Blog Arşivleri

Suç işliyorum!

Bir yıl önce Fazıl Say yazdığı ve aktardığı tweetler sebebiyle mahkemeye verilmişti. Bugün mahkeme sonuçlandı ve Fazıl Say 10 ay hapse mahkum edildi.

Yani, inanmadığını söylemek, dinsiz olmak, artık hapisle cezalandırılıyor.

Hakaret makaret hikaye. Gözü olan herkes yazılanlarda hakaret filan olmadığını görür. Şunu artık açıkça öğrenmemiz gerekiyor: Düşünce özgürlüğü hoşa gitmeyen fikirler içindir. Hoşa giden fikirlerin özgürlüğünün korunması zaten gerekmez.

Fazıl Say beş yıl boyunca denetim altında; bu süre içinde “suçunu” tekrarlamazsa, dilini tutarsa, hapse girmeyecek.

Ama diğerleri, siz, ben, aynı keskin kılıcın altında yaşıyoruz. Biz dinsizlikten hüküm giydiğimizde haberlere konu olmayacağız, dünya kamuoyu bizim için imza toplamayacak. Nitekim bugün küçük bir haber daha vardı gazetede: Bir Facebook kullanıcısı, Muhammed’e hakaret ettiği iddiasıyla, alâkasız bir Facebook kullanıcısı tarafından mahkemeye verilmiş ve mahkum olmuş.

“Halkın bir bölümünün benimsediği dini değerleri aşağılama” suçundan hüküm giyenler nedense hep inanmayanlar. Oysa Aleviliği, Hıristiyanlığı, Yahudiliği, veya hiç bir dini benimsemeyenleri düzenli olarak aşağılayanlara, ama gerçekten iğrenç şekilde aşağılayanlara, hiç ceza verildiğini görmüyoruz. Veya şunlara:

Fazıl Say'ın tahrik ettiği masum gençler

Şu yukarıdakiler değil de Fazıl Say’ın söyledikleri suç sayılıp cezalandırılıyorsa, mahkemeler adaletten iyice uzaklaşmış demektir. Aynı suçu şimdi de ben işliyorum. “Suçu ve suçluyu övmek” suçunu yukarıda işledim zaten; bir de dinsizlik suçu işleyeyim.

Hiç bir dine inanmıyorum. Başkaları neye inanırsa inansın, ben onlarla aynı şeye inanmak zorunda değilim, susmak zorunda da değilim.

“İnanca saygı” denen şey kabul etmek ve susmak değil, kimseye inancından ve düşüncelerinden dolayı zarar vermemektir. Yani “saygı” bekleyenlerin yaptığının tam tersidir.

Tanrı/Allah/Yehova/Zeus/Odin/Brahma yoktur, din yalandır.

Madem Ömer Hayyam şiirlerini aktarmak suç, o da eksik kalmasın. Sabahattin Eyuboğlu’nun çevirisinden.

Dilerim ölünce şarapla yıkanayım
Şarap şiirleriyle talkınlanayım
Mahşer günü arayan olursa beni
Meyhanenin önündeki topraktayım.

Benden Hayyam’ a selam söyleyin demiş peygamber;
Sözlerimi yanlış anlamışsa çiylik eder:
Ben şarabı herkese haram etmiş değilim ki
Hamlara haramdır, doğru, ama olgunlar içer.

Bu dünyadan başka bir dünya yok, arama;
Senden benden başka düşünen yok, arama!
Vaz geç ötelerden, yorma kendini:
O var sandığın şey yok mu, o yok arama!

Şarabım, kasem, sevgilim, bir de çimen;
Bırak bana bunları, al cenneti sen.
Cehennemmiş, kuru laf bunlar:
Kim gitmiş cehenneme, kim dönmüş cennetten?

Seccadeye tapanlar eşek değil de nedirler?
Küfelerle riya çamuru yüklenirler gezerler.
İşin kötüsü, din perdesi arkasında bunlar,
Müslüman geçinirken gavurdan beterdirler.

Sen sofusun, hep dinden dem vurursun;
Bana da sapık, dinsiz der durursun.
Peki, ben ne görünüyorsam oyum:
Ya sen? Ne görünüyorsan o musun?

Dert çekme boşuna, hep gül de yaşa;
Zulüm yolunda hakkı bul da yaşa;
Sonu yokluk madem bu dünyamızın
Yok bil kendini, özgür ol da yaşa.

Putların, Kabenin istediği: Kölelik;
Çanların, ezanın dilediği: Kölelik;
Mihraptı, kiliseydi, tespihti, salipti
Nedir hepsinin özlediği? Kölelik.

Ek: Yukarıda “Düşünce özgürlüğü hoşa gitmeyen fikirler içindir” yazdığımda elbette orijinal bir söz etmediğimin farkındaydım. İşin komiği bu sözü daha bir ay önce, “Türkiye’de İfade Özgürlüğü” konulu (fantastik edebiyat konferansı olsa gerek) toplantıda Adalet Bakanı da söylemiş:

Hoşa gitmeyen, rahatsızlık veren, hatta şoke eden fikirlerin, en az zararsız ve etkisiz gibi görülen, makul ve makbul sayılan fikirler kadar hoşgörüyle karşılanması gerekir.

Ardından Yargıtay başkanı:

İfade özgürlüğü sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız görülen veya ilgilenmeye değmez bulunan haber ve düşünceler için değil aynı zamanda aleyhte olan, çarpıcı gelen ve rahatsız eden düşünceler için de uygulanmalıdır. Bunlar, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleri olup, bunlar olmaksızın demokratik toplum olmaz.

Ben ne söylerim, tamburam ne çalar?

Tabii standart sığınak, “efendim yargıçlar bağımsızdır, biz karışmayız”. Bunun gerçek olmadığı, yargının bütünüyle hükümetin denetimine girdiği biliniyor. Özel emir göndermeye gerek yok artık; başbakanın söylediği sözlerin tonuna bakarak hüküm veriliyor.

Göstermelik olarak kapatırlar bu işi nasılsa. Meselâ Yargıtay kararı bozar, görüntü kurtarılır. Ama Fazıl Say gibi tanınmış olmayan insanlar ne olacak? Onların tepesindeki mahalle baskısı sopası kalkacak mı?

Reklamlar