“Astrolojinin Bilimle İmtihanı”

Açık Bilim ve Yalansavar‘dan kalem arkadaşım Tevfik Uyar‘ın “Astrolojinin Bilimle İmtihanı” kitabı birkaç ay önce piyasa çıktı. Yaz başından beri bir araştırma bursuyla yurtdışında olduğum için kitabı alamadım, ama Tevfik kitabın bir nüshasını, hem de imzalı olarak bana postalama nezaketini gösterdi. Elime geçer geçmez büyük bir zevkle okuyup bitirdim.

20150918_174254Tevfik’in yazılarını okuyorsanız kalem ustalığına zaten aşinasınızdır. “İmtihan“da ise ustalığını daha da ileri taşımış. İkiyüz sayfalık bir kitabı, akıcı bir düzenleme ve renkli bir üslupla bir çırpıda okumanızı sağlıyor, astronomiden psikolojiye kadar geniş bir yelpazedeki kavramları özünü feda etmeden basitleştirmeyi başarıyor.

Kitabın yayınlanmasının ardından Tevfik medyada epey yer aldı. Kitap incelemeleri yazıldı, yazarla gazete ve TV röportajları yapıldı. Bunların tam bir listesi “İmtihan“ın Facebook sayfasında mevcut. Görülen ilgi sayesinde kısa zaman sonra da kitabın ikinci baskısı yapıldı.

Tevfik ve “İmtihan” bu ilgiyi hakediyorlar elbette. Hem mutlu oldum, hem de bilimsel konulara fazla ilgi gösterilmeyen ülkemizde pek çok güzel kitabın sessizce yayınlanıp aynı sessizlikte raflardan kalktığını bildiğim için şaşırdım. Anlaşılıyor ki Tevfik doğru zamanda doğru işe girişmiş. Belki de artık toplumumuzda eleştirel bakışa hazır, sapla samanı ayırt etmelerine yardımcı olacak kaynaklara ulaşmak isteyen bir kritik kütle oluşmuştur.


Astrolojinin Bilimle İmtihanı” üç bölümden oluşuyor. Kitap ilk bölümde astrolojinin tarihte ortaya çıkışını, yokolmaya yüz tutuşunu, sonra ticari amaçlarla tekrar canlandırılışını anlatıyor. İkinci bölümde daha fazla ayrıntıya giriyor, astrolojinin iddialarını tek tek ele alıp tutarsızlıklarını ve hatalarını gösteriyor. Üçüncü bölümde ise psikoloji araştırmalarından yararlanarak astroloji ve benzeri sahte bilimlere neden bu kadar kolaylıkla inanıldığını inceliyor.

Yıl içinde Dünya Güneş çevresinde dolanırken arka plandaki yıldızlar sabit kalırlar, ve Dünya’dan bakınca Güneş yıl içinde değişik bölgeleri gezer gibi görünür. Eski Mısır ve Sümer zamanından, belki daha da eskiden beri, insanlar Güneş’in ve Ay’ın hareketlerini takip etmişler, nereden doğup nereden battıklarını dikkatle kaydetmişler. Veriye dayanan astronomi bilimi de, hayale dayanan astroloji safsatası da bu gözlemlerden doğmuş. İnsan muhayyilesi, tanrısal bir varlık saydığı Güneş’in, daha küçük tanrısal varlık saydığı yıldız gruplarındaki gezinmesiyle mevsimsel değişiklikleri ilişkilendirmiş. Ara sıra gelen kıtlık, savaş, ölüm gibi beklenmedik olaylar da, ortalıkta serseri mayın gibi dolaşan “gezegen”lerle bağdaştırılmış. Meselâ MÖ 2. binyıldan kalan şu Babil tableti gibi:

“Ab ayında Venüs yükselirse, yağmurlar olacak, kıtlık ve yıkım olacaktır.
Ab ayında Venüs’ün beyaz bir alevi olursa, ülkede kıtlık olacak ya da kral çok güçlü olacaktır.
Ab ayında Venüs ufka doğru karalarak alçalırsa ya da sönük kalırsa, o ay Elam ve ordusu mahvolacaktır.
Ab ayında Venüs yükselir ve bir yıldız kayarsa, kıtlık olacak ya da kral güçlü hale gelecektir.
Ab ayında Venüs görünmezse, kral güçlü olacak ve ülke mutlu olacaktır.”

Bu kehanetler dikkatli gözlemlerden çıkmış değil tabii, bildiğiniz sallama. Günün birinde birisi Ab ayında (hangi aysa artık) Venüs’ün ufkun epey üstünde olduğunu görmüş, sonra tamamen farklı bir meteorolojik sebepten çok yağmur yağıp ekini mahvetmiş, ondan sonra “demek ki Venüs yükselirse yağmur, kıtlık, felaket!” diye genellemiş. Aynı “yersiz genelleme” yanılgısı hâlâ her gün karşımıza çıkmıyor mu? Meselâ 1999 depreminden birkaç gün öncesine bir güneş tutulması denk geldi; o gün bugündür güneş tutulması zamanlarında yersiz deprem yaygaraları koparılıyor. Bunun gerçekle alâkası yok tabii; tek veri noktasıyla böyle bir sonuca varılamaz. Nitekim uzun dönemli verilere bakıldığında depremle güneş tutulması arasında bir ilişki olmadığı görülüyor. Ama insan zihni olgular arasında bağlantı kurmakta o kadar iyi ki, olmayan bağlantıları bile hayal etmekten kendini alamıyor. Üstelik, yanlışı gösterildiği zaman bile bu hayalinden vazgeçmiyor.

Bilişsel yanlılık (cognitive bias) dediğimiz bu düşünme hataları, astroloji ve benzeri sahte bilimlerin “akla yakın” gelmesinin ve kolaylıkla yayılmasının en önemli sebebi. Bu yanılgılar bir değil, iki değil, pek çok. Yani, o çok övündüğümüz zihnimiz aslında hatalı, bozuk, güvenilmez bir makine. Bu hatalardan kaçınmanın tek yolu, varsayımlarımızın hangi somut delillere dayandığını sorgulamak ve sağlam mantık kuralları ile düşünmeye kendimizi zorlamak.

Düşünme hataları kitabın en önemli temalarından biri. Tevfik astrolojinin yanlışlığını göstermekle, yani sineği öldürmekle kalmıyor, bataklığı kurutmak için ne yapmamız gerektiğini de anlatıyor. Sahte bilimler, hurafeler, şarlatanlıklar ve aldatmacalar bilişsel yanılgılarımız sayesinde tutunabildiğine göre, bu yanılgıların ne olduğunu anlamak ve kendimizi bilerek önlem alabilmek çok önemli. Bir evrimsel kalıntı olan yanılgılar istisnasız hepimizin zihnini kirletiyor, ama dikkatli düşünmeye gayret edenler bunların etkisini azaltabiliyor.

Her türlü işte başarılı olmak için bir öğrenme sürecinden geçmenin şart olduğunda hemfikirizdir. Okumayı, yazmayı, resim yapmayı, hatta yürümeyi bile öğrenmemiz gerektiğini, bunun için çaba harcamanın lüzumlu olduğunu biliriz. Ama nedense düşünmenin kendisini öğrenmek ihtiyacı hissetmiyor, aklımıza gelen ilk şeyi doğru kabul ediyor ve sonra bu kabulümüzü cansiparane savunuyoruz. Oysa psikolojik araştırmalar, edindiğimiz kanaatlerin ne kadar rastgele olduğunu bize gösteriyor: Birkaç saniye önce görüp duyduklarımız, yorgun veya dinç oluşumuz, aç veya tok oluşumuz, kanaatlerimizi belirlemekte ağırlıklı rol oynuyor. Rasyonelliğimiz ise kısık sesli utangaç bir çocuk gibi, hemen köşesine çekilip susuveriyor.

Tevfik bütün bu maluliyetlerimizi, bilimsel çalışmalara dayanarak ortaya seriyor ve astroloji örneği üzerinden aklımızı nasıl kösteklediklerini anlatıyor. Düşünmeyi öğrenmek, tepkiyle acele yargılara varmaktan kaçınmak, ve utangaç rasyonelliğimize söz hakkı verebilmek için böyle kitapların artmasına ihtiyacımız var. “İmtihan” Türkçe eleştirel düşünce literatürünü zenginleştiren bir eser olmuş. Benzerlerinin artmasını iple çekiyorum.

Reklamlar

Kaan Öztürk hakkında

Kaan Öztürk İstanbul’da doğdu. İstanbul Lisesi ve Boğaziçi Fizik mezunu. Rice Üniversitesi‘nde uzay fiziği alanında doktora yaptı. Işık ve Yeditepe üniversitelerinde ders verdi. 2015-2016 döneminde Rice'da ziyaretçi araştırmacı olarak çalıştı. Bugünlerde Sabancı Üniversitesi'nde optimizasyon ve yapay öğrenme konularında doktoraüstü araştırmacı olarak çalışıyor.

19 Eylül 2015 tarihinde Safsata içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. 1 Yorum.

  1. güzel yazı elinize sağlık

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: