Yılbaşını kutlamak kültürümüze miss gibi uyar

Mutlu yıllarYıllardır hep süregelen bir zırıltı vardı da, böyle yaygara görmemiştim hiç. Yok yılbaşı kutlamak kültürümüze uymazmış, yok yabancı adetmiş, yok müslüman ülkede yabancıların adeti olmazmış. Okullara talimat göndermeler, cuma hutbeleri okutmalar, el ilanı dağıtmalar, maşallah dört koldan propaganda muharebesi başladı.

Nasıl uymuyormuş yılbaşı kutlamak kültürümüze? Basbayağı da kültürümüzün bir parçasıdır.

Yok, bahsettiğim şey Orta Asya’da Türkler çam süslermiş gibi yakıştırmalar değil. Öyle olsa da bana ne? Orta Asya’nın eski Türkleriyle ne ortaklığım var da buna sığınayım. İhtiyacım da yok, çünkü yılbaşı kutlamak kendimi bildim bileli bizim kültürümüzün bir parçasıdır. Kimse bunu unutturamaz, yok sayamaz.

Yüz yıldır bu ülkede insanlar yılbaşı geceleri özel şeyler yaparlar. Kimisi gazinoya gider, kimisi dağ otellerinin özel programına. Para harcamak istemeyen çıkar sokaklara, üşüye üşüye arkadaşlarıyla güler oynar. Sokağa çıkmak istemeyen evinde oturur, daha bir özenerek sofrasını kurar, eşini dostunu çağırır, tombala oynar, söyleşe konuşa gece yarısını bekler. Çocuklar bile gözlerini açık tutmaya çalışırlar onikiye kadar. Saat onikiyi vurunca ışıklar kapatılır, herkes birbirine sarılır, öpüşür, mutlu bir yıl diler.

Radyoda, televizyonda (eskiden tabii ki sadece TRT) özel eğlence programları olur. Çocukluğumdan hatırlarım, her Aralık’ın son haftası “bu yıl dansöz çıkacak mı?” sorusu ile geçerdi. Sonra seksenlerin ortasında çıktı dansöz (Nesrin Topkapı mıydı?), sonraki yıllarda ise kimsenin umurunda olmadı. Özel TV kanalları çıkınca her birinin ayrı eğlencesi oldu tabii.

Hediyeleşmek vardır, kırmızı don giymek vardır, “yeni yıla nasıl girersen öyle geçer” lafı vardır, hatta artık sinir bozuculuğuyla güldüren “seneye görüşürüz, bir senedir yiyoruz, ehehe” şakaları vardır.

Kültürümüze ait olması için daha ne olması lazım yahu?

Yılbaşı diğerleri gibi bir gün değildir. Bir bitişin, ve yeni bir başlangıcın hatırlatıcısıdır. Ömrümüzün geçişini farkederiz. “Koca yıl nereye gitti” dedirtir. Bir iç hesaplaşma yaparız, yeni kararlar veririz. “Bu sefer farklı olacak, bu sefer değişecek” deriz. Bazen değişebiliriz sahiden, bazen alışkanlıklarımıza yenik düşeriz, önemli değil. Yeni yıl yeni bir fırsattır, yeni bir sayfadır, yeni bir şanstır bizim için. Bu yüzden coşku verir zaten, zengini de yoksulu da mutlu eder.

Ve şimdi taliban müsveddeleri diyor ki, bizim kültürümüzde yılbaşı kutlaması filan yoktur, yapma!

Bir de öyle bir havayla söylüyorlar ki, sanki biz yıllardır yılbaşı neşesini yaşayanlar bir avuç marjinaliz, tek tük kelaynaklarız, ruhunu satmış kimliğini kaybetmiş hainleriz! Yıllardır bir şenlik havasında paylaştığımız yılbaşları hiç olmamış gibi davranmalıyız. Çünkü onlar öyle buyurdu, “kültürümüzde yoh!”

“Sen bildiğin gibi yap, ben kutlamıyorum” da değil, “ben kutlamıyorum, sen de kutlama!” diyorlar, arkasından gelen “yoksa fena olur” tehdidini ses tonlarında açıkça belli ederek. Çünkü madem “kültürümüzde yoh”, demek ki kutlayanlar bir avuç “kanı bozuk” azınlık, yani “sinek gibi ezeriz!”

Bu bir faşizm taktiği, başka bir şey değil. Kendi marjinalliklerini normal göstermeye çalışan bir avuç barbar, seslerinin yüksek çıkabilmesini fırsat bilip bize azınlıkta olduğumuzu, normal sandığımız alışkanlıklarımızın aslında “halkımızın değerlerine” aykırı olduğunu düşündürmeye çalışıyorlar.

Ülkenin kanını emen karanlık yuvası Diyanet, cuma hutbesinde yılbaşı kutlamalarına “değerlerimizle örtüşmeyen, insan hayatına katkısı olmayan gayrimeşru tutum ve davranışlar” ve “israf” demiş. Diyanet’in insan hayatını sefilleştirmek ve zulme kılıf uydurmak konusunda eşi benzeri olmayan katkılarını biliyoruz zaten. Ama benim yılbaşı kutlamama gayrımeşru demek kimsenin haddi değildir. İsrafa gelince, başkanı bir milyon liralık mersedese binen, benim kesemden dünyanın her tarafına camiler yaptırıp imam-müezzin maaşları dağıtan, birkaç bakanlığın toplamından fazla bütçeyi döke saça tüketen Diyanet, benim eğlenceme bakıp israf ahkâmı kesemez. Kendi paramı istediğim gibi harcarım, ona hesap vermem. Asıl o benim paramı harcamasının hesabını versin önce.

“Müslüman yılbaşı kutlamaz”mış. Peki müslüman ne yapar? Sahiden, nedir müslümanın hayatına renk katan şey? Yılbaşını kutlama, sevgililer gününü kutlama, Cumhuriyet bayramını kutlama. Ne yap onun yerine? Hiç. Ot gibi otur öyle, tatsız tuzsuz bir hayat içinde.Sanat günah, müzik günah, kadın erkek sohbet günah, içki zinhar günah! Fazla okuma, dinden çıkarsın. Fazla gezme, gavurlara benzersin. Neşelenmek yok, keyiflenmek yok. Teklif edebildikleri şey ancak, sabaha kadar Kuran oku, erkek korosundan ilahi dinle, Ramazan akşamları fesli işportacıların arasında dolaş. Sadece yılbaşı konusunda değil, modern hayatla ilgili alışkanlıklarımızın hepsine aynı muameleyi yapıyorlar. Karanlık kasaba muhafazakârlıklarının dışında kalan her şeye, kenef duvarı gibi meymenetsiz suratlarıyla standart cevapları: “Milli değerlerimize aykırı!”

Hayır! Kültürümün inkâr edilmesini reddediyorum. Yılbaşını kutlamak bizim bir kültür değerimizdir. Yobazın bunu beğenmemesi beni ilgilendirmez. Ben ona uymak zorunda değilim. O 31 Aralık gecesini diğer herhangi bir gece gibi geçirmek istiyorsa öyle yapsın. Yarı örtülü tehditlerle beni kendi renksiz, tatsız yobazlığına çekemeyecek. Bu yarı-insan güruhunun bağırmaları sizi yanıltmasın. Çoğunluk değiller, kültürün ne olduğunu onlar belirlemiyor. Sadece sessizliğimizden ve umutsuzluğumuzdan yararlanarak bizim kendimizi yalnız hissetmemizi istiyorlar. Ama yalnız değiliz. Bu ülkede hayatın anlamını güzellik, neşe ve sevgide bulan pek çok insan var. Geri çekilmeyeceğiz, kendimizi anormal zannetmeyeceğiz.

Yarın mezelerimi hazırlayacağım, soframı kuracağım, rakımı açacağım, sevdiklerimle birlikte yiyip içip yeni yılı kutlayacağım. Siz de kutlayın, neyle olursa olsun, ister içkinizle, ister çayınızla. Bir gün bile neşelenmenizi çekemeyen kara yobazlara inat, yeni bir yılı umutla karşılayın. Yılbaşı rastgele seçilmiş bir gün olabilir, ama bu onu önemsiz kılmaz. Her yılbaşı bize yeni bir başlangıç ilhamı verir. Her şeyi taş devrinde bırakmak isteyen mağara adamlarına inat, değişimin önünde durulamayacağını hatırlatır.

Bugün tutuklanan gazeteci Ahmet Şık demiş ki: “Hiç kimse enseyi karartmasın. Bu güç bu iktidar bunlara da kalmayacak ve Türkiye mutlaka aydınlığa kavuşacak.”

Mutlu yıllar!

Reklamlar

Kaan Öztürk hakkında

Kaan Öztürk İstanbul’da doğdu. İstanbul Lisesi ve Boğaziçi Fizik mezunu. Rice Üniversitesi‘nde uzay fiziği alanında doktora yaptı. Işık ve Yeditepe üniversitelerinde ders verdi. 2015-2016 döneminde Rice'da ziyaretçi araştırmacı olarak çalıştı. Bugünlerde Sabancı Üniversitesi'nde optimizasyon ve yapay öğrenme konularında doktoraüstü araştırmacı olarak çalışıyor.

30 Aralık 2016 tarihinde Not Defteri içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. Yorum yapın.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: