Üniversitelerde kıyım ayı Haziran

Çok bilgili ve üretken bir matematikçi arkadaşım var. Yıllardır İstanbul’da Boğaz’a nazır bir özel üniversitede çalışıyor, derslerini veriyor, araştırma yapıyor, akademik görevlerini tam olarak yürütüyordu. Bir hafta önce üniversitenin insan kaynaklarından bir mektup almış. Sözleşmesinin yenilenmeyeceği mektupla tebliğ edilmiş, hiç bir gerekçe göstermeden hem de. Sadece benim arkadaşımla kalmamışlar, aynı hafta içinde eski Fen-Edebiyat fakültesi kadrosunda olan toplam 13 kişinin işine son vermişler.

Çok fena oldum, çünkü aynısını bir yıl önce şahsen yaşamıştım (gerçi benim üniversitemin İK’sı haberi şahsen tebliğ edecek asgari nezakete sahipti). Benim çıkarılma gerekçem de “son yıllarda bölüme yeterince öğrenci alınmaması” gibi bir saçmalıktı.

Özel üniversite hocası için Haziran ayı, yazın gelişini müjdeleyen keyifli bir dönem değildir. Eylül başında yenilenen sözleşmelerin öncesindeki iki aylık ihbar zamanına denk geldiği için “acaba işsiz kalacak mıyız” korkusu hüküm sürer fakültelerde.

Özel üniversitelerin ismi “vakıf”tır ama gayet kâr amaçlı çalışırlar. Kârlarını maksimize etmek için ne yapacaklar? Binaların, elektriğin, altyapının maliyeti belli olduğuna göre, çalışanlarının suyunu sıkacaklar. Az paraya çok iş yaptırırlar, yetmez, bir kısmını kovar ve onların işini de geri kalanlara yüklerler.

Kâr amaçlı olmalarının bir sonucu olarak da, köklü disiplinlere yönelik istikrarlı bölümler kurmak ve zamanla geliştirmekle uğraşmaz çoğu. Onun yerine, yılın modası olan konu neyse alelacele ona göre bir müfredat çırpıştırır, kağıt üzerinde üç dört öğretim üyesi gösterir, bunlardan birine bölümün bütün yükünü bindirir ve meselâ 100-150 kişilik kontenjan açarlar. Bu bir yıl psikoloji olur, sonra lojistik olur, sonra finans olur, sonra bilişim olur, ve saire. Ama çok ağır bir müfredat olmaması gerekir, matematik ağırlıklı olmamalıdır, yoksa öğrenci gelmez.

Bu bölümler kurulduğu kadar kolay ortadan kaldırılabilir. Modası geçer, tercih edenlerin sayısı azalır. O zaman haydii, tersine. Bunların kitle derslerini vermeleri için işe alınan matematik, fizik, tarih, edebiyat hocalarına da yol görünür.

“İş hayatında böyle, neden akademisyenler ayrıcalıklı olsun?” diye sorulabilir. Birkaç sebebi var. Birincisi, yükseköğretim planlaması çok uzun vadeli olmalıdır. Yıldan yıla dalgalanan heveslere göre rota değiştirilemez. Bir öğretim üyesinin yetişmesi, ömrünün yarısını alır.  Ciddi bir akademik programın olgunlaşması uzun yıllar sürer. Bir karar verip onda uzun zaman sebat etmeden akademik mükemmelliğe ulaşılamaz.

İkincisi, işten çıkarılan akademisyenler başka yerde kolayca iş bulamaz. Modaları takip eden üniversiteler bir sığırcık sürüsü gibi hep beraber hareket ediyorlar, ve bir yerden çıkarılanın başka yerde iş bulması mümkün olmuyor. Üniversite sayısının çok olmasına bakmayın; iş imkânları çok dar.

Daha önemlisi, aslında işten çıkarılan öğretim üyelerine ihtiyaç duyulmuyor değil. Ancak özel üniversiteler derslerin çoğunu kadrolulardan daha ucuza gelen yarı zamanlı öğretim üyelerine verdirmek istiyor. Fakat bu “maliyet optimizasyonu” değil, eğitim kalitesini düşüren, bilimsel üretimi de sıfıra indiren bir yaklaşım.

Üniversitelerin Haziran kıyımı kurbanlarına, aynı yoldan geçmiş birisi olarak naçiz tavsiyelerim:

  • Asla ve asla, bu durumun kendi yetersizliğinizden kaynaklandığını düşünmeyin. Çok yüksek nitelikli birçok insanın pat diye kapı dışarı edildiğini gördüm ve duydum. Bu üniversiteler için bilimsel niteliği yükseltmek değil, kağıt üzerinde görüntüyü kurtarabilmek önemlidir.
  • Üniversiteler “sözleşme yıllıktır, yenilememe hakkım tabii ki var” ağzı yapar, kesinlikle inanmayın. İş kanununa göre, süreli sözleşme bir kere yenilendiği zaman süresiz sözleşme haline gelir. Yani, sözleşmenizin “yenilenmemesi” değil “feshedilmesi” sözkonusudur. Fesih için de geçerli sebepler olmalıdır, delillerle belgelenmelidir. Aksi takdirde haksız fesih olur.
  • Akademik davalarda tecrübeli bir avukat bulmaya çalışın ve onun tavsiyesine göre hareket edin.
  • Asla “bütün haklarımı aldım”, “ibra ediyorum” gibi ifadeler bulunan kağıtlar imzalamayın. Masum görünen kağıtları bile avukatınıza sorun. İmza attığınız zaman “bütün yasal haklarım saklıdır” notu ekleyin.
  • Dava açmaktan çekinmeyin. Şimdiye kadar pek çok dava akademisyenlerin lehine sonuçlandı. Emsal kararlar bol. Eskiden iş mahkemesinde işe iade davası açılırdı, şimdi ise vakıfların kamu kurumu olduğu, dolayısıyla çalışanların özlük haklarıyla ilgili davaların, memurlar gibi İdare Mahkemesi’nde görülmesi gerektiği kabul ediliyor. Bu da başarı şansınızı yükseltiyor.
  • Sizinle pazarlık yapmaya, sizi yıldırmaya çalışacaklar, sağlam durun. İşe iadeden sonra çeşitli mobbingler yapabilirler, kabul etmeyin, suç duyurusunda bulunacağınızı söyleyin. Her şeyin kaydını tutun. Kaybedecek hiç bir şeyiniz yok, alttan almayın.
  • Vakıf Üniversiteleri Dayanışma Ağı‘nı takip edin, yazışma listesine kaydolun.

Mücadeleden başka bir yol yok maalesef.

Benim durumum ne oldu diye merak ettiyseniz: İdare Mahkemesi’nde “idari kararı iptal” davası açtım. Ayrıca “yürütmeyi durdurma” istedim (bunu dilekçeyi verirken belirtiyorsunuz, küçük bir ek harcı var). Birkaç ay sonra mahkeme yürütmeyi durdurma kararı verdi, böylece üniversitedeki işime şimdilik geri dönebildim (ama pek kolay olmadı; kanunen mecbur olmalarına rağmen ayak sürüdüler, avukatımın yardımıyla ve biraz diklenmeyle halledebildim ancak). Fakat dava henüz sonuçlanmış değil, bekliyoruz.

Reklamlar

Kaan Öztürk hakkında

Kaan Öztürk İstanbul’da doğdu. İstanbul Lisesi ve Boğaziçi Fizik mezunu. Rice Üniversitesi‘nde uzay fiziği alanında doktora yaptı. Işık ve Yeditepe üniversitelerinde ders verdi. 2015-2016 döneminde Rice'da ziyaretçi araştırmacı olarak çalıştı. Bugünlerde Sabancı Üniversitesi'nde optimizasyon ve yapay öğrenme konularında doktoraüstü araştırmacı olarak çalışıyor.

05 Temmuz 2015 tarihinde Akademik, Akademik Hayat içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. 3 Yorum.

  1. “İş hayatında böyle akademisyenler niye ayrıcalıklı olsun” sorusunun şöyle de çok önemli bir cevabı var: akademik araştırma uzun soluklu, zorlu bir iş. Kaliteli, dişe dokunur bir akademik projeyi düşünmek, planlamak, fonunu bulmak, yapmak, yazmak uzun senelere yayılan çok ayaklı bir süreç. Önümüzdeki ay işim var mı yok mu, seneye sözleşmem yenilenecek mi yenilenmeyecek mi diye düşünerek, endişelenerek, bir yandan iş arayarak yapılacak bir şey değil… Kısaca akademiyi böyle yürütmek kaliteli akademik çalışma üretilmesini de engelliyor – ama tabii kimin umrunda bu o da ayrı mesele….

  2. Mustafa Oktay alnıak

    Önce insan, sonra akademisyen, işçi, bekçi, genel müdür… Memleketimizde insanın ve ihtisasın değerini bilmek gerekiyor.
    Gençler kızmayın, kırılmayın. Siz bizim geleceğimizsiniz. M. Oktay ALNIAK

  3. Okudukça bir üniversite hazırlık öğrencisi olarak benim içim sızladı..Okuduğum üniversite de gayet düzgün,kafası rahat,ilim düşünecek öğretmenimiz yokmuş. Bu eli öpülmesi gereken insanlar,bir de işsiz kalma,okuldan atılma gibi hiçbir öğretmene yakışmayacak durumlarla uğraşıyorlarmış.Ne denir ki.. Eğitim,bir ülkenin temeli için çok önemli değil mi? Evet öyle ama durum bu..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: