Outliers (Çizginin Dışındakiler)

Outliers (Çizginin Dışındakiler)
Malcolm Gladwell
Çeviren: Aytül Özer
MediaCat, 2009.

İstatistikte “outlier” terimi diğer veri noktalarının öbeklendiği yerden çok uzağa düşen noktaları belirtir. New Yorker dergisi yazarı Gladwell’in, “outlier” derecesinde başarılı olanları incelediği bu kitabı dünyada epeyce ses getirdi.

Gladwell olaylar arasında ilginç bağlantılar kuran amatör bir sosyolog. “The Tipping Point” kitabı da yaratıcı bir bakış açısıyla yazılmıştı. Olayları teorik şekilde değil, tek tek kişiler üzerinden verdiği örneklerle anlatıyor. Bu üslüp muhtemelen daha fazla okuyucu çekiyordur, ama şahsen bana fazla lafazan geldi. Kişileri ve durumları çok ayrıntılı şekilde tasvir ediyor ve yer yer sıkıcı oluyor. “Outliers”ı ilk olarak İngilizce sesli kitap olarak dinlediğimde sıkıntıdan öleceğimi zannetmiştim. Basılı kitap okumak daha rahat; lafla şişirilmiş kısımları hızla geçebilme imkanı sağlıyor. Yine de, çalçeneliğine rağmen Gladwell’in fikirleri ilgi çekici. Bununla beraber, karmaşık sosyal olguları aşırı basitleştirdiği için eleştiriliyor. Kitabı okurken kendisinin bilimsel ispat yapan bir akademisyen değil, rahat okunurluğa öncelik veren bir best-seller yazarı olduğunu hatırlamakta fayda var.

“Outliers”ın ana fikrini birinci bölümden aldığım şu paragrafla özetleyebilirim:

Outliers‘ta sizi başarıya ilişkin bu tür kişisel açıklamaların işe yaramadığına ikna etmek istiyorum. İnsanlar yoktan var olmaz. Soy sopa ve himayeye bir şeyler borçluyuz…. Nerede ve ne zaman büyüdüğümüz fark yaratır. Ait olduğumuz kültür ve atalarımızdan kalan miras başarı modellerimizi hayal bile edemeyeceğimiz yollarla biçimlendirir.

Gladwell başarılı olmak için olağanüstü çalışmanın ve yeteneğin elzem olduğunu teslim ediyor, ama yeterli olmadığına işaret ediyor. Başarılı insanların hayat hikayelerini dikkatle deştiğimizde, başarılarını karşılarına çıkan fırsatları, veya içine doğdukları ortamlardan aldıkları dersleri iyi değerlendirmelerine borçlu olduklarını görüyoruz. Buna karşılık, üstün yetenekli bazı bireylerin bu tür fırsatlardan yoksun kalarak potansiyellerini gerçekleştiremediklerini farkediyoruz.

Bizim Doğulu bakış açımızla bu büyük bir keşif sayılmaz. Biz çevrenin etkisini kabul ederiz. Hatta kişilerin gayretinin etkisini küçümser, “kader kurbanı” olduğumuzu söyleyip sorumluluktan sıyrılırız. Hakim Amerikan zihniyeti ise bunun tam zıddıdır: İnsanların sadece gayret ve çalışmayla başarıya ve paraya ulaşabileceğini düşünürler, bazen işlerin ters gidebileceğini ve çalışkanlığın yetersiz kalabileceğini kabul etmezler. Fakat şimdiye kadar “Amerikan Rüyası”nın temelini oluşturan bu fikir artık çatırdamaya başlıyor. Çatırdamasının temel sebebi, yüz yıl öncesinin “sokakta satış yapmakla başlayıp milyoner olan göçmen” stereotipini oluşturan fırsatların artık mevcut olmaması. Son iktisadi buhran da bu hayale kuvvetli bir darbe vurdu. “Outliers” bu değişimin yansımalarından biri.

Kitabın ilk bölümü, ABD ve Kanada’da tam bir meritokrasi (liyakate dayalı sistem) sayılan hokey, beyzbol ve futbol seçmelerinde doğum ayı gibi basit bir değişkenin nasıl kritik bir rol oynadığını anlatıyor. Yılın ilk günlerinde doğanlar çocukluklarında takıma seçildiklerinde, yılın sonunda doğanlardan daha uzun süre talim yapma imkanı buluyorlar. Bundan kaynaklanan yetenek farkı zamanla büyüyor ve nihayetinde profesyonel sporcular arasında Ocak-Şubat-Mart doğumlu olanlar çoğunluktayken, Ekim-Kasım-Aralık doğumlu olanlar neredeyse hiç bulunmuyor.

Gladwell ikinci bölümde “10 bin saat kuralı”nı ortaya atıyor ve benzer örneklerle pekiştiriyor. Örneklerden bana çarpıcı gelenlerden biri Bill Gates’in hikayesi. Bill Gates, ailesinin zengin olması sayesinde iyi bir özel liseye gidiyor, ama şansı bundan ibaret değil. Gittiği lise, kermesten elde ettiği parayı ne yapacağını bilemeyip, bir bilgisayar kulübü kurdu. 1968’de üniversitelerin çoğunda böyle birşey yoktu. Kulüp, bir ana bilgisayara bağlantı sağlayan bir terminal satın aldı. Genç Bill Gates zamanının çoğunu bu terminalin başında geçirdi ve programlamayı öğrendi. Bu tutkusu onu daha sonra başka bilgisayar sistemlerine yönlendirdi ve bilgisi aldı yürüdü.

Bu birikimin faydası birkaç yıl sonra ortaya çıktı. Aslında bir oyuncaktan çok farklı olmayan Altair 8800 1975’de piyasaya çıktı, ama birkaç sene sonra başlayan PC devriminin ilk adımını teşkil etti. O dönemde yirmilerinde olan Bill Gates, Steve Jobs, Bill Joy gibi genç isimler bilgi birikimlerini ve girişimciliklerini kullanabilecekleri bir mecra bulmuşlardı.

İşin ilginç yanı, başarıda kişilerin bireysel gayretinden bağımsız birçok faktörün işin içine girmesi. Gerek Bill Gates, gerek diğerleri daha onlu yaşlarında şu veya bu bilgisayar sisteminin başında uzun saatler boyunca çalışma imkanı bulmuşlardı. Bu da tek başına yeterli olmayabilirdi; PCler ortaya çıkmayabilir, bilişim teknolojisi merkezi bilgisayarlardan ibaret kalabilirdi. O durumda bu isimler zengin girişimciler olmaz, en fazla üst düzey yönetici veya programcı olurlardı.

Gladwell, bir işte uzmanlaşmak ve başarılı olmak için yaklaşık on bin saat bilinçli gayret vermek gerektiğine işaret ediyor. Önemli olan nokta, on bin saat zamanınız var mı? Yaşadığınız şartlar, istediğiniz konuda kendinizi geliştirmeniz için size bu zamanı sağlıyorsa olabilir. Beatles grubu meşhur olmadan önce Hamburg kulüplerinde çok yoğun çalışmış, sahne tecrübesi kazanmıştı. Başarılı olmak için gayret göstermek şarttır, ama gayretten önce uygun fırsatın karşınıza çıkması gereklidir ki, bu da aslında şansa bağlıdır.

Kitapta tersine örnekler de mevcut. Üstün zekalı bir grup çocuk 1920’lerden itibaren takip ediliyor, ama tahminin tersine, çok azı hayatta büyük başarı gösteriyor. Zeka tek başına belirleyici değil. “Yeterince zeki” eşiğini aştıktan sonra başarı farkını insanların çalışma arzusu, aile ortamı, kültür mirası ve hatta çağın şartları yaratıyor.

Gladwell’in kitabı, kadercilik ile aşırı bireycilik arasında bir denge bulma çabası. Başarının her ikisine de bağlı olduğunu anlatıyor. Bence kitaptan çıkarılabilecek ders şu: Elindeki fırsatları iyi kullan ve gayretli ol, fakat tevekkülü elden bırakma, çünkü bazı şeyler senin elinde değildir. Başarısız görünenleri de tembellikle veya kafasızlıkla suçlama, çünkü herkesin talihi farklı işler.

Son olarak, kitaptaki “başarı” teriminin profesyonel anlamda kullanıldığına dikkat etmeliyiz; mesleğinde temayüz etmek, kariyer yapmak, zengin olmak anlamında başarı. Şahsen “başarı”yı farklı şekilde tarif etmeye meyilliyim: Hayatta kendisinin ve ailesinin temel ihtiyaçlarını karşılayabilen, çocuklarına mutlu bir yuva verebilen, doğruluk ve dürüstlükle yaşayanlar “başarılı”dırlar. Bu tür bir başarıya hepimiz biraz gayretle ulaşabiliriz, çevremizdeki şartlar ne olursa olsun.

Reklamlar

Kaan Öztürk hakkında

Kaan Öztürk İstanbul’da doğdu. İstanbul Lisesi ve Boğaziçi Fizik mezunu. Rice Üniversitesi‘nde uzay fiziği alanında doktora yaptı. Işık ve Yeditepe üniversitelerinde ders verdi. 2015-2016 döneminde Rice'da ziyaretçi araştırmacı olarak çalıştı. Bugünlerde Sabancı Üniversitesi'nde optimizasyon ve yapay öğrenme konularında doktoraüstü araştırmacı olarak çalışıyor.

20 Kasım 2009 tarihinde Not Defteri içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. Yorum yapın.

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: