Astrolojinin kaygan zemini

Dün gece CNNTürk kanalında “Gündem Özel” programında astrolojiyi konuştular. Astrologlar Hakan Kırkoğlu, Ata Nirun ve Ozan Güner’e karşı, rasyonel düşünceyi savunma görevi, bilim yazarı değerli arkadaşım Tevfik Uyar ve astrofizikçi Dr. Selçuk Topal‘a düştü.

İki akılcıya karşı üç astrologun konuşması, üstelik ilk ve son konuşma sırasının astrologlara verilmesi nedeniyle bilimsel cevaplara çok vakit kalmadı. Hem Tevfik’in hem de Selçuk hocanın vakit darlığı yüzünden etraflı açıklama yapmalarının mümkün olmadığı görülüyordu. Belki bu, bir önceki haftadaki “hurafeler” konulu tartışmada astrologlara haksızlık yapıldığı algısıyla ilgili olabilir. Ne sebeple olursa olsun, astrologlar programda orantısız bir süre kullandılar.

Ama bunun en azından bir faydası olduğunu söyleyebilirim: Astrologların sürekli minder dışına kaçmaya çalışmaları, hedef saptırma, yanlış bağlantı, ad hominem gibi safsatalara düşkünlükleri ve yaptıkları işi tanımlama konusundaki tutarsızlıklarını etraflıca görme şansımız oldu. Karşılıklı tartışma konusunda kendini geliştirmek isteyen her bilimsel şüphecinin seyretmesini tavsiye ederim.

Tevfik “Astrolojinin Bilimle İmtihanı“nı yazdığından beri astrologlar onunla sık sık tartışmaya girer. Bu tartışmalarda gördüğüm bir acaiplik, onunla tartışan bütün astrologların “gerçek astroloji bu değil” demesi. Peki bu değil de ne? Pek belli değil ne olduğu. Açık eleştiri gelince, astrolojinin insanları onikiye bölmekten daha karmaşık olduğunu söylüyorlar, ama bunu söyleyenlerin bile yazdıklarına baktığınızda yaylar şöyle yapsın, kovalar böyle yapsın gibi, basbayağı onikiye bölmeye dayalı ifadeler kullanıyorlar.

Programın en can alıcı sorusu sunucu Deniz Bayramoğlu’ndan geldi: “Astrolojinin temel tezi nedir?” Bu sorunun cevabı, “gerçek astroloji”nin ne olduğu ve ne olmadığını tanımlamak için kritik önemde. Astrologların hiç birinin buna açık seçik bir cevap vermemesi, netlikten kaçınarak laf salatası içinde top çevirmeleri, en az net bir cevap kadar manidar aslında. Astrolojinin ne olduğu belirsiz bir uydurmalar yığını olduğu bu tanımsızlıktan belli zaten: Yıldızlar var, Jüpiter filan var, bir şeyler yapıyorlar, o kadar.

Sunucunun sorduğu kritik başka bir soru da, astrolojinin temel kaynak kitapları olup olmadığı idi. Sadece ortaçağda kalmış bir kitabı örnek verebildiler. Yani astrologlar kendilerini eleştirenleri “iyi araştırmamakla” suçluyorlar, ama ellerinde “astroloji budur” diye gösterecekleri bir kitap bile yok. Bu gülünç bir şey. Fizik, matematik, biyoloji, mühendislik, psikoloji, antropoloji disiplinlerinin her birinde, neredeyse herkesin temel başvuru olarak kabul ettiği eserler vardır. Mesela fizikçilere sorsalar neredeyse hepsi Feynman Fizik Dersleri’ni, Landau-Lifshitz serisini, veya bunlara denk başka bir eseri örnek verecektir. Astrolojinin Landau-Lifshitz’i hani eser? Onu geçtim, dünya çapında astrologların kendine model aldığı, “gerçek astrolog” kabul ettiği uzman kim? Astroloji nobeli olsaydı kime verirdik, ve neden?

Bütün bunların “astrolojinin temel tezi nedir?” sorusunun cevapsız bırakılmasıyla çok yakından ilgili olduğunu görmek zor olmasa gerek.

Bu bulanıklık aslında astrologların işine gelen bir şey. Bu şekilde hiç bir taahhütte bulunmak, hiç bir fikri net olarak savunmak zorunda değiller. Balık gibi kayıveriyorlar. Bazı astrologlar sağlık tavsiyesi mi veriyor? “Ben karşıyım, zaten onlar gerçek astrolog değil”. Takımyıldızlar sizin söylediğiniz tarihlere uymuyor mu? “Onlar sadece sembolik, maddi değil.” İddialarınız tutmuyor mu? “Bu bir bilim değil, sanat.”

Bu son nokta önemli. Programa çıkan astrologların üçü de astrolojinin bir bilim olmadığını açıkça kabul ettiler. Sanattır dediler, yaratıcılıktır dediler, sembolizm dediler. Ancak hiç bir yaratıcı sanatın dünyadaki olayları tahmin etme iddiası yok. Kübist ressamlar önümüzdeki ay mali sıkıntıda olacağınızı iddia etmezler. Sembolist şairler kralların ölümüne dair ciddi kehanetlerde bulunmazlar. Astrologların bu ifadeleri açıkça minder dışına kaçma, hesap vermekten kaçınma arzusunun işaretidir

Minder dışına kaçmakla kastım “Astroloji bilimsel değil mi diyorsunuz? Tamam, bilim değil” diyerek işin içinden sıyrılıvermek. Oysa, bu savunma astrologları fikri sorumluluktan kurtarmaz. Dünyadaki olayları açıkladığını ve gelecekte olacakları tahmin ettiğini iddia eden bir etkinlikten bahsediyoruz. “Astroloji bilim değildir” demek, söylediklerini ispat yükümlülüğünü ortadan kaldırmıyor. (Tevfik bu noktaya dikkat çekti, ama ne yazık ki yeterince açıklayabilecek kadar zamanı yoktu.)

Takımyıldızların aslana, balığa, koça benzetilmesinin nesnel bir tarafının olmadığı artık bariz. Dahası, astrologlar gök cisimlerinin dünyaya ve insanlara ne yoldan etki yaptığını da açıklamaktan aciz. Astrologların burçları tevil etmek için kullandıkları savunmalardan biri, bunların fiziksel değil “sembolik” veya “arşetipal” etkiler yaptığı. Yani, biz aslanı cesurluk ve liderliğin arşetipi olarak gördüğümüz için, o böyle bir etki yapıyormuş.

Arşetip ve sembol savunmasının tutar tarafı yok. Astrologlar “aslan burcusun” demese, aslan burcu olduğumuzu nereden bileceğiz? Kim kafasını kaldırıp Uranüs’ün “terazi evi”nde olduğuna bakıyor da bu arşetipten etkileniyor? (Uranüs’ün gözle görülemediğini de hesaba katın.) Üstelik her toplumun sembolizmi aynı değil. Aynı sembolizmi paylaşmayan Uzakdoğu veya Pasifik toplumlarında işlemiyor o zaman. Dahası, sembolizmin işlemesi için, o sembolizmi benimsemiş bir bilinç gerekli. Elektronik cihazların arızalanmasını öngörenler, o cihazların hangi sembolizmi algıladığını düşünüyor acaba?

Aslında bunların hepsi havanda su dövmek. Astroloji sanat mıdır, sembol müdür, bilim midir diye tartışmak yerine basitçe verilere bakarak karar vermek yeter. Veriler de astrolojinin öngörülerinin tutmadığını açık seçik gösteriyor zaten. Çürütülen iddialara “gerçek astroloji bu değil” diye karşılık verenler, gerçek olduğunu düşündükleri astroloji yöntemiyle, test edilebilir iddialar öne sürmekten kaçınmasa, o zaman astrolojinin doğru olduğunu görme şansımız olur. Ama heyhat! “Mali sıkıntılara karşı tedbir alın”, “ülkemiz komşularla diplomatik sorun yaşayabilir” gibi sade suya tirit, ne doğru ne yanlış ifadelerin arkasına saklanmak daha emniyetli geliyor astrologlara.

Astrolojiye, astronomi bağlantısını kullanarak payanda sağlamaya çalışmak yaygındır. “Astroloji olmasa astronomi olmazdı”, “o büyük gözlemevleri astroloji için yapıldı”, “meşhur astronomlar da astroloji yapmıştı” diyerek astronominin güvenilirliğinden astrolojiye pay çıkarmaya çalışıyorlar. Mesele şurada ki, astronomi bir gözlem bilimidir, astroloji ise yıldızlardan hikaye yazmaktır. Eski kralların ve papazların bu hikayeleri duymak istemeleri gözlemevlerinin kurulmasını kolaylaştırmış olabilir elbette, ama tek sebep bu değildi. Mevsimsel döngüleri takip edebilmek, takvimi hatasız oluşturmak, dini ayinlerin gün ve saatlerini belirlemek gibi amaçlar daha da önemliydi.

Kaldı ki astronominin kökünde bazı batıl inançlar olması, o batıl inançları doğrulamaz. Ortaçağda ölümsüzlük iksirini ve felsefe taşını elde etmek isteyen simyacılar, yaptıkları sayısız deneyde çeşitli maddeler arasındaki tepkimelerin ayrıntılarını keşfettiler. Modern kimya, kurşunu altına çevirme çabasının yan ürünü olarak serpildi. Ama bu gerçek, simyaya herhangi bir geçerlilik kazandırmıyor.

Astrologlar duygusal saldırılara başvurmaktan da çekinmiyorlar. Astronomi camiasının kendilerinden nefret ettiğini, faşizan şekilde susturmaya çalıştıklarını iddia etmeye bayılıyorlar. “Postmodernist bir anlayışla” diyor Kırkoğlu, “çok sesliği kucaklamak gerek. Kimse gerçek bilginin sahibi olduğunu söyleyemez.”

Süpermen postmodernistlere karşı.

Güzel bir şekilde, postmodernizm karikatürü haline getiriyor kendini Kırkoğlu. Herhalde aklında Feyerabend ve benzerlerinin, bilimsel bilginin bir üstünlüğü olmadığını, bir şamanın bilgisinin bir modern doktorun bilgisiyle aynı değerde olduğunu savundukları rölativist bilgi felsefesi var.

Bu tamamen yanlış bir düşünce. Hipotezlerin deney ve gözlem ile test edilmesi ile, “hastalıkların sebebi cinlerdir, dans edeyim de çıksınlar” demek bir değildir. Bilimsel yöntem, Tevfik’in de güzel ifade ettiği gibi, doğruyu bulmak için kullanılan standartların adıdır. “Bunun doğru olduğunu nereden biliyorsun?” sorusuna cevap verme yöntemidir. Bilimciler bu yöntemi diğer meslek gruplarından daha titizlikle uyguladıkları için adı “bilimsel yöntem” olmuştur, ama bilimciler için ayrı, çiftçiler için ayrı, astrologlar için ayrı bir bilgi edinme yöntemi yoktur. “Benim içime böyle doğdu, ispatlayamam, ama inanıyorum” diyen kendini kandırıyordur. Kendini istediği kadar kandırsın, zararı ona. Ama başkalarını da kandırmaya kalkarsa, akılcı insanların görevi onu frenlemektir. O zaman “benden nefret ediyorlar” diye ağlama hakkı olmaz.

Zaten “astroloji bilim değildir, sanattır, sembolizmdir” deyip, sonra “bizimki de bilgidir, bilginin tek sahibi siz değilsiniz” demek ayrı bir tutarsızlık. Sanatsa, bilgi olduğu iddia edilemez. Bilgiyse, teste tabi tutulmuş olması gerekir.

Ata Nirun’un bilimsel açıklamalara cevabı yine, kaygan bir pehlivan misali minder dışına kaçmaktan ibaret kaldı. Bilimsel açıklamaların “soğuk” olduğunu, birkaç kişiyi belki ikna edeceğini ama keyif almak isteyen çoğunluğa ulaşamayacağını söyledi. Yılların tecrübesiyle hedef kitlesini çok iyi tanımış elbette. Gerçekten de insanların çoğu rahatlatıcı yalanları gerçeklere tercih ederler. Ama bu, yalanın ifşa edilmesi zorunluluğunu ortadan kaldırmaz.

(Ata Nirun’un bilimcilerin yaratıcı düşünceden uzak olduklarını iddia etmesi de epeyce gülünçtü ve bilimsel konulardan ne kadar uzak olduğunu gösteriyordu. Bilimsel araştırma sürecinin içinde yaratıcılığın çok büyük rolü bir yana, en azından Richard Dawkins veya Carl Sagan okusaydı bilimsel konuların ne kadar şairane ve büyüleyici olabileceğini bilirdi.)

Astrolog argümanlarını baştan sona toparlayalım: Astroloji bilim değil, ama bilimsel yöntemin çürüttüğü iddialar “gerçek astroloji” değil. Astroloji bolca yorum, yaratıcı düşünce, sembolizmden oluşur. İşleyişine dair bilinen bir mekanizma yoktur. Doğru söyleyip söylemediği test edilmemiştir. Bu eleştirilere verilen tek cevap “bilim soğuk, astroloji sıcak”tır. Ortak bir standardı yoktur. Dört saatlik sohbette astrolojinin doğruluğuna dair elle tutulur bir kanıttan bahsedilmemiştir (Kırkoğlu’nun zikrettiği iki üç yayın hariç — onların da metodolojisini incelemek gerekir.)

Bunları alt alta koyduğumuzda şunu görüyoruz: Astroloji çoğunlukla uydurmalara dayalı bir iştir. Objektif gerçekle ilgilenmez, kendi gerçeğini yaratma iddiasındadır. Kendini savunmak için otoriteye atıf, eskiliğe atıf, hedef kaydırma, anlam kaydırma gibi safsatalardan başka çaresi yoktur.

Dört saatlik program sırasında bazen sabrım zorlansa da, sonunda bunu öğrenmiş olmak programı seyretmeye değdi. Herkese tavsiye ederim.

Reklamlar

Kaan Öztürk hakkında

Kaan Öztürk İstanbul’da doğdu. İstanbul Lisesi ve Boğaziçi Fizik mezunu. Rice Üniversitesi‘nde uzay fiziği alanında doktora yaptı. Işık ve Yeditepe üniversitelerinde ders verdi. 2015-2016 döneminde Rice'da ziyaretçi araştırmacı olarak çalıştı. Bugünlerde Sabancı Üniversitesi'nde optimizasyon ve yapay öğrenme konularında doktoraüstü araştırmacı olarak çalışıyor.

20 Ağustos 2017 tarihinde Safsata içinde yayınlandı ve , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. 3 Yorum.

  1. Gökyüzüne bakarak geleceğiniz hakkında bilgi verebileceğini söyleyen, bilimin ne olduğundan habersiz birtakım insanlar “sizin kitabınız hiç bilimsel değil” tarzında söylemlerde bulunurken nezaketen de olsa gülümseyerek kafa sallamaya hacet yoktu bence. Sizin de dediğiniz gibi astroloji gibi bu kadar mesnetsiz bir konuda gerektiği kadar üzerlerine gidilemedi. Tam tersi makul ve mantıklı konuşuyorlarmış gibi bir intiba bırakılarak program sonlandı. Üstelik bilim insanları için konuşurken çaktırmadan bilimin kimliğine dair bile birkaç sataşmada bulunabilme cesaretini gösterdiler. Bilimin soğuk olmasıyla ilgili söyleme de çok şükür Selçuk Hoca güzel bir cevap verdi. Yoksa ekran başında kendimi paralayacaktım. 🙂

    Astrologlarla da bu tonda tartışılacaksa bence hiç tartışılmaması daha iyi olur. Zira 21. yüzyılda asıl nokta astrolojinin hurafe olup olmadığının tartışılması değil, bu hurafeyi bilinçsiz dimağların gözünden düşürmek olmalı diye düşünüyorum. Belki de programın formatı science-pseudoscience tartışmaları için fazla tahammülkardır.

    Değerlendirme çok güzel olmuş Kaan Hocam, teşekkürler. 🙂

  2. ben cringe geçiriyorum bu programları izlerken. dinci, felsefeci ya da astrologlar olmadan sadece bilim insanlarıyla düzgün bir program neden yapamazlar anlamıyorum.

  1. Geri bildirim: “Bilincin Bilimi” ve bir profesörün reddi | Yalansavar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: