Je Suis Charlie ve fanatizmi bekleyiş

"Charlie Hebdo Tout est pardonné" by Source (WP:NFCC#4). Licensed under Fair use of copyrighted material in the context of Charlie Hebdo" href="//en.wikipedia.org/wiki/File:Charlie_Hebdo_Tout_est_pardonn%C3%A9.jpg">Fair use via Wikipedia.

Charlie Hebdo Tout est pardonné” Kaynak: Wikipedia.

Charlie Hebdo saldırılarından bu yana neredeyse iki hafta geçti. Bu saldırının tarihe bir dönüm noktası olarak geçmesi mümkündür. Muhtemelen artık Avrupa ülkeleri, içlerinde yaşayan Müslümanlara daha dikkatli bakacak, onların aşırılıklarına daha kuvvetli ve daha az tereddütlü tepki verecek. Ve maalesef, böyle zamanlarda hep olduğu gibi ırkçılık ve kör düşmanlık da yükselecek. Normal bir Avrupalı gibi yaşayan Müslümanlar (veya Müslüman gibi gözükenler) ayrımcılık kurbanı olacaklar.

Böyle bir ayrımcılığın yarattığı kutuplaşma tam da islamcı terörün istediği şey zaten. Avrupa hükümetlerinin bu kutuplaşma tuzağına düşüp düşmeyeceğini göreceğiz. Biz ise Türkiye’de çoktan bu dehşet girdabına girdik ve hızla dipsiz bir kuyuya sürükleniyoruz.

“Je Suis Charlie” sloganı bizim için çok anlamlı. Biz gerçekten de Charlie’yiz. Uzun zamandır siyasi islamın terörünün içinde yaşıyoruz ve bu terörün şiddeti gitgide artıyor. Charlie Hebdo katliamı önemli bir gösterge oldu. İslamcı kesimlerin baştaki tepkisi “Gerçek müslüman bunu yapmaz, ama onlar dinimize hakaret etmişler, hakettiler.” gibi çelişkili bir saçmalıktan ibaretti. Bir süre sonra ise daha tutarlı olmaya karar verdiler ve yarım ağızla bile cinayeti kınamaktan vazgeçtiler.

Fatih Camii’nde Kuaşi kardeşlere cenaze namazı kılan mağdur (!) müslümanlar.

Cumhuriyet gazetesinin Charlie Hebdo karikatürlerinin sadece bir kısmını yayınlamaya karar vermesi, eğreti üzgünlük maskelerinin düşmesini sağladı. Polis, hukuksuz bir şekilde matbaayı bastı. Yobaz grupları gazeteye yürüdüler. Başbakan ve cumhurbaşkanı makamında oturanlar hiç bir suç teşkil etmeyen bu yayınların “tahrik” olduğunu söylediler, gazeteyi linççi güruhlara hedef gösterdiler. Cumhuriyet yazarlarına isnat ettikleri “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçunu asıl kendileri işlediler.

Artık açıkça görülen bir gerçek var: Türkiye bir islam devleti haline getirildi. Henüz kanunlar buna göre değiştirilmedi ama bu sadece bir ayrıntı. Hukuk diye birşey kalmadı, kanunların uygulanması muktedirlerin kişisel keyfine bağlı. Devlet mekanizması islam kurallarına göre çalışıyorsa, Anayasa’daki laiklik ilkesi açıkça çiğnenebiliyorsa, islamcıların hakaret ve tahrik dolu söylemleri alkışlanırken muhaliflerin en basit eleştirilerine bile beş yıl hapis istenebiliyorsa, kanunlar ne derse desin farketmez.

Ve bu islamileşme burada kalmayacak. Yanıbaşımızı işgal eden, hükümetin desteklediği, ve yüksek ihtimalle Türkiye’de de örgütlenmiş olan IŞİD dehşetinin gölgesi üstümüzde. Birkaç yıla kadar sokaklarımızda IŞİD militanları devriye geziyor olabilir. Fanatiklerin bulunduğu yerde taassubun sonu yoktur; fanatik güzel olan herşeye düşmandır, özgürlüklerin her zaman daha da azalmasını ister. Bugün dine bağlılık ve geleneksel değerler adına islamileşmeyi alkışlayanlar bile yarın IŞİD fanatizmi karşısında şaşırıp kalacaklar, ama çok geç kalmış olacaklar.

Peki, biz modern laikler ne yapacağız? Uygarlık-barbarlık savaşında kılıçlar çekildi, cepheler çizildi, ve kendimizi bize düşman bir kalabalığın ortasında buluverdik. Kan dökücü, savaşçı, barbar değiliz. Dövüşmeyi bilmeyiz. Kendimizi nasıl koruyacağız, nasıl hayatta kalacağız? Bunu düşünmenin zamanı geldi artık.


Son zamanlarda okuduğum bazı güzel yazılar:

  • T24 gazetesi Charlie Hebdo’nun katliam sonrası sayısını tam olarak tercüme edip yayınladı. Buradan okuyabilirsiniz.
  • Yine bu CH sayısı içinde, derginin yazarlarından Gérard Biard, siyasi doğruculuk adına “evet, ama” diyenleri yerden yere vuruyor ve laikliğin kararlı bir şekilde savunulmasının ne kadar önemli olduğunu hatırlatıyor.
  • Derginin kapağında Muhammed’in yüzü gösteriliyor diye galeyana gelen kitleler, yakın zamana kadar birçok müslüman minyatüründe peygamberin resminin açıkça çizildiğinin farkında değiller. Şurada pek çok örnek var. Muhammed’in yüzünün örtülü olarak resmedilmesi 17. yüzyıldan sonra benimsenen bir adet. İslami terörün ilk öncülerinin yarattığı bir baskının sonucu.
  • Deli Gaffar’ın blogunu birkaç ay önce keşfettim. Bazen eğlenceli, çoğunlukla da derinlikli güzel yazılarından birinde politik doğrucu olmak uğruna kafayı kuma gömmenin sorunu nasıl büyüttüğünü anlatıyor: Avrupacı Liberaller ve Evrensel İkiyüzlülük
  • Deli Gaffar bir sonraki yazısında, Cumhuriyet’in kimseye yaranamasa da doğru dürüst gazetecilik yaparak mesleğin namusunu kurtarmaya çalıştığını anlatıyor ve soruyor: “Cumhuriyet’ten Özür Dileme Vaktimiz Gelmedi Mi ?
    Türkiye, tarihinde görülmemiş denli ikiyüzlü bir yönetimin zalim pençelerinden kurtulmaya çalışıyor. Charlie Hebdo saldırısı islamcıların ve onların mahçup destekçisi liberallerin, sözde solcuların, yancıların maskelerinin düşmesi anlamında bir milattır. Bugün İslamcı faşizme karşı bizi ayakta tutacak tek şey korkusuzca direnmek ve çok temel bir şeyi, düşünce özgürlüğünü savunmaktır.
  • Yusuf Salman, İngilizce yazdığı “Islamophobia, Fearing Islam, and Anti-Muslim Discrimination” başlıklı yazıda, islamofobinin ve müslümanlara karşı ayrımcılığın farklı kavramlar olduğunu, birincisinin siyasi islamcılarla bağlantılı bir düşünce kuruluşu tarafından islama karşı eleştirileri susturmak için uydurulmuş bir truva atı olduğunu anlatıyor.
  • Gazeteci Asra Q. Noumani, son on yılda islami fanatizme karşı her türlü eleştiriyi boğmak için çalışan bir “namus kıtası” oluştuğunu, bu grubun İslam Konferansı Örgütü tarafından desteklenerek bir “mağduriyet kültürü” yarattığını anlatıyor: “Meet the honor brigade, an organized campaign to silence debate on Islam
    [Namus kıtasının] resmi ve gayriresmi kanalları, sorgulayıcı müslümanları ve gayrımüslimleri taciz, tehdit ve mücadele etmekte uyumla çalışırlar. Önemli bir gerçeğe güvenirler: Malezya’dan Fas’a kadar uygulanan İslam, utandırmaya dayalı ataerkil bir kültürdür. Ele güne rezil olmaktakn kaçınmak ve namusu kurtarmak en önemli şeydir. İşte bu yüzden islamcı aşırılığı eleştirenleri susturmakta zorbalık ve baskı çok etkili olur.
Reklamlar

Kaan Öztürk hakkında

Kaan Öztürk İstanbul’da doğdu. İstanbul Lisesi ve Boğaziçi Fizik mezunu. Rice Üniversitesi‘nde uzay fiziği alanında doktora yaptı. Işık ve Yeditepe üniversitelerinde ders verdi. 2015-2016 döneminde Rice'da ziyaretçi araştırmacı olarak çalıştı. Bugünlerde Sabancı Üniversitesi'nde optimizasyon ve yapay öğrenme konularında doktoraüstü araştırmacı olarak çalışıyor.

19 Ocak 2015 tarihinde Politika içinde yayınlandı ve , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. Yorum yapın.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: