Blog Arşivleri

Anaokulunda din dersleri

Hayatımızı tamamen din kurallarına göre düzenliyorlar. Gizli saklı da değil, göstere göstere, gitgide artan bir tempoda. İslamın baskıcı, saldırgan, boğucu atmosferi her yerimize sıvaşıyor. Cahil bir hatibin şahlandırdığı kasaba taassubu aile düzenimize, kadın erkek ilişkilerine, özel hayatımıza, yiyip içtiğimize, giydiğimize bile burnunu sokuyor.

Milli Eğitim Şurası yapılmış. Düzenli olarak çocukların aklını nasıl mahvedelim, zihinlerini çalışmaz hale getirelim diye düşünenler iki parlak (!) fikir yumurtlamışlar. Birincisi, karma eğitimi kaldıralım, öğrencilerin öğretmenleri bile karşı cins olmasın. İkincisi, din eğitimini daha da erken başlatalım, anaokulunda din eğitimi verelim.

Karma eğitimi kaldırma isteği, gündem dışı olduğu için komisyonda kabul görmemiş. Ama bu önemli değil, çünkü yobaz takımı uzun süredir bu isteği dillendirip duruyor. Bildiğimiz taktik: Önce acaip bir şeyi ortaya atarlar, haa huu deriz, çekilirler, bir zaman sonra tekrar ısıtıp getirirler. Bu arada yandaşlar fikri beğenmiş olur, muhalifler de “off, belliydi zaten geleceği” yılgınlığına girerler. Fevri tepkimiz sönmüş olduğu için durumu kabulleniriz. Saman alevi gibi olan öfkemizi nasıl idare edeceklerini biliyor yobazlar.

Nitekim din eğitiminin ilkokul bire, hatta anaokuluna indirilmesi Şura’nın ilgili komisyonunda kabul edilmiş. Biz de bu fikre alışmıştık zaten çoktan. Ha ilkokul dörtte, ha anaokulunda, ne farkeder değil mi?

Şura’nın organizasyon yapısını ve kararların bağlayıcı olup olmadığını bilmiyorum, ama bunlar yapılacak, orası kesin. Şura’nın açılışında Tayyip Erdoğan “anaokulundan itibaren hayat tarzı sunacaklarını” söylemişti. Lafın önünü ardını şekerleyerek söylemiş olsa da, amaçlananın ne olduğu açık.

Aynı konuşmada eğitimin kendi iktidarları öncesinde insan formatlama aracı olarak kullanıldığını da söylemiş. Kendisinin en rezilane şekilde işlediği kabahatleri başkalarına yükleyerek şikayet etmek âdetidir. Nasılsa meydan boş, karşısına çıkıp konuşabilecek kimse yok.

Din dersi diye değil de “değerler eğitimi” diye kabul edilmiş o ders. Teklifi veren Eğitim Bir Sen denen örümcekli örgüt memnun, “zaten din eğitimidir o” diyorlar. Sahiden de öyle, kendi tecrübemden biliyorum. Küçük oğlum anaokuluna giderken “değerler dersi” diye birşeyleri vardı. Biz istemediğimiz için katılmıyordu o derse. Haliyle etik felsefesi anlatacak değillerdi, din propagandası ve peygamber hikayeleri anlatıyorlardı.

Ben istemiyorum çocuğumun böyle bir ders almasını, ne olacak? Tayyip Erdoğan açılış konuşmasında “başkalarının değerlerine saygının öğretilmesi gerektiğini” söylemiş. Benim değerlerime göre de küçük çocuklara din eğitimi verilemez. Çocuk aklı erdiği zaman öğrenir, istediği yolu seçer. Benim değerlerime saygı duyuyorsan böyle bir dersi dayatmazsın.

Teklif tartışılırken bir komisyon üyesi küçük çocukların soyut düşünme kabiliyetinin gelişmediğini, o yüzden Allah, cennet, cehennem gibi kavramları öğretemeyeceklerini söylemeye yeltenmiş. Hemen saldırmışlar “sen Allah’ı mı tartışıyorsun? Bu görüş değil dinsizlik!

Yobazlarla bilimsel, rasyonel tartışma yapılamaz. Yobazlıklarına yapılan en küçük bir itirazı bile “sen dinsiz misin” diye karşılık verirler.

Evet, Allah’ı tartışıyorum, var mı diyeceğiniz? Allah’ın varlığına dair ispatın varsa göster, yoksa beni ve çocuğumu rahat bırak.

“Mutedil” müslümanlar da eriyecek böyle. Müslümanım diyen ama başını örtmeyen, çocuğuma dinimi evde öğretirim diyen, namaz kılmayan, karma okula giden, işyerinde kadın erkek beraber çalışan, plajda mayoyla güneşlenenler “bu dine aykırı, sen dinsiz misin?” dendiğinde ne cevap vereceklerini düşünsünler. Taassubun sonu yok, bir yobazdan daha yobazı her zaman vardır. Dizginlenmeyen “sen dinsiz misin” sorusu iki kutuptan birine sürükler: Ya Arabistan karanlığına iniş, ya da “evet dinsizim” cevabı.

İşte laiklik tam da bu işe yarıyordu. Devletin ve gündelik hayatın dini kurallara dayandırılamaması kuralı sayesinde “sen dinsiz misin?” sorusuna “sana ne” cevabı verebiliyor, bu kutuplaşma sarmalına girmeyebiliyorduk. Evet, sakat bir laikliğimiz vardı, ve mahalle baskısı yüzünden “sana ne” demek pek kolay değildi, ama şimdiki durumdan daha iyiydi.

“Müslümanlar inançlarını yaşayamıyorlardı” yalanı var ya, asıl şimdi müslümanlar inançlarını yaşayamayacaklar. “İçki içiyorum, camiye gitmiyorum, ama müslümanım, kime ne?” deme hakları kalmıyor. Laiklik bu hakkı veriyordu işte, kıymetini bilmedik, kısır bir başörtüsü tartışmasıyla harcadık gitti.

Peki ben ve benim gibiler şimdi ne yapacak? Küçücük çocuğumun din dersi görmesini istemiyorum, ama tek başıma ne yapabilirim? Hangi çerçevede örgütlenebileceğiz? Laikliğin kıymetini anlamaya başladığımız bu dönemde, eskiden laikliği en çok gündeme getiren parti olan CHP’de mi? Tabii ki hayır. O da iki kutba bölünmüş durumda. Bir tarafta, dinsiz görünmeyeyim diye mutaassıp yığınlara “ben de sizdenim yav” diye göz kırparak üç beş oy kapmaya çalışanlar, öbür tarafta da hiç bir sosyal ve ekonomik programı olmadan eski zartzurtlarla geçinmeye çalışan takozlar. Didişip duruyorlar, ne bize ne de kendilerine faydaları var.

Reklamlar