“Ne Ders Olsa Veririz”: Vakıf üniversitelerinin vahşi ormanı

2100 NEDERSOLSA.indd

On-onbeş yıl önce, vakıf üniversitelerinin çoğalması akademisyen adayları için umut verici bir gelişmeydi. Bu kadar üniversite açılıyorsa, yurtiçinde veya yurtdışında doktora yapmış nitelikli bir bilimcinin gireceği bir yer illa ki bulunurdu. Vakıf üniversiteleri devletten daha çekiciydi; hem maaşlar daha yüksekti, hem de büyük şehirlerde toplanmışlardı. Nitelikli bilimcilerin vakıf üniversitelerinde toplanacağı, canlı ve dinamik bir bilimsel ortam oluşturulacağı ümit ediliyordu.

Bu ümitler çok kısa bir zamanda suya düştü. Vakıf üniversitelerinin kalitesi gitgide düştü, öğretim üyelerinin çalışma şartları gitgide ağırlaştı. Mümkün olan en az sayıda hoca ile en fazla sayıda öğrenciyi idare etmeye çalışan üniversitelerde bilimsel ve entelektüel çalışmaya vakit ayırmak mümkün olmuyor. Zaten, aslında bir patronun yönettiği bir işletme haline geldikleri için, böyle “lüzumsuz” işlere zaman ayrılsın da istemiyorlar, engellemek için ellerinden geleni yapıyorlar. Bütün günü ders vermek, kağıt okumak danışmanlık, idari işler, tanıtımlar, öğrenci pışpışlamakla geçiren asistan veya öğretim üyesine bilimsel çalışma yapmak için ancak akşamlar veya hafta sonları kalıyor, ailesinden ve sosyal hayatından çalarak. Mobbing, zorbalık, kadrolaşma salgın halinde.

Bu kötü durumu kabullenenler bile rahata ermiş değil. İşsiz kalma korkusu her an herkesin başında. Üniversite sudan bahanelerle, veya basitçe “sözleşmeni yenilemiyorum” diyerek işten çıkarabiliyor. Bunun, niteliksiz olanın gönderilip iyi olanın tutulması olduğunu zannetmeyin. Piyasaya dayalı basit dalgalanmalar, gelen öğrenci sayısındaki oynamalar, veya yöneticilerin kaprisi yüzünden insanların hayatı altüst edilebiliyor.

Her iş alanında aynı şeylerin olduğunu düşünebilirsiniz. Ancak yüksek öğretim her şeyden önce bir uzmanlık işi, süreklilik arzeden bir iş. Doktora yaparak bir konunun uzmanı olana kadar ömrünüzün yarısını harcıyorsunuz, ve bu yüzden iş alternatifleriniz çok kısıtlı. Bir üniversite de en ufak dalgalanmada bölümlerindeki hoca yapısını değiştiremez, bilimsel eğitimi “en ucuz” olana endeksleyemez. Bir vasıfsız işçiyi çıkarıp yerine bir başkasını koyabilirsiniz, ama ileri derecede uzmanlaşmış akademisyenlerle bunu yapamazsınız.

Gelin görün ki bugün Türkiye’deki vakıf üniversitelerinde yapılan tam da bu. Pahalıya gelen, veya “ileri geri konuşan” (siz meslek namusunu koruyan veya hakkını arayan diye anlayın) akademisyenlerin kovulduğu, onların işlerinin geriye kalanlara veya asistanlara yüklendiği, insanların uzmanlıklarının dışında dersler vermeye veya ilgisiz işler yapmaya zorlandıkları bir ortam. Aslı Vatansever ve Meral Gezici Yalçın’ın bir ay önce çıkan “Ne Ders Olsa Veririz: Akademisyenin Vasıfsız İşçiye Dönüşümü” kitabının alt başlığı bu duruma atıf yapıyor.

Vatansever ve Yalçın, vakıf üniversitelerinde çalışmış ve işten çıkarılmış akademisyenlerle mülakatlar yapmışlar. Kitapta hem bu akademisyenlerin sözlerini (anonim olarak) aktararak vakıf üniversitelerinin pespayeliğinin bir fotoğrafını sergiliyorlar, hem de bu mülakatları sentezleyerek akademik dünyanın sorunlarına dair geniş bir çerçeve oluşturuyorlar.

Manzarada ilk göze çarpan akademik emeğin “prekarizasyon”u. Bu nispeten yeni terim “esnek çalışma” ve güvencesizliği birleştiren bir durumu tarif ediyor. Kökeni İngilizce “precarious” (eğreti, sallantıda, muğlak) sıfatına dayalı. Eskiden güvencede görülen, ileri derecede eğitim alınan uzmanlar (“beyaz yakalılar”) genel olarak, neoliberalizm etkisi altında “prekarya” haline gelmekte. Üstelik akademik uzmanlar bu tehlikeye fazlasıyla açık.

Peki koskoca okumuş insanlar bu kötü şartları nasıl kabul ediyorlar? Sebeplerden biri aşırı uzmanlaşma sonucu istihdam alanının daralması ve ne dayatılırsa kabul edilmesi. Daha da önemli bir sebep de “çilekeş akademisyen” mitinin maddi zorluklara direnmeyi zorlaştırması.

Akademisyen olma tercihi para kazanma motivasyonuyla yapılmaz. Okumayı, öğrenmeyi, araştırmayı seven, bilimsel çalışma yapmayı isteyen insanların seçtiği bir kariyerdir (işin içinde ürkekçe sebepler de olabilir tabii). Bunu yüceltmek için ürettiğimiz bir ideolojimiz, bir “ethos”umuz vardır. Her türlü zorluğa rağmen bilimsel çalışma yapanları örnek gösteririz, üniversitede iş bulamamasına rağmen patent ofisinde büyük keşiflerini yapan Einstein gibi.

Bunun bir sonucu, “yeterince çalışırsan başarırsın, başaramazsan suç sende” safsatasının akademik ortamda özellikle güçlü olması. Böylece şartlar ne olursa olsun (ders yükü, idari iş yükü vs.) bilimsel çalışma yapmanın mümkün farzedilmesi. Sanki dersler ve idari işler hiç bilişsel yük getirmeyen, şipşak yapılıverilecek işlermiş gibi.

Başka bir sonucu da, maddi beklentiyi dile getirmenin uygunsuz, neredeyse ayıp olması. “Para kazanmak istiyorsan üniversitede kalmasaydın” diye akıllıca(!) bir cevap yapıştırılır. Oysa, çok para kazanmak değildir mesele, kişinin birikimine ve yaptığı işe yakışan makul bir maaş almaktır.

Üniversite idarecileri bu “akademik miti” çok iyi sömürürler. Pazarlık yapmaya çekinen akademisyenleri ucuza çalıştırırlar. Üniversitede araştırma imkanları sağlamaya zahmet etmezler. İşine son verilen akademisyenler hakkında “yeterince iyi değilmiş demek ki, yoksa niye gönderilsin” diye düşünülmesini teşvik ederler.

Akademisyenlerin durumu “hayaller Paris gerçekler Eminönü”den bile daha beter, çünkü insanları akademik hayata teşvik eden şeylerin hiç biri mevcut değil. Bilimsel çalışma mı? Dersaneye dönmüş bir okulda her dönem beş ders vererek ve sürekli çat kapı dalan öğrencilerle uğraşarak, kolay gelsin. Entelektüel ortam mı? Kimse birbiriyle konuşmuyor bile. Genç zihinleri eğitmenin tatmini mi? Bir tek kitabın kapağını açmayan, Karl Marx ile Max Weber’i aynı kişi zanneden öğrencilere buyrun. İstediğim zaman gelir giderim mi? Kampüslerde kart basıyor akademisyenler, evkaf memuru gibi odalarında oturmaları isteniyor. Uzun yaz tatili mi? Bütünlemeler, tanıtımlar, yaz okulu derken iki hafta izin kullanabilirseniz şükredin.

Bu durumdaki akademisyen “dışarıdaki işlerde şartlar daha da kötü” avuntusuna sarılıyor. Bunun doğru olup olmadığı bir yana, akademisyenliğin diğer alternatif işlerden daha az kötü olmak dışında hiç bir avantajının kalmadığı kabul edilmiş oluyor.

Kitabın neredeyse yarısının altını çizmişim, hepsini özetlemem mümkün değil. Alıp okumanız şart. Vakıf üniversitesi öğrencisiyseniz, tumturaklı tanıtım filmlerinin arka tarafında olup bitenleri öğrenmek için, size kaliteli değil ucuz eğitim vermeye çalıştıklarını farketmek için okuyun. Akademik kariyer yapmak isteyen bir genç bilimci iseniz, nasıl bir gayya kuyusuna girmekte olduğunuzu anlamak ve gerekiyorsa gençliğinizi yakmadan yolunuzu değiştirmek için okuyun. Asistan, yardımcı doçent, veya daha üst kariyer basamaklarında bir akademisyenseniz, sadece işinizi yaparak ve kariyerinizde ilerlemekle güvenceye kavuşamayacağınızı, ama yalnız olmadığınızı, birlik olarak birşeyleri değiştirmeye çalışanlar olduğunu bilmek için okuyun.

Ayrıca bakınız:

EK: Bu yazıyı yayınladıktan hemen sonra, tanıdıklarımın çalıştığı bir üniversitede şimdiye kadar haftalık dokuz saat olan ders yükünün yakında onbeş saate çıkarılacağı haberini aldım. Vatansever ve Yalçın’ın kitabın son sayfasındaki öngörülerini doğruluyor bu haber:

“Piyasaya tâbi olmuş bir alanda, çok daha düşük maliyetle, çok daha fazla kâr sağlayan bir işletme modeli ortaya çıktıysa, bilinmelidir ki, bu model muhtemelen zaman içerisinde o sektörde norm haline gelecektir… Herhangi bir üniversitede görülen aşırı emek sömürüsü de aynı şekilde şu anda başka bir üniversitede nispeten daha iyi koşullarda çalıştığını düşünen akademisyenlerin gelecekte karşılaşacağı kaderdir.”

Reklamlar

Kaan Öztürk hakkında

Kaan Öztürk İstanbul’da doğdu. İstanbul Lisesi ve Boğaziçi Fizik mezunu. Rice Üniversitesi‘nde uzay fiziği alanında doktora yaptı. Işık ve Yeditepe üniversitelerinde ders verdi. 2015-2016 döneminde Rice'da ziyaretçi araştırmacı olarak çalıştı. Bugünlerde Sabancı Üniversitesi'nde optimizasyon ve yapay öğrenme konularında doktoraüstü araştırmacı olarak çalışıyor.

03 Şubat 2015 tarihinde Akademik, Akademik Hayat içinde yayınlandı ve , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. 1 Yorum.

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: