Kategori arşivi: Akademik Yayıncılık

TEDMEM Akademik Yayıncılık Çalıştayı

20120414_LDD001_0

Geçen hafta Türk Eğitim Derneği’ne bağlı bir düşünce kuruluşu olan TEDMEM‘in davetlisi olarak “Akademik Yayıncılık ve Dergicilikte Kalite Politikaları ve Yönelimler” çalıştayına katıldım.

TEDMEM, eğitim konusunda kanıta ve veriye dayalı çalışmalar yapıyor ve hazırladığı raporları açık şekilde kamuoyuyla paylaşıyor. Eğitim ekonomisi, politikası, sosyolojisi gibi her türlü konuda, gündelik sorunların ötesinde uzun vadeli stratejiler üretiyor. Eğitim araştırmaları alanında bir bilimsel dergi çıkarıyor.

Çalıştay genel olarak sağlıklı bir akademik yayıncılığın nasıl olması gerektiğine dair bir fikir alışverişi ortamı sağladı. Bir yandan akademik yayın sahtekârlıkları, editörlük sahtekârlıkları, içi boş dergiler, ve bunlara dayalı olarak haksız akademik yükseltmeler konu edildi. Öte yandan da, son yıllarda alışıldık yayıncılık modellerinde ne gibi değişiklikler olduğu, bilimsel yayıncılığın ne yöne gittiği gibi konular konuşuldu. Bunlar birbiriyle epey ilişkili konular, o yüzden birarada tartışılması doğal. Çok güzel bir toplantıydı; organize eden TEDMEM çalışanlarına ve özellikle Mehmet Palancı’ya teşekkür ederim.

Çalıştayda EEST dergisinden epey söz edildi; bu derginin yozluğu ve göstergelerini şişirmek için başvurduğu ucuz numaralar herkes tarafından anlaşılmış. Buna özellikle sevindim. Bildiğim kadarıyla Matematik Dünyası’nda çıkan yazım EEST hakkındaki ilk açık yazılı eleştiriydi (dergiden haberdar olmam ise bloguma gelen anonim bir yorum sayesindedir), ve başıma bir dert gelir mi diye de ara sıra düşünürdüm. Bana birşey olmadı, ama başka bir davetli konuşmacının, ODTÜ kimya bölümünde profesör olan Metin Balcı’nın başı ağrımış. EEST’yi eleştirdiği eski bir konuşması sebebiyle derginin editörü Ayhan Demirbaş, Balcı’ya dava açmış. Neyse ki savcı takipsizlik kararı vermiş.

Çalıştayda “Akademik Yayıncılık Kalitesi, Açık Erişim, Tekrarlanabilir Araştırma” başlıklı bir konuşma yaptım. Bütün konuşmalar canlı olarak yayınlandı ve kaydedildi ama henüz kayıtları yayınlanmadı. Yayınlandığında bu yazıya ekleyeceğim. Konuşmamın slaytları ve konuşma için hazırladığım notlar aşağıda.

Bu yazının geri kalanını okuyun

Reklamlar

TÜBİTAK’tan e-kitap proje çağrısı

TÜBİTAK bir hafta önce üniversite düzeyindeki derslere yönelik e-kitaplar hazırlanması için bir proje çağrısı yayınladı. Çeşitli fen ve matematik dersleri için hazırlanacak e-kitapların animasyon, simülasyon ve etkileşimli yazılımlarla desteklenmesi isteniyor. Proje kapsamında üretilen e-kitaplar açık erişimli malzeme olarak herkesin kullanımına sunulacak.

TÜBİTAK kitabın üretim masrafları (etkileşimli uygulama, video, animasyon, simülasyon hazırlama gibi) için 120 000 TL’ye kadar destek veriyor. Ayrıca kitap için 50 000 TL’ye kadar telif ücreti verilecek; bu ücret yazarlar arasında paylaşılacak.

Desteklenecek dersler:

  • İstatistiğe giriş 1-2,
  • organik kimya,
  • organik kimya (diğer bölümler),
  • mikro ekonomiye giriş,
  • mikro ekonomi 1-2,
  • eğitim bilimlerine giriş,
  • temel kimya,
  • genel kimya 1-2,
  • makro ekonomiye giriş,
  • makro ekonomi,
  • malzeme biliminin temelleri 1-2,
  • diferansiyel denklemler,
  • genel biyoloji 1-2,
  • temel lineer cebir,
  • lineer cebir
  • kalkülüs 1-2,
  • muhasebe 1-2,
  • sosyolojiye giriş,
  • bilişim teknolojileri,
  • bilişim teknolojileri uygulamaları,
  • fizik 1-2,
  • statik-mukavemet.

Başvuru sürecinin ayrıntıları ve şartnameler burada. Proje başvuruları için son tarih 14 Haziran. Başvuruda kitabın örnek iki bölümünün yayına hazır olarak (konu sonu soruları ve çözümleri, kaynakça ve dizin dahil olmak üzere, sayfa düzeni tam olarak) teslim edilmesi gerekiyor. Kabul edilirse, 18 ay içinde bitirilmesi şart.

Şartnamede kitapların EPUB3 formatında olması isteniyor. Etkileşimli uygulamalar ise HTML5 ile hazırlanmalı. Çok şey isteniyor, bir tek yazarın altından kalkabileceği gibi bir iş değil.

Kitapların kapsamı her konu için ayrı ayrı belirtilmiş. Doğrusu bu kapsamda ve bu kadar zengin içerikli kitaplar üretmek için 18 ay pek yeterli gibi gelmedi bana. Üç beş kişilik bir grupla yazmak lâzım, o zaman da bölünen telif ücreti teşvik edici olmaktan çıkabilir.

Yine de iyi bir girişim; çok güzel ve yararlı kitaplar üretilmesine vesile olabilir. Ders kitabı yazma isteğiniz varsa, başlamak için iyi bir zaman.

Çok atıf istiyorsanız matematiği az tutun!

Kutsal inek haline gelen atıf sayılarını komik hale düşüren her habere bayılıyorum. Scientific American bloglarında Evelyn Lamb yazmış: Bilimciler de bizim gibi! (Onlar da denklemleri sevmiyorlar.)

PNAS’da yayınlanan yeni bir çalışma, ekoloji ve evrimsel biyoloji yayınlarında matematiksel içeriğin atıfları nasıl etkilediğine bakmış. Ayrıntısına girmeyeyim; sonuçta görmüşler ki sayfa başına bir denklem fazla koymak atıfları %28 oranında azaltıyor. Ama makalenin sonundaki ek kısmına sürgün edilen denklemler atıf sayısına etki etmiyor. Denklem okumak kimseye çekici gelmiyor tabii.

Biyologların matematikle araları özellikle iyi değildir tabii. Muhtemelen fizikte atıflar böyle düşmez (hatta korelasyon ters dönebilir; az denklemi olan makaleye az atıf gelebilir.) Yine de genel olarak ne kadar az denklem okusak o kadar iyi tabii.

Neyse, bundan sonra az atıf aldığımız için üzülmeyelim, “teorik olduğumuz için bizi anlamıyorlar” deriz biter.

Ders kitapları ve “planlı eskimişlik”

İngilizce eğitim veren bir üniversitede okuyorsanız, muhtemelen büyük uluslararası yayıncıların çıkardığı ders kitaplarını kullanıyorsunuzdur ve fiyatlarına şaşıp kalmışsınızdır. Aslında bize uluslararası edisyonları nispeten ucuz veriyorlar. Tipik bir ABD’li öğrenci bir ders kitabına 100-150 dolar arasında para veriyor, yıllık ders kitabı masrafı 1000 doları bulabiliyor. Eh, o adamlar da parayı sokaktan toplamıyor, bizdeki gibi soluğu fotokopicide de alamıyor (suç, adamı yakarlar!). O yüzden de isyan ediyorlar, “nedir bu kitap fiyatları böyle?” diye.

2005’de yazdığı bir yazıda, Association for Psychological Science’ın eski başkanı, ders kitabı yazarı, profesör Henry L. Roediger cevabı yapıştırmış: Utanmadan gidip kullanılmış kitaplar alıyorsunuz, o zaman yeni kitaplar tabii pahalı oluyor! Daha pahalı olmadığına şaşırın asıl siz.

[Kullanılmış kitap pazarı yüzünden] bir kitabı hazırlatmak, inceletmek, üretmek, pazarlamak ve dağıtmak için birkaç yıl boyunca yüzbinlerce (belki milyonlarca) dolar yatırım yapmış olan ders kitabı şirketi hakettiği kârdan yoksun kalıyor. Yıllarca uğraşan yazar veya yazarlar telif hakkından yoksun kalıyor. Öte yandan, üretime hiç katkısı olmayan kullanılmış kitap şirketleri müthiş kâr ediyor. Bunlar gerçek parazitlerdir, hiç yatırım yapmadan (ve ürüne değer katmadan) kâr ederler ve üreticilere zarar verirler. Buradaki mesele sinema ve müzik ürünlerinin korsanlık sonucu çok ucuza satılmasıyla aynıdır. Bir büyük fark varsa, film ve müzik korsanlığının kanuna aykırı oluşu, kullanılmış kitap satışının ise kanuni oluşudur. (Bu durumu değiştirmek için bazı teklifler yapıldı. Sözgelişi, kullanılmış kitap şirketleri kitapları tekrar satarken yayıncıya ve yazara telif hakkı ödeyebilirler.)

Ders kitaplarının yüksek fiyatı kullanılmış kitap piyasasının doğrudan sonucudur. Bir ders kitabı normalde bir dönem kullanılır ve sonra çoğu öğrenci kitabı kitapçıya geri satar. Böylece bir kitap üç dört öğrenci tarafından kullanılabilir, ama yayıncı ve yazar sadece ilk satıştan kazanç sağlarlar. [Bu yüzden] ders kitaplarının agresif fiyatlandırılması makuldür.

Para hırsından bu kadar gözü dönmüş bir âlim görmemiştim.

Ders kitapları çok mühim, yılların bilgisi ve sınıf tecrübesinden süzülüp yazılıyorlar, onlar olmazsa ders veremeyiz, kabul. Ama bu kadarı da fazla. Kullanılmış kitap satılmasını yasaklayacak elinden gelirse. Utanmasa, “piyasada başka yazarların da ders kitabı var, fiyatlar o yüzden yüksek, tekel olayım o zaman fiyatlar düşer” diyecek.

Yakında “kütüphaneler yayıncılığı öldürüyor” derlerse şaşmayalım. Bu zihniyetin varacağı yer orasıdır.

Yazarların da yayıncıların da ağlamalarına kanmayacak kadar biliyoruz kitap piyasasını. Renkli cicili bicili baskılarla göz boyayıp, bir dönemde kesinlikle bitirilemeyecek kadar şişirilmiş kitapları aşırı fiyatlarla pazarlayıp, bir de iki üç senede bir gerekli gereksiz yeni edisyon yayınlıyorlar.

Basit bir örnek: C programlama dersim için Deitel & Deitel’in “C How To Program” kitabının altıncı edisyonunu kullanıyorum. Para vermedim; yayıncı sağolsun tanıtım nüshası gönderdi (derste kullanmamızın karşılığı bir nevi teşvik). Birkaç sene önce gelen beşinci edisyonla arasında ne fark var? Hiç! Kapağı farklı, orada burada birkaç alıştırma eklenmiş, görünüşle oynamışlar, bazı bölümleri baskıdan kaldırıp internete koymuşlar (değişikliğe dikiz!), hepsi o.

Kitap toplam 1000 sayfa, bunun sadece 500 sayfası C ile alâkalı. Geri kalan 500 sayfada C++ ve OOP anlatıyor. Yani kitabın yarısı kitabı alış amacımızla uyumsuz. Bu yine iyi, beşinci edisyonda Allegro kütüphanesiyle oyun programlama gibi, C öğrenmek için gerçekten çok elzem bir kısım da vardı, şimdi Webe koymuşlar.

Diğer temel ders kitaplarında da durum farklı değil. İki üç senede bir matematik ve fizik kitaplarında lüzumsuz değişiklikler yapar, yeni edisyon hazırlarlar. Onlarca yıldır sabitleşmiş müfredatta ne değiştirebilirler ki? Ancak yeni birkaç problem koyarlar, birkaç yeni “kutu” eklerler, kitapta adı geçen isimlerin kellelerini ve bir paragraflık biyografilerini basarlar, al sana yeni edisyon. Hiç bir şey yapamasalar kitap bölümlerinin yerini değiştirirler. “Pedagojik olarak önce okunması daha uygun“muş — önceki beş edisyonda aklın neredeydi?

Bu öğrenciyle alay etmek değil mi? Böyle davranan yayıncıları haklı görebilir miyiz? Roediger’e göre evet, bu haklıdır.

Ders kitaplarının bu kadar sık yenilenmesi kullanılmış kitap piyasasıyla mücadele amaçlıdır, ve şirketin masraflarını daha da artırır. Sık değişiklik yapmak, kitaplarını sürekli gözden geçirmek zorunda olan yazarları da yıpratır. (Ben de bazen, kitabımın birazcık farklı iki versiyonu olsun da döndürerek yayınlayayım istemişimdir.) Psikolojideki alanların çoğu giriş seviyesi kitaplarda iki üç yıllık revizyon döngüleri gerektirecek kadar hızlı ilerlemiyor. 1950lerin ve 1960ların meşhur ders kitapları sekiz on yılda bir yenilenirdi, ama kullanılmış kitap piyasası yüzünden yeni edisyonlar sıklaştı.

Açıkça söylüyor işte yeni edisyonların ihtiyaçtan değil, cepteki parayı emme amaçlı yapıldığını. İçinden de geçiriyor, söyleyecek yeni bir şeyim olmasın ama sürekli para gelsin.

Yaygın kullanılan bir kitabın yazarının para kazanmak istemesi normal, ama yayıncıların avukatlığını yaparken durup “bu doğru çözüm mü, daha ucuza basamaz mıyız, veya bırakalım kullanılmış alsınlar, ne olur ki?” diye düşünmemesi anormal.

Roediger yazısına gelen yorumlara daha sonraki bir yazıda cevap veriyor:

Bazıları kullanılmış araba ve kullanılmış kitap benzetmesi yaptılar… Otomobil üreticilerinin becerdiği yıllık eskimişlik stratejisini belki yayıncılar da değerlendirmeli. Araba şirketleri her yıl çok küçük değişikliklerle yeni model çıkarıyorlar, bu da önceki modellerin değerini büyük miktarda azaltıyor. Belki ders kitabı yayıncıları da bunu yapmalı, kitaplardaki değişiklikler (arabalardaki gibi) çok küçük bile olsa.

“Planlı eskimişlik” (planned obsolescence) modelini kitaplara, kültüre ve öğrenmeye uygulamayı düşünebilen bir kafayı mazur gösterecek pek birşey bulamıyorum.

Şimdi bunlar dürüst, ahlâklı yayıncılar oluyor da, library.nu ve diğer kitap paylaşım siteleri hırsız oluyor öyle mi? Haydi canım!

library.nu – Kapanan bir siteye ağıt

Son aylarda dosya paylaşma siteleri yoğun bir baskıya maruz kaldı, bazıları açılan davalar sonucunda kapanmak zorunda kaldı. Eskiden gigapedia.org olarak bilinen library.nu sitesi de bu baskılara kurban gitti.

library.nu özellikle akademik kitapların paylaşımı için kullanılıyordu. Ders kitapları, kenarda kalmış incelemeler, baskısı tükenmiş, veya yeni çıkmış kitaplar. Matematik, fiziki bilimler, tarih, beşeri bilimler, bilişim,.. aklınıza ne gelirse her konudaki yüzbinlerce kitabın pdf veya djvu dosyasına library.nu‘dan ulaşmak mümkündü.

Aslında epeyce önlem almışlardı: Dosyalar megaupload veya ifile.it gibi sunucularda saklanıyor, library.nu buralara link sağlıyordu. Sitede dosya bulunmadığı için herhangi bir yayın hakkı ihlali yoktu. Site ilk bakışta bir “kitap incelemesi” sitesi görünümündeydi; linkler sadece üyelere görünüyordu. Buna rağmen akademik yayıncıların hışmından kaçamadılar.

library.nu‘nun kepenk indirişi beni çok üzdü. 2007’de varlığını öğrendiğimden beri ders hazırlığı, araştırma, veya sadece merak için oradan pek çok kitap indirdim. Ne yazık ki alabildiğim kadarını geri veremedim, çünkü başka yerde olup library.nu‘da mevcut olmayan bir kitap göremedim.

Bu kitapların bazıları çok eski, baskısı tükenmiş, ve talep olmadığından tekrar basılmıyor. Bazıları tersine çok yeni; neredeyse çıkar çıkmaz webe “düşmüş”. Bazıları aşırı pahalı; kişiler için değil kütüphanelerde referans olarak bulunsun diye yapılmış. Bazıları o kadar dar bir alana yönelik ki edinmesi çok zor, kütüphanelerin çoğunda bulunmuyorlar bile.

Şüphe yok, library.nu kitap korsanlığına yataklık eden bir siteydi, ve yürürlükteki yayın hakkı yasalarına karşı geliyordu. Buna rağmen çok kıymetli bir iş yapıyor, önemli bir boşluğu dolduruyordu. Kitapçısı az, kütüphaneleri zayıf, alım gücü düşük ülkelerde yaşayan araştırmacıların muztarip olduğu eşitsizlikleri biraz da olsa azaltmaya yardımcı oluyordu.

Yine de hayat boşluğa tahammül etmez; yakında başka bir isimle yeni bir library.nu çıkar. Belki şunlardan biri boşluğu doldurur:
http://en.bookfi.org/
http://www.libgen.info/
http://avaxhome.ws/ebooks
http://lib.org.by/
http://free-books.us.to/
http://bib.tiera.ru/
http://gendocs.ru/ (Arayüz Rusça ama arama yapabilirsiniz)
http://librarypirate.me (torrent)


library.nu ardından yazılanlardan bir demet:

Christopher M. Kelty, “The disappearing virtual library”
Alan Toner, Library Closure of Type .nu
Glynn Moody, “Why Ebook Portal Library.nu Differed From Other Filesharing Sites”
Sayamindu Dasgupta, “The shutdown of library.nu”

Bilim Teknik’de eski hamam eski tas

Ah ah! Evrim sansüründen sonra kızılca kıyamet kopmuş, TÜBİTAK geri adım atarak Bilim Teknik’in editörünün işine devam edeceğini duyurmuştu. Bütün bu gürültüden sonra bu ayki Bilim Teknik’in kapağında Darwin’i görmeyi bekliyordum. Heyecanla gazeteciye koştum. Heyhat! Kapağı bırakın, içinde bile Darwin ve evrim üzerine bir yazı yok. Anlaşılan “büyüklerimiz” olayı örtbas etmiş, gerekli kişilere yeterli azarı çekmiş ve olayı kapatmış. Bundan sonra TÜBİTAK’dan evrime dair bir yayın beklemek saflık olur.

Paramı Bilim Teknik’e harcayıp ziyan etmedim. Neyse ki şimdi NTV Bilim var. İnadına güzel yazılar çıkarıyorlar. Nisan sayısında “150. yılında Evrim Kuramı” başlıklı bir dosya hazırlamışlar. Başvuru kaynağı olarak muhafaza etmeye değer bir sayı olmuş.

Bilim-Teknik Yayın Yönetmeni: Sansür gerçek

TÜBİTAK’ın Darwin sansürü hakkında yeni haberler hızla birbirini takip ediyor. TÜBİTAK’ın resmi açıklamasının ardından sular durulur gibiydi. Ömer Cebeci Genel Yayın Yönetmeni’nin arkadan işler çevirdiğini ve önceden kararlaştırılmış kapağı ve yazıları alelacele değiştirdiğini iddia etti. Daha sonra diğer TÜBİTAK bilim kurulu üyeleri bir yanlış anlamanın söz konusu olduğunu, sansür falan olmadığını, olanlara çok üzüldüklerini söylediler (herkesin yüreği pek yufka — hemen üzülürler). Bu yazının geri kalanını okuyun

TÜBİTAK’a tepkiler

TÜBİTAK’ın Darwin sansürü genelde bilimsel tartışmalarla pek ilgilenmeyen medyamızda epeyce irdelendi. Bütün linkleri buraya koymam imkansız, ama gazetelerin internet arşivleri emrimize amade bekliyor. Ayrıca TÜBİTAK’ın kendi sitesinde de “Basında TÜBİTAK” başlığı altında bu haberler toplanıyor. Bu yazının geri kalanını okuyun

TÜBİTAK’ın bilim sansürü

Sonunda gerçekleşti: TÜBİTAK Bilim Teknik dergisinin Darwin özel sayısı TÜBİTAK başkan yardımcısı tarafından engellendi. Bu yazının geri kalanını okuyun