergiler bu malzemenin de makaleyle beraber gönderilmesini talep edebilir. Nature, Science, PLOS, F1000 bunu yapıyor.

Kaynaklar

  1. Richard Monastersky. The Number That’s Devouring Science. The Chronicle of Higher Education, 14 Ekim 2005.

  2. Jay M. Fitzsimmons, Jeffrey H. Skevington. Metrics: don’t dismiss journals with a low impact factor. Nature 466, 179. doi:10.1038/466179c

  3. Hadas Shema. Understanding the Journal Impact Factor – Part One. http://blogs.scientificamerican.com/information-culture/2012/05/07/understanding-the-journal-impact-factor-part-one/ (erişim: 10.10.2014)

  4. Hadas Shema. Understanding the Journal Impact Factor – Part Two. http://blogs.scientificamerican.com/information-culture/2012/06/24/understanding-the-journal-impact-factor-part-two/ (erişim: 10.10.2014)

  5. Allen W. Wilhite, Eric A. Fong. Coercive Citation in Academic Publishing. Science, 3 February 2012: Vol. 335 no. 6068 pp. 542-543. DOI: 10.1126/science.1212540

  6. [Polymath] The PolyMath Wiki. Journal Publishing Reform. http://michaelnielsen.org/polymath1/index.php?title=Journal_publishing_reform (erişim: 11.10.2014)

  7. [Monbiot29Aug] George Monbiot, Academic publishers make Murdoch look like a socialist. The Guardian, 29 August 2011 http://www.theguardian.com/commentisfree/2011/aug/29/academic-publishers-murdoch-socialist

  8. [Lee] Chris Lee. Publishing economics harm science’s credibility. Ars Technica, 20 Kasım 2008. http://arstechnica.com/science/2008/11/elsevier-beyond-the-pale-of-scientific-respectability/ (erişim: 11.10.2014)

  9. [Goldacre2009] Ben Goldacre. The danger of drugs … and data. The Guardian, 9 Mayıs 2009. http://www.theguardian.com/commentisfree/2009/may/09/bad-science-medical-journals-companies (erişim: 11.10.2014)

  10. [Arnold2012] Doug Arnold. More reasons to support the Elsevier boycott. http://blog.mathunion.org/journals/?no_cache=1&tx_t3blog_pi1[blogList][showUid]=30&tx_t3blog_pi1[blogList][year]=2012&tx_t3blog_pi1[blogList][month]=02&tx_t3blog_pi1[blogList][day]=05&cHash=a2d6424f899302a7ea3b75b9bb591802 (erişim: 11.10.2014)

  11. [Taylor2013] Mike Taylor. Elsevier is taking down papers from academia.edu. 6.12.2013 http://svpow.com/2013/12/06/elsevier-is-taking-down-papers-from-academia-edu/ (erişim: 11.10.2014)

  12. [Gowers2012] Tim Gowers. Elsevier — my part in its downfall. 21.01.2012 http://gowers.wordpress.com/2012/01/21/elsevier-my-part-in-its-downfall/ (erişim: 11.10.2014)

  13. [Suber] Peter Suber. Open Access Overview. http://legacy.earlham.edu/~peters/fos/overview.htm (erişim: 11.10.2014)

  14. [Schekman] Randy Schekman. How journals like Nature, Cell and Science are damaging science. The Guardian, 9.12.2013. http://www.theguardian.com/commentisfree/2013/dec/09/how-journals-nature-science-cell-damage-science (erişim: 11.10.2014)

  15. [Econ] Brought to book: Academic journals face a radical shake-up. The Economist, 21 Temmuz 2012. http://www.economist.com/node/21559317 (erişim: 11.10.2014)

  16. [Yalgın] Çağrı Yalgın. Açık Erişim Sınavı Geçti. Açık Bilim, Ocak 2014. http://www.acikbilim.com/2014/01/guncel/acik-erisim-sinavi-gecti.html (erişim: 11.10.2014)

  17. [Roarmap] http://roarmap.eprints.org/ (erişim: 11.10.2014)

  18. [Taylor2012] Michael P. Taylor. Academic Publishing is Broken. The Scientist, 19 Mart 2012. http://www.the-scientist.com/?articles.view/articleNo/31858/title/Opinion–Academic-Publishing-Is-Broken/ (erişim: 11.10.2014)

  19. [Shieber] Stuart Shieber. An Efficient Journal. 6 Mart 2012. http://blogs.law.harvard.edu/pamphlet/2012/03/06/an-efficient-journal/ (erişim: 12.10.2014)

  20. [Bohannon] John Bohannon. Who’s Afraid of Peer Review? 4 October 2013. Vol. 342 no. 6154 pp. 60-65 DOI: 10.1126/science.342.6154.60 http://www.sciencemag.org/content/342/6154/60.full (erişim: 12.10.2014)

  21. [Anderson] Gabriella Anderson, Haiko Sprott, Bjorn R Olsen. Publish Negative Results. The Scientist, 15 Ocak 2013. http://www.the-scientist.com/?articles.view/articleNo/33968/title/Opinion–Publish-Negative-Results/ (erişim: 13.10.2014)

  22. [Yong] Ed Yong. Replication studies: Bad copy. Nature 485, 298–300 (17 Mayıs 2012) doi:10.1038/485298a http://www.nature.com/news/replication-studies-bad-copy-1.10634

  23. [Nature] Challenges in irreproducible research, Nature Special. http://www.nature.com/nature/focus/reproducibility/

  24. [KÖ2010] Kaan Öztürk. Bilimsel programlar ve “reproducible research. 29.10.2010.

  25. [KÖ2013] Kaan Öztürk. Tekrarlanabilir araştırma ve Rogoff-Reinhart olayı

  26. [Sandve] Geir Kjetil Sandve, Anton Nekrutenko, James Taylor, Eivind Hovig. (2013) Ten Simple Rules for Reproducible Computational Research. PLoS Comput Biol 9(10): e1003285. doi:10.1371/journal.pcbi.1003285

  27. [KÖ2011] Kaan Öztürk. Bilimsel veri ve yazılım paylaşımı, 1.11.2011.

Reklamlar

Kaan Öztürk hakkında

Kaan Öztürk İstanbul’da doğdu. İstanbul Lisesi ve Boğaziçi Fizik mezunu. Rice Üniversitesi‘nde uzay fiziği alanında doktora yaptı. Işık ve Yeditepe üniversitelerinde ders verdi. 2015-2016 döneminde Rice'da ziyaretçi araştırmacı olarak çalıştı. Bugünlerde Sabancı Üniversitesi'nde optimizasyon ve yapay öğrenme konularında doktoraüstü araştırmacı olarak çalışıyor.

24 Ekim 2014 tarihinde Akademik Yayıncılık içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. 2 Yorum.

  1. fraudoktor

    cok guzel, tastamam, dolu dolu bir yazi olmus, tesekurler. yayinciligin degismesiyle beraber umarim universite ve enstitulerin de ise alma politikalari degisir. sonucta, karar verme mevkisinde olanlarin acik erisim ve alternatif metriklere karsi olan tutumu kimlerin fakulteye alinacagini belirliyor. umarim acik erisime destek daha da artar

  2. umarım bu eleştirisel, ama haklı makale ses verir..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: