Blog Arşivleri

“Evrimi tabii sansürleyeceğim, yukarıda Allah var”

A. K. partisinin bilim düşmanı beyanlarının en yenisi çiçeği burnunda Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’dan gelmiş.

Aslında özellikle yapılmış bir beyandan ziyade laf arasında geçmiş bir söz, ama iyi bir zihniyet fotoğrafı sağlıyor. Aktarılan habere göre, protestocu öğrencilerle konuşan bakan, öğrencinin “Evrimi ve bilimi savunduklarını, üniversitenin bilim üreten kurumlar olması gerekirken gerici tahakkümün her geçen gün üniversitelerde yaygınlaştığını” söylemesi üzerine “Evrimi tabii ki sansürleyeceğim. Sen evrime mi inanıyorsun? Maymundan mı geldin? Yukarıda Allah var.” cevabını vermiş.Görsel

Bugünkü bir habere göre, bakan konuşmayı doğruluyor: “Kız arkadaşı evrim teorisine karşı oluşumuzu eleştirdi. ’Kâinatı ve insanı yoktan yaratan Allah. Allah insanı yaratmaktan aciz değil ki, atamız maymun olsun’ dedim.

Evrimin insanın atasının maymun olduğunu söylediğini zannetmek zaten cahillik, ama geçelim. Bu mantığa göre, bakanın bir anne-babadan doğmamış olması lâzım, yoksa Allah onu yaratmaktan aciz demektir.

Bakan Kılıç birkaç gün önce, gençlik kamplarının karma yapılmaktan çıkarılması hakkında “Bakan olarak kampları kız ve erkek birlikte yapmak gibi bir mesuliyetim yok” demiş, kız ve erkeklerin yataklı trenlerde beraber götürülmesinden rahatsız olduğunu söylemişti. (Bu beyan hakkında da uzunca yazılabilir ama yerim yok.)

Oysa, Kılıç’ın “elbette sansürleyeceğim” demesinden iki hafta öncesinde pastacılıktan sorumlu “bilim milim” bakanı Nihat Ergün bir röportajda evrimi sansürlemediklerini söylemişti. Birisi yalan söylüyor, ama kim?

Ergün röportajda ayrıca Türkiye’de “Darwinizm’in inanca dönüştürüldüğünü” söylemiş. Müslüman ve Hıristiyan yaratılışçılar bu lafa bayılır. Bu şekilde, ispatlanmış bir gerçeğin savunulmasını “inanç” şeklinde yaftalayıp, sanki sadece rakip bir dinmiş gibi göstermeye çalışırlar.

“Darwinizm” zaten yanlış bir terim, çünkü evrimsel biyoloji Darwin’in attığı temeller üstünde yükselse de, artık çok daha kapsamlı bir birikime sahip. Evrim teorisine “Darwinizm” demek, dinamik bilimine “Newtonizm” demek kadar garip bir ifade. Ama yaratılışçılar bunu seviyorlar, çünkü evrimi bir kişinin öylesine kafasından attığı bir faraziye olarak yutturmalarına yardımcı oluyor.

Bir bilimsel teorinin inanç olduğunu söylemek, inanç kelimesini anlamsızlık derecesinde genelleştirmektir. İnanç ve iman basitçe, hakkında hiç bir delil bulunmayan şeylere inanmaktır. İnanç sahipleri sabit fikirlidirler, inandıklarına aykırı delillere bakarak fikirlerini değiştirmeyi reddederler. Grup olarak, inandıkları şeye inanmayanların canını almaya hazırdırlar. Bunların hiç biri bilimsel teorilere “inananlarda” görülmez. Darwin kendi adına bir din kurmamış, kendisine inanmayanları cehennem ateşiyle korkutmamıştır. Bilimciler aralarında mezhep savaşı yapmaz, yaratılışçıları kazığa bağlayıp yakmazlar.

TÜBİTAK başkanının bir sene önce göreve başlarken “Türkiye’nin birliğe ihtiyacı var. Uçak füze diyoruz. Bunlara odaklandık. Evrim teorisine inanan var inanmayan var. Birlikteliğe daha çok ihtiyacımız var.” demesini ve Bilim-Teknik dergisinde dört sene önceki Darwin sansürü rezaletini de resme eklediğinizde manzara çok açık.

Türkiye bilime ve bilimsel eğitime hiç bir şekilde inanmayan, kafaları çağın tamamen gerisinde, görünüşte yükseköğrenim diplomalarına sahip ama modern bilimsel düşünceden nasibini hiç almamış radikal dinci bir grup tarafından yönetiliyor. Fikir özgürlüğü zaten yok; yakında bilimsel gerçeklerin ifadesini de açıkça yasaklamaları ihtimal dahilinde.

İyi ama, bu ülkede üç kuşaktır belli bir ilerlemeci zihniyetle eğitilmiş, nitelikli okullarda çağdaş bilimsel eğitim almış insanlar var. Az da olsa, köklü ve bilimsel gelenekli üniversitelerimiz var. Bu insanlar, bu üniversitelerin mensupları, nitelikli biyologlar bu gidişata karşı çıkacaktır, protesto edecektir, değil mi?

Çok beklersiniz. Buyrun, en iyi üniversitelerden birinin seçkin profesörlerinden birinin seminer başlığına bakın, rüzgâra göre yelken açmak nasıl olur görün.

boun_seminerdouble_facepalm

Bunda ne var diyenler olabilir, açıklayayım. Bilimsel bir konuşmada dini elementler sanki ispatlanmış gerçeklermiş gibi sunulamaz. “Tanrı’nın insanı yarattığı dil” gibi bir ifade bilim dışı olmakla kalmaz, bilime aykırıdır, çünkü bırakın insanı yaratmış olmasını, Tanrı diye bir şeyin var olduğuna dair hiç bir delil yoktur.

Dini söylemler bilimi çürütür. Bir adım sonrasında gelecek şey şudur: “Deney filan yapmadım ama rüyamda peygamber bana böyle söyledi, itirazı olan?

(Aklınıza “tanrı parçacığı” geldiyse, o isimlendirmenin kitap satışlarını artırmaya çalışan bir yayıncının halt etmesi olduğunu bilmelisiniz. Leon Lederman’ın bir türlü tespit edilemeyen Higgs bozonu hakkında yazdığı kitabın başlığı “allahın belası parçacık” (the goddamn particle) olacaktı, ama yayıncı bu başlığı beğenmeyip değiştirdi. Fizikçiler arasında “tanrı parçacığı” lafı sevilmez.)

Popüler seviyede bir konuşma olsa, dikkat çekici olsun diye yaptı derdik (ki öyle bile olsa yanlış), ama değil, başka bir üniversitede uzmanlara yönelik verilen bir seminer.

Belki profesör “siyasi tartışmalara girmeyeyim, sularına gideyim, proje ödeneklerim kesilmesin, laboratuarım çalışmaya devam etsin” diye düşünmüştür. Ancak, bilimsel düşüncenin özünü feda etme pahasına yapılan araştırmalara bilimi ilerletmek denebilir mi?

En iyi üniversitelerde bu yapılıyorsa, diğerlerinde neler yapılır acaba? İşte bir örnek: Şırnak Üniversitesi “Hz. Nuh ve Cudi Dağı Sempozyumu” düzenlemiş. Aslında besbelli ki din turizminden pay kapmak için böyle bir şey uydurmuşlar. Üniversitelere YÖK araclığıyla gönderilen katılım çağrısı diyor ki (vurgular benim):

Hz. Nuh ve tufan olayı insanlık tarihinin en önemli dönüm noktalarından birisidir

Kur’an’da Hz. Nuh’un gemisinin Cudi dağı üzerinde durduğu bildirilmiş olmasına rağmen, geminin Ağrı dağında olduğu idiaları da mevcuttur. Bu sebeple konunun bilimsel araştırmalar ışığında ortaya çıkarılması bir gereklilik arz etmektedir…

İşte dinle bilimi karıştırırsanız böyle olur. Kuşaklar boyu abartılan yerel mitleri bir jeolojik hakikat zanneder, din kitaplarında yazanları vaka analizi addedersiniz.

triple_facepalm_super

(Parantez açalım: Sevan Nişanyan “Kelimebaz-2” kitabında. Tevrat’taki Ararat kelimesinin genel olarak Doğu Anadolu’daki dağlık bölgenin adı olduğunu yazıyor. Geminin oturduğu yer olarak, Mezopotamya’dan bakınca ilk büyük dağ olan Cudi’yi daha akla yakın buluyor. Sempozyuma Sevan hocayı çağırsalar iyi ederlermiş.)

Konuya dönersek, peki, evrime inanmasınlar, mesele değil. Öyleyse, her yıl grip aşısı olmasınlar, küfre girer. Her yıl yeniden aşı olmanın sebebi, grip vürüsünde doğal seçilimle önceki aşıya dayanıklı yeni bir soy oluşması, başka bir deyişle, virüsün evrimleşmesidir. Evrim yoksa, aşı da olmayınız efendim.

İnanmamakla gerçeği değiştirebiliyorsak termodinamik teorisine de inanmayalım. Devridaim makineleri yapar, kalkınırız.

Hatta:

Screenshot - 03032013 - 06:14:10 PM

Devlet bilim kitabı basmıyorsa ne yapmalı?

TÜBİTAK’ın yirmi senedir sürdürdüğü güzel bir popüler bilim kitapları dizisi var. Bu diziden şimdiye kadar yüzlerce kitap çıktı. Dünyada çok okunan kitapları kaliteli baskı, (genellikle) iyi çeviri ve çok düşük fiyatla Türkçeye kazandırmışlardı. Ancak artık bu seri yok oluyor. Gitgide daha az yeni kitap çıkarılıyor ve baskısı tükenen kitaplar tekrar basılmıyor.

TÜBİTAK katalogunda satışta olan kitapları görebilirsiniz. İlk bakışta epey çok görünebilir, ama çoğu çocuklar ve gençler için. “Yetişkin Kitaplığı” linkinde 50 başlık var, üstelik karton ve sert ciltli baskılar ayrı ayrı listelendiği için, sadece otuz kadar farklı kitap mevcut. Oysa başka bir online kitapçıda bu seriden tam 153 tane kitap görebiliyorsunuz. Çoğu tükenmiş, bulunmuyor.

Bugün gazeteler birdenbire bu tükenmişliği farkediverdiler. Tekrar basılmayanlar arasında gerek Dawkins’in gerek başkalarının evrimsel biyolojiyi işleyen kitaplarının da bulunduğunu görünce “TÜBİTAK evrimi yasakladı” gibi sansasyonel başlıklarla haber yaptılar.

Doğrusu böyle bir şüphe yersiz değil. Darwin yılı olan 2009’da Bilim Teknik’in Darwin’li bir kapak yapmaya yeltenmesi ama TÜBİTAK yönetiminin dergi editörlerini sert bir şekilde engellemesi hâlâ akıllarda.

Daha bir sene önce, TÜBİTAK’ın başına yeni atanan Yücel Altunbaşak, basın toplantısında evrim hakkındaki bir soruya “Türkiye’nin birliğe ihtiyacı var. Uçak füze diyoruz. Bunlara odaklandık. Evrim teorisine inanan var inanmayan var. Birlikteliğe daha çok ihtiyacımız var.” diye kemküm etmişti. (Şurada biraz dalgamı geçmiştim.)

Bu zihniyeti tanıyınca, evrimi anlatan kitaplara özel sansür konduğunu düşünmek makul. Ama yeni baskısı yapılmayan kitaplar arasında evrimle hiç alâkası olmayanlar daha fazla: Depremler (Bruce Bolt), Süpersimetri (Gordon Kane), Rakamların Evrensel Tarihi (Georges Ifrah), Kralın Yeni Usu (Roger Penrose), Kaos (James Gleick), Tüfek, Mikrop, ve Çelik (Jared Diamond), ve daha sayamayacağım birçok kitap.

Burada evrim sansürünün ötesinde bir şey oluyor. Belli ki TÜBİTAK yakında popüler bilim kitapları dizisini tamamen öldürecek, ki bu da A.K. Partisi hükümetinin işine gelmeyen hiç bir şeye devlet desteği vermeme politikasına uygun. Hükümetin temel bilimlere uzun zamandır üvey evlat muamelesi yaptığı da malum, o yüzden bu kitap dizisini de lüzumsuz gördüğünü tahmin edebiliriz.

Yazık. TÜBİTAK’ın bu işlevi çok önemliydi. Kitapların iki-üç bin basıldığı bir ülkede, özel yayıncıların cesaret edemeyeceği kitapların Türkçeye kazandırılmasını sağlıyordu.

Peki bu devletin görevi midir? Bence evet. Yapılması gereken ama kazançlı olmadığı için piyasanın halledemeyeceği işleri üstlenmek devletin işleri arasında. Türkiye gibi bir ülkede kitap basmak bu kategoride bir iş.

Ama şimdi devlete güvenmenin sakıncasını hep birlikte görüyoruz: Devleti yönetenler bir işin “yapılması gereken” sınıfında olmadığını düşünmeye başlayınca, o iş suya düşüyor.

Devlet yapmazsa yapmasın. Biz temel bilimleri okumaya, öğrenmeye, yaymaya devam edeceğiz. Alfa’nın, Metis’in, ve daha birçok özel yayınevinin birçok güzel kitabı var. Bir gün, seksen milyonluk bir ülkede birkaç bin bilim kitabının satılamayacağı kadar pespaye bir duruma düşersek ve yayınevleri artık bunları basmak istemezse, bloglarımızda yazacağız. Türkçe kaynak yoksa, İngilizce kitapları okuyabilecek kadar dil öğreneceğiz. Kimsenin bilgiye ulaşmamıza engel olmasına izin vermeyeceğiz.

Batılılaşmaya çabaladığımız iki yüz yıldan sonra artık bazı şeylerin kök saldığına inanmak istiyorum. Bu koca ülkede Vikipedi, Açık Bilim, Evrim Çalışkanları, Yalansavar gibi bilgi kaynaklarına düzenli katkılar yapabilecek, yeni bilgi siteleri oluşturup büyütebilecek üç beş bin kişi muhakkak vardır. Bu birkaç bin insanı, hiç olmazsa ayda bir kere, ilgisini çeken bilimsel bir konuda birşey yazıp internette yayınlamaya davet ediyorum. Belki topluca karanlığa gidiyoruzdur, ama sessiz sedasız gitmeyelim.

 

“Gerici internet” palavrası

Bu yazı 17 Mayıs 2011 tarihli Radikal Gazetesi’nde Akif Beki tarafından yazılan “Tam Bağımsız İnternet Palavrası” isimli yazıya karşı yazdığım açık mektuptur. Siz de Akif Beki’ye, yazı işlerine cc’leyerek kendi tepki mektubunuzu yazın. Bir de yürüyüş fotosu ekleyin hatta. Sonra blogunuz varsa, attığınız maili, bunun gibi bir açıklama paragrafıyla beraber, blogunuza koyun. SEO için gerekli etiketleri girdikten sonra twitter’dan “Mailimi aldın mı @radikal?” diyerek blog postunuza link verin. Hashtagleri de unutmayın: #BiTiKbasin #BiTiKradikal


15 Mayıs’taki “İnternete dokunma” yürüyüşüne ne yazık ki katılamadım. Ancak gönlüm o gün Taksim’de yürüyen binlerce fiziksel ve elektronik arkadaşımla beraberdi. Bu yürüyüş hakkında 17 Mayıs Salı günü yayınlanan, ifade özgürlüğünden başka birşey istemeyen insanlara apaçık çarpıtmalarla akıl almaz yakıştırmalar yaptığınız yazınızı tiksintiyle okudum.

Size yazılan açık mektupların bir kısmı sizin yeterli bilgi edinmediğinizi ve cahil olduğunuzu iddia ediyordu. Ben cahil olduğunuza inanmıyorum. Eminim ki eylemin nedenlerini ve sansürün ne şekilde uygulanacağını çok iyi biliyorsunuz. Yazınızda cehalet yok, kötü niyetli tecahül ile açık bir yanıltma çabası var. İnternetin özgür olması için yapılan bir eylemi gerici ayaklanmaya benzetmeyi başka bir şekilde açıklamak mümkün değil.

“Filtre seçeneklerinden yararlanıp yararlanmamak kullanıcıların keyfine kalmış, mecburiyet yok” diyorsunuz. Mecburiyet var! “Standart” denen ayar bile bir filtre olacak ve hükümet bu filtreye istediği eklemeleri yaparak sessiz sedasız site bloklayacak, ve bu filtreyi aşmaya yeltenmek suç olacak. Ama siz bunu elbette biliyorsunuz.

“Amaç, seçime giden memlekette yasakçılık marazası çıkarmak” diyorsunuz. Evet ya, seçime giderken maraza çıkmasın diye sessiz olmalıyız. Hükümete seçimden seçime bile hesap sorulmasın. Öte yandan, bu eylem seçimden sonra yapılsa, “Aylar önceden bu belliydi, akılları neredeydi, beğenmeyen seçimde oy vermesin” deyip çıkacaktınız değil mi? Kaldı ki yasakçılık kafadan uydurulmuş değil. Tabii ki biliyorsunuz, halen ALTMIŞ BİN site kapalı, ama bilmezmiş gibi yapmak işinize geliyor.

“Cinsellik ve şiddet dahil her türlü içeriğe limitsiz erişim hakkı isteyenler kadar, belli içerikleri zinhar kendi ekranında görmek istemeyenlerin de hak ve hürriyetleri yok mu?” buyurmuşsunuz. Bu acaip ifade aslında mensubu ve sözcüsü olduğunuz grubun çarpık özgürlük anlayışını özetliyor: “Özgür olmama özgürlüğüm olmalıdır, o yüzden sizin de özgürlüğünüzü kısıtlayacağım.” Belli içerikleri görmek istemeyenler o içeriğin bulunduğu siteye girmezler. Nokta. Çoluk çocuğunun girmesini engellemek isteyenler bilgisayarlarına basit ve bedava bir program kurar, işi bitirir. Bunu da beceremiyorsa bilgisayar filan kullanmasın.

“İllegal yatak odası görüntüleri, kirli şantaj kasetleri, çocuk pornosu dahil, hiçbir içeriğe erişim engellenemezmiş.” Bu sizin uydurmanız. İnternet sansürünü protesto edenler arasında çocuk pornosu veya mahremiyet ihlaline erişme hakkı isteyeni nerede gördüyseniz söylemek zorundasınız, çünkü bunlar bütün dünyada suçtur. Ama aslında böyle birşey yok, değil mi? Tek amacınız iftira atmak.

CHP’nin internet özgürlüğü konusunda masum olmadığı doğrudur. Birçok kişi bu duruma gerek o zaman, gerek bu eylem öncesinde işaret etti zaten. Ama sonuçta CHP bu eyleme katıldı, AKP katılmadı.

İnternet özgürlüğü bir ifade özgürlüğü meselesidir, o da buyurduğunuz gibi “tam bağımsız, kanunsuz ve denetimsiz, başıboş” olur. Hakaret falan gibi bahaneler üretmeyin. Artık biliniyor ki Türkiye’de hâkim zümre hoşuna gitmeyen bir fikir duyduğunda “vay benim inancıma/büyüğüme hakaret ettin” diyerek polisini savcısını vatandaşın üstüne salıyor.

Çok istiyorsanız KENDİ internetinize dokundurun. Ben size vekâlet vermedim; benim adıma izin veremezsiniz. Güneşi balçıkla sıvama çabasıyla, sanki bütün engelli siteler çocuk pornosu veya şantaj filmi içeriyormuş gibi bir intibâ yaratmaya çalışıyorsunuz. Bu tür içerik evrensel bir suçtur; ayrıca engelleme gerekmez. Bugün bloglar (kişisel veya siyasi), YouTube gibi video siteleri, yetişkin porno siteleri, Adnan Oktar’ı eleştiren siteler, hatta richarddawkins.net gibi sadece bilimsel içerik barındıran siteler engellenmiş durumda. BTK engellediği sitelerin listesini vermiyor çünkü biliyor ki bunlar içinde ciddi suçlar içeren siteler devede kulak. Ben bunların evrensel olarak suç sayılmayanlarının hepsine ulaşabilmek istiyorum. Evet, pornolara bile. Burası henüz bir din devleti olmadığına göre karımdan başka kimseye hesap vermeden porno seyretme hakkım vardır.

Hükümetin resmi veya gayriresmi sözcüsü olmayı hayatınızın mânâsı haline getirdiğiniz belli oluyor. Ama bu sefer baltayı taşa vurdunuz ve Radikal’in okur kitlesinde ağırlığı olan internet kullanıcıları gerçek yüzünüzü apaçık gördü. Radikal’e de ciddi bir zarar verdiniz. İki gün öncesine kadar okumaya değer bulduğum tek gazete Radikal’di, ama siz ilişkinizi kesmedikçe Radikal okumamaya karar verdim. Sosyal medyadaki tepkileri okursanız benimle hemfikir çok kişi olduğunu da görürsünüz.

Şimdi bunu fırsat bilip “Bak, hem ifade özgürlüğü diyor, hem de beni susturuyor” diyeceksiniz muhakkak. Sizi ne ben ne de bir başkası susturabilir; biz devlet değiliz. Ben sizin yazılarınız gibi bir “içeriği zinhar görmek istemiyor”um. Sizin mantığınızla bunun için Radikal’i kapatmak gerekirdi; oysa ben sadece başımı çeviriyorum. Gazeteyi okurken sizin sayfanızı çevirip geçmekle de kalamam. İfade özgürlüğüne açık düşmanlık gösteren, baskıcılığı savunan bir troll barındıran bir gazeteyi, geri kalan sayfaları nasıl olursa olsun, satın almam.

Bilim Teknik’de eski hamam eski tas

Ah ah! Evrim sansüründen sonra kızılca kıyamet kopmuş, TÜBİTAK geri adım atarak Bilim Teknik’in editörünün işine devam edeceğini duyurmuştu. Bütün bu gürültüden sonra bu ayki Bilim Teknik’in kapağında Darwin’i görmeyi bekliyordum. Heyecanla gazeteciye koştum. Heyhat! Kapağı bırakın, içinde bile Darwin ve evrim üzerine bir yazı yok. Anlaşılan “büyüklerimiz” olayı örtbas etmiş, gerekli kişilere yeterli azarı çekmiş ve olayı kapatmış. Bundan sonra TÜBİTAK’dan evrime dair bir yayın beklemek saflık olur.

Paramı Bilim Teknik’e harcayıp ziyan etmedim. Neyse ki şimdi NTV Bilim var. İnadına güzel yazılar çıkarıyorlar. Nisan sayısında “150. yılında Evrim Kuramı” başlıklı bir dosya hazırlamışlar. Başvuru kaynağı olarak muhafaza etmeye değer bir sayı olmuş.

Bilim-Teknik Yayın Yönetmeni: Sansür gerçek

TÜBİTAK’ın Darwin sansürü hakkında yeni haberler hızla birbirini takip ediyor. TÜBİTAK’ın resmi açıklamasının ardından sular durulur gibiydi. Ömer Cebeci Genel Yayın Yönetmeni’nin arkadan işler çevirdiğini ve önceden kararlaştırılmış kapağı ve yazıları alelacele değiştirdiğini iddia etti. Daha sonra diğer TÜBİTAK bilim kurulu üyeleri bir yanlış anlamanın söz konusu olduğunu, sansür falan olmadığını, olanlara çok üzüldüklerini söylediler (herkesin yüreği pek yufka — hemen üzülürler). Bu yazının geri kalanını okuyun

Evrim’i vurgulamanın önemi

Dün akşam 24 kanalında Ömer Cebeci Darwin skandalı konusunda beyanat verdi. Olayın bir iç yönetim anlaşmazlığı olduğunu iddia etti. “Bu bir iş kazasıdır” dedi. Nitekim TÜBİTAK’ın basın açıklamasında da aynı durum ifade edilmişti.

Takıldığım iki nokta var. Birincisi, “Sorumlu Yazı İşleri Müdürü ve Yayın Yönetmeninin yetki aşımından kaynaklanan sorunlar” ifadesi. Bir derginin muhtevası konusunda tam yetki ya kimde olacaktı? Yayın Kurulu’nun bir üyesinin bu kadar mikro-idare yapması olağan bir durum mudur? Bu yazının geri kalanını okuyun

TÜBİTAK’a tepkiler

TÜBİTAK’ın Darwin sansürü genelde bilimsel tartışmalarla pek ilgilenmeyen medyamızda epeyce irdelendi. Bütün linkleri buraya koymam imkansız, ama gazetelerin internet arşivleri emrimize amade bekliyor. Ayrıca TÜBİTAK’ın kendi sitesinde de “Basında TÜBİTAK” başlığı altında bu haberler toplanıyor. Bu yazının geri kalanını okuyun

TÜBİTAK’ın bilim sansürü

Sonunda gerçekleşti: TÜBİTAK Bilim Teknik dergisinin Darwin özel sayısı TÜBİTAK başkan yardımcısı tarafından engellendi. Bu yazının geri kalanını okuyun